Navigation

Buradasınız

Kölelik Bürolarında İşçi Olmak

Kiralık işçiliğin önünü açan yasa tasarısı geçtiğimiz sene Mayıs ayında yürürlüğe girmişti. Peki, nedir kiralık işçi yasası? Hatırlayalım: “Bu yasa, işçilerin aynı köleler gibi kiralanmasını getiriyor. İşçileri işe alacak özel istihdam büroları, dileyen patrona bu işçileri saatlik, günlük ya da aylık kiralıyor. Kısa süreli sözleşmelerle çalıştırılacak bu işçiler, bir yılı doldurmadan kendilerini kapının önünde bulacaklar. Kıdem tazminatı alamayacaklar, çoğu zaman sigortaları olmayacak, olsa da parçalı olacak. Çalışmaya gönderildikleri işyerlerinde haklarını bile arayamayacaklar. Bu koşullarda çalışan işçiler, mezarda bile emekli olamayacaklar!” [*]

Kölelik büroları, kıdem tazminatının elimizden alınması gibi saldırılar sonucu, işçiler için çalışma hayatının biçimi kölelik olacak. Artık kadrolu, sürekli ve güvenceli çalışma da mezara gömülmüş bulunuyor. Diğer yandan kölelik büroları, sendikalaşmanın ve örgütlenmenin önünde önemli bir engeldir. Zaten patronların ve hükümetin esas amacı da bu.

Kiralık işçi yasasının içeriği kısaca böyle. Ben de yaklaşık bir haftadır kölelik bürolarında çalışıyorum. Gittiğim farklı işyerlerinde karşılaştığım durumları size aktarmak istiyorum. Çalışmaya başladığım ilk günlerde neredeyse tüm işyerlerinde en az üç kişinin yapması gereken işleri tek başıma yapıyordum. Gece saat ondan sabahın yedisine kadar neredeyse hiç durmadan çalıştım. Fakat yine de işler bitmiyordu. Yaptığım işin bir kısmı atık gıda malzemelerinin konteynırlara doldurulup boşaltılmasıydı. Dolayısıyla bu iş için maske ve eldiven gerekiyordu. İlk iş günümde vardiya müdürüyle bunun üzerine tartıştım. Çünkü o gün eldiven kalmamış, maske ise zaten hiç yokmuş! Müdüre maske ve eldiven olmadan bu işi yapmayacağımı söyledim. Müdür: “Bugüne kadar bu işi herkes böyle yaptı. Hiç kimseye de bir şey olmadı. Hem maske ve eldivenimiz yok!” diyerek aklı sıra beni ikna etmeye çalıştı. Ben ise kararlı bir ifadeyle eldivensiz ve maskesiz çalışmayacağımı ve ayrıca bu durumun iş sağlığı ve güvenliği kanununa aykırı olduğunu söyledim. Bunun üzerine müdür, depodan döndüğünde elinde iki kutu maske-eldiven takımıyla gelmişti. Bu olayda bizim sağlığımızı ve canımızı koruyacak önlemlerin patronlar için “maliyet” olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Başka bir gün yine “kurnaz” bir müdürle bu defa servis sorunu ile ilgili tartıştım. Yarım saat önceden müdüre, servis gelince bana haber vermesini söyledim. Ancak saatin geçtiğini görünce tekrar gidip servisi sordum. Bana servisin gittiğini artık yapacak bir şeyin olmadığını söyledi. “Sen niye binmedin?” diyerek sorumluluğu bana yıkmaya çalıştı. Ben de bu sorumluluğun ona ait olduğunu, fazla mesaiye kalmayacağımı ve gerekirse taksi tutması gerektiğini söyledim. Bunun üzerine müdür servisi geri çağırmak zorunda kaldı. Bu olayda da müdürlerin katakulliyle işçileri fazla mesaiye bırakma çabaları gözümden kaçmamıştı. Buradaki başka bir sorun şuydu: İşçiler her gün iş bitmiyor bahanesiyle mesaiye bıraktırılıyor fakat fazla mesai paraları verilmiyordu. İşçilerle bu durumu konuştuğumda ise “burada böyle işliyor” deniliyordu. Bunlarla birlikte karşılaştığım sorunlardan birisi de her gün iş olmamasıydı. Birkaç defa işyerine gittiğimde, o gün işe çağrılmış olmama rağmen “bugün elemana ihtiyacımız yok” denilerek geri gönderildim. Fakat ben UİD-DER’den öğrendiklerim sayesinde, hem fazla mesai ücretlerimi hem de geri gönderildiğim günlerin yevmiyesini, müdürler ve bürodaki görevliyle yaptığım tartışmalar sonucunda aldım.

Burada önemli olan husus, tüm bu yaşananların münferit durumlar olmadığı gerçeğidir. Kölelik büroları, kıdem tazminatının elimizden alınması gibi saldırılar sonucu, işçiler için çalışma hayatının biçimi kölelik olacak. Artık kadrolu, sürekli ve güvenceli çalışma da mezara gömülmüş bulunuyor. Diğer yandan kölelik büroları, sendikalaşmanın ve örgütlenmenin önünde önemli bir engeldir. Zaten patronların ve hükümetin esas amacı da bu.

Bizler hangi koşulda olursa olsun örgütlenmediğimiz ve mücadele etmediğimiz sürece, kazanılmış tüm haklarımızın elimizden alınacağını bugün yaşayarak öğreniyoruz. Bu nedenle haklarımıza sahip çıkmanın ve köleliğe boyun eğmemenin yegâne yolu işçi sınıfının saflarında mücadele etmektir.



[*] http://uidder.org/haklarimiza_sahip_cikmanin_vakti_gelmedi_mi.htm
21 Temmuz 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kapitalist sömürü düzeni tarihinde eşi görülmemiş bir ekonomik krizle boğuşuyor. Sistemin efendileri ise bu krizin sosyal sonuçlarından bir süreliğine de olsa kurtulmanın, zaman kazanmanın şimdilik iyi bir formülünü bulmuş görünüyor: Koronavirüs!...
  • Neredeyse günün her saati konuşulan konu Covid-19! Salgından etkilenen ve ölen insanların sayıları adeta skorlar halinde gündemimize taşınıyor. İş öyle bir hal aldı ki hangi ülkeden kaç kişinin öldüğünü ve ülkemizdeki ölüm oranlarını konuşup sürekli...
  • Neredeyse tüm ülkelerde sağlık sistemi çökmüş durumda. Kapitalizm altında her şeyi paralı hale getiren patronlar sınıfı, sağlığa da aynı mantıkla yaklaşıyor. Hastanelere ticarethane, hastalara ise müşteri gözüyle bakıyorlar. Sağlık sistemlerinin...
  • Her yerde olduğu gibi bizim fabrikada da gündem koronavirüs. İlk haftalarda göstermelik bazı tedbirler alındı. Bir A4 kâğıdına yapılması ve yapılmaması gerekenler yazıldı. Tabi tek düşünceleri “işçinin sağlığı” olan patronlarımız bunlarla yetinmedi...
  • Patronların koronavirüs salgınını bahane etmelerine, fırsatçılığına şahit oluyoruz. Kapitalist sistemin debelendiği kriz çağındayız. Ekonomik kriz nedeniyle biz işçilerin, emekçilerin payına düşen hayat şartları daha da kötüye gidiyor. Bu da...
  • Kamu hastanesinde sağlık emekçisi olarak çalışıyorum. Tüm dünyanın ve özellikle sağlık emekçilerinin gündeminde olan Covid-19 salgınıyla ilgili işyerinde başka bir arkadaşımla yaptığım sohbeti aktarmak istedim. Bizler genelde nöbet çıkışlarında...
  • Kardeşler, bizler çeşitli sektörlerde sendikalı çalışan işçileriz. Sendikalarımızın bağlı olduğu konfederasyonların patron örgütleriyle birlikte aynı bildiriye imza attığını duyunca çok öfkelendik. Bu durumu size yazmak istedik. Sermaye sınıfı, “...
  • Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs gündemi ile birlikte sermaye sınıfı işçilerde, yoksul emekçilerde ve emekçi ailelerin çocuğu olan öğrencilerde tedirginlik ve korku oluşturmaya çalışıyor. Ne yapacağını bilemeyen örgütsüz kitleler bu korkunun...
  • Son günlerde malum herkesin tek bir gündem konusu var: Koronavirüs. Telefonlarda, sokakta, işyerinde, otobüslerde herkesin sadece bu konuyu konuşuyor. Gazetelerde, televizyonlarda tüm programlar koronavirüs üzerine. İnsanlar evden çıkmaya korkar...
  • Koronavirüse karşı önlem olarak söylenen “el yıkamak” Afrika’nın yoksul emekçileri açısından mümkün değil. Suya erişimin çok kısıtlı ve pahalı olduğu Afrika ülkelerinde hastaneler dahi sudan ve temel hijyen maddelerinden yoksun. Sağlık işçileri...
  • Patronlar ve hükümet, menfaatleri gereği, hangi yalana nasıl inanmamızı istiyorlarsa, bizi en kolay nasıl aldatacaklarsa öyle çevirip kıvırıyorlar. Bir şey anında tam karşıtına dönüşebiliyor. Yıllardır doğru olduğunu adımız gibi bildiğimiz şeyler...
  • Ben özel bir hastanede çalışan sağlık işçisiyim. Koronavirüsü bahanesiyle, üç haftadır arkadaşlarımız zorunlu yıllık izne veya ücretsiz izine çıkartıldı. İzne çıkartılırken “sizi korumak adına” diyen patronlar, virüs bahanesiyle krizin yükünü...
  • İçinden geçtiğimiz süreç tam anlamıyla at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönemdir. Çok masum görünen şeylerin arkasında bile burjuvazinin kandırmacaları olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Burjuvazi ve temsilcileri, yaptıkları...