Navigation

Buradasınız

Kimin Kılıcını Kuşanmalı?

İşçi Dayanışması Bülteni, No:124

Gelin tarihte bir yolculuk yapalım ve Roma’ya, yani yaklaşık iki bin beş yüz sene gerilere gidelim. Bir kent devleti olarak kurulan Roma, asırlar içinde genişleyerek devasa bir imparatorluğa dönüşmüştü. Yaşamın pek çok alanında muazzam ilerlemeler kaydedilmiş ve dönemin tartışmasız en büyük uygarlıklarından biri olmuştu. Roma, “Ebedi Şehir” olarak adlandırılıyordu ve burada toplum efendiler ve köleler diye ikiye ayrılıyordu. Bir yanda köleler vardı, diğer yanda efendiler, sömürücüler… Köleler tarlalarda, madenlerde çalıştırılıyor, hayvanların bakımıyla ilgileniyorlardı. Şehirlere su kemerleri inşa ediyor, vadilere ve nehirlere köprüler kuruyorlardı. Engelleri un ufak ederek kilometrelerce uzayıp giden ticaret yolları yapıyorlardı. Bu koca “uygarlık”, köle emeğinin sömürüsü üzerine inşa edilmişti. Yani Roma’yı Roma yapan kölelerdi!

Köleler, efendilerinin her türlü “ayak işlerini” görürlerdi; onları tahtırevanlarla sırtlarında taşır, yemeklerini yedirir, banyolarını yaptırırlardı. Bunlar da yetmezmiş gibi bir efendi, kölesine her türlü işkenceyi, zulmü yapma hakkına sahipti. İsterse ona tecavüz edebilir ya da onu öldürebilirdi. Efendileri onları “konuşan alet” olarak adlandırmıştı. Ama köleler ne bir aletti ne de bir hayvan! Onlar elleriyle ve ayaklarıyla, yürekleriyle ve akıllarıyla, daha da önemlisi harcadıkları emekleri ve ürettikleriyle birer insandılar.

Hiçbir zulüm sonsuza dek hüküm süremez denir ya, doğrudur! Bir yerde zulüm varsa zulme baş kaldıranlar da vardır. Tarih ezilenlerin destansı isyanlarını yazar. Nitekim Roma’da iki bin sene önce patlak veren ve üç sene boyunca süren Spartaküs isyanı da böylesine bir destandır. Gösteriş düşkünü efendilerin sırf eğlence olsun diye başka kölelerle dövüştürdüğü Trakyalı bir köleydi, gladyatördü Spartaküs. Roma’da asırlar boyunca süren zulme karşı en büyük köle isyanı, onun önderliğinde gerçekleşti. Onun önderliğinde isyan eden köleler, kırılmış bir zinciri sembol olarak seçtiler. Ellerindeki, ayaklarındaki, boyunlarındaki pranga ve zincirleri kırmakla işe koyuldular. Bununla da yetinmediler, “böyle gelmiş böyle gider” fikrini de bilinçlerinden söküp atarak onları hareket etmekten, isyan etmekten alıkoyan bir başka prangadan kurtuldular.

60 kölenin başlattığı isyan dalga dalga büyüdü ve zamanla 120 bini buldu. Özgürlüklerini kazanmak için isyana girişen köle ordusu, karşısına çıkan en güçlü Roma birliklerini yok etti. En seçkin alaylar, özgürleşen kölelerin birikip de taşan öfkesinin karşısında ağır yenilgiler alıyor, Roma şehirleri birer birer düşüyordu. Suriye ve Mısır’dan, Habeşistan’dan bile duyulan Spartaküs isyanı kölelik düzeninin temellerini sarsıyordu. Bu nedenle Romalı egemenler zaman kaybetmeden bütün savaş birliklerini bir araya getirerek Spartaküs ve arkadaşlarının üzerine saldılar. Bununla da yetinmediler, köleleri yine kölelerle vurma entrikasına başvurdular. O güne kadar köleleri insan yerine bile koymayan efendiler, kölelere silah vererek onları köle ordusuna, Spartaküs’ün ordusuna karşı savaştırdılar. Silahlandırılan köleler, silahı ancak özgür insanların kuşanabileceği düşüncesiyle kendilerini bir anda ayrıcalıklı ve özgür efendi gibi hissetmişlerdi. Yani kandırılarak kendi kardeşlerine karşı savaştırılmışlardı.

Spartaküs isyanının üzerinden asırlar geçti ama egemenler oyunlarını bugün de çeşitli biçimler altında sürdürüyorlar. Meselâ herkesin eşit ve özgür olduğu, herkesin bir gün zengin olabileceği söyleniyor. Bugün işçilere “sizin de zengin olma hakkınız var” denmesi ile kölelere kılıç kuşandırılarak “siz özgürsünüz” denmesi arasında bir benzerlik yok mudur? Ya da bugün tüm dünyada milliyetçilik kışkırtılıyor, işçi ve emekçiler düşmanlaştırılıyor. Peki, bu “kardeşi kardeşe kırdırma” taktiği değil midir?

Kardeşler, kendimize soralım; efendi ile kölenin, sömüren ile sömürülenin çıkarlarının ortak olduğu hangi devirde görülmüştür, böyle bir şey mümkün müdür? Bugünün egemenleri, bu fikirleri işçilerin bilincine aşılayarak gerçekleri ters yüz etmeye çalışıyorlar. İstiyorlar ki işçiler gerçek düşmanını bilmesin, tanımasın. İstiyorlar ki işçiler “böyle gelmiş böyle gider” diye düşünmeye devam etsin, kendi tarihini bilmesin ve kendi sınıfının fikirlerini kuşanmasın. Böylece sefa sürdükleri bu sömürü düzeni sürüp gitsin istiyorlar. Spartaküs isyanı bugün olduğu gibi asırlar önce de boyun eğmeyenlerin olduğunu ve sömürülen emekçilerin en ağır uykulardan bile uyanabileceğini gösteriyor. Ezilenlerin tarihindeki bu görkemli eylem, kimin kılıcını kuşanmak gerektiğini ve hangi saflarda mücadele etmek gerektiğini anlatıyor bize.

27 Temmuz 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...
  • Ben on üç yaşından beri çalışmaktayım. Adana’da birçok fabrikada çalıştım, son beş yıldan beri ise bir fabrikada metal işçisi olarak çalışıyorum. Daha önce hep duyuyordum UİD-DER’in etkinliklerini ama böyle bir etkinliğe hiç katılmamıştım....
  • İki dağcı genç çadırlarını alır dağa çıkarlar. Çadırlarını kurar ve gece içinde uyurlar. Gençlerden biri gece uyanır. Panik halde arkadaşını uyandırır. Ne olduğunu, niye uyandırıldığını anlayamayan şaşkın arkadaşına sorar:
  • Geçenlerde eve dönmek için dolmuşa bindim, dolmuş hakikaten dolmuş durumdaydı. Dolmuşta iki kişinin kendi aralarında yaptıkları sohbete kulak misafiri oldum. Diş hekimi bu iki insan bir birilerine “müşteri nasıl kazıklanır” taktiğini veriyordu. “Bak...