Navigation

Buradasınız

Ölüm ve Adalete Dair

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 120

İşçi sınıfının büyük ozanı Nâzım Hikmet “Ölüme Dair” şiirinde, üç konuğuyla dertleşmektedir. Ama bu konuklar öyle bildiğimiz kanlı canlı konuklardan değildir. Hapishane penceresinden içeri süzülmüş, Nâzım’ın rüyalarına sızmış ölü dostlarıdır. Onlar yaşamları boyunca çok çalışmış ama aç kalmış, kahır çekmiş, bu dünyadan göçüp giderken bile yüzleri gülmemiş üç işçidir. Nâzım dostlarının nasıl öldüğünü hatırlar; biri İstanbul limanında bir İngiliz şilebine kömür yüklerken sırtındaki kömür küfesiyle birlikte ambarın dibine düşmüştür. Kanı kömürün tozuna bulanmıştır oracıkta. Öteki sıtma ve açlıktan ölmüştür. Mezarına gölge verecek bir ağacı bile yoktur. Diğeri yoksulluğunu ve dünyanın çilesini unutmak için sağlığında çok içmiştir, ilaç şişeleri içinde ölmüş, tabutuna zor sığmıştır… Nâzım,

Bir eski Acem şairi

“Ölüm adildir” diyor,

“aynı haşmetle vurur şahı fakiri” diye anlatmaya başlayınca, ölü dostları bu sözlere incinirler. Acem şairine hiddetlenir ve Nâzım’ın hücresini terk edip giderler. Acem şairinin yalanı incitmiştir Nâzım’ın konuklarını. Nâzım dostlarını anlar ve ister ki tüm insanlar anlasın ölümün adaletinin nasıl olacağını.

Biliyorum,

ölümün âdil olması için

hayatın âdil olması lazım, diyorsunuz…

Hayat adil değilse ölüm de adil olamaz. Hiçbir “şah” bir gemi şilebinde sırtında kömür küfesiyle ölmez. Çünkü şahlar ve fakirler aynı hayatı yaşamaz. Ezen ve ezilenler ne hayatta ne de ölümde aynı terazide tartılır.

Çok zengin patronlar, ünlü kimseler öldüğü zaman televizyonlar, gazeteler bu konuyu günlerce gündemde tutuyorlar. Sermaye medyasında dolgun maaşlı gazeteciler, bu “büyük” insanların ölümünün büyük bir acı yarattığını söylüyorlar. “Ülke için büyük bir kayıp” diyorlar, ölen kişinin ailesinin bu acıya nasıl katlanacağını soruyorlar, kederleniyorlar. Elbette ölümün soğuk yüzü karşısında keder duyabilirler. Ama insan sormadan da edemiyor: Neden iş kazalarında ölen işçiler, kadın cinayetlerine kurban edilen kadınlar, savaşlarda, göç yollarında ölen mülteciler onları aynı derecede üzmüyor, kedere boğmuyor?

Biz söyleyelim: Çünkü onlar ait oldukları sınıfın insanlarını değerli görüyorlar. Yoksul işçi ve emekçileri ise zerre kadar umursamıyorlar. Bu tam anlamıyla sınıf tutumudur. Ünlü ve zengin biri öldüğünde bütün ülkenin yas tutması bekleniyor. Medya hüzünlü müzikler eşliğinde ölenlerin hayallerinden, başarılarından, ailelerinden bahsediyor. Oysa her yıl yaklaşık iki bin işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesine rağmen burjuva medya için haber değeri bile taşımıyor. İkiyüzlü medya, patronların iş güvenliği önlemlerini almaması yüzünden işçilerin ölmesini gündeme bile getirmiyor.

Sermaye sınıfı ve onun medyadaki uzantıları açısından işçi, kalbi, duyguları, ailesi, sevenleri, hayalleri olan bir insan değildir. Üretimin ve makinenin bir parçası olarak görülür. İşçi öldüğünde onun yerini bir başkası doldurur. Bu nedenle patronlar, maliyetleri arttırdığı ve kârlarını düşürdüğü için iş güvenliği önlemlerini almazlar. Patronların sömürü düzeni yüzünden işçiler ölmüş mü, sakat mı kalmış, acı mı çekmiş, aç mı kalmış hiç önemli değildir. Önemli olan kârdır, sermayenin birikmesidir.

Ölen kimse patronlar sınıfının bir üyesi olunca, ikiyüzlüce tüm ülkeyi bu acıyı yaşamaya çağıran sermaye medyası; Esenyurt’ta, Soma’da, Ermenek’te, Torunlar İnşaatta iş cinayetine kurban giden işçilerin ölümlerinin gerçek nedenini sordu mu, bu konu üzerine gitti mi? Meselâ madenciler için “güzel öldüler” diyen AKP’li Bakan, bu ölenler işçiler değil de patronlar olsaydı yine de aynı ifadeyi kullanır mıydı? Bu Bakan, bu sözlerinin madenci analarını ne kadar incittiğini zerre kadar düşündü mü? Bir patron öldüğü zaman ülkenin nasıl bir değer kaybettiğini söyleyerek cenazeye koşturan hükümet yetkilileri, neden iş kazalarında ölen işçilerin ülke için büyük kayıp olduğunu söyleyerek iş güvenliği yasasını uygulamıyor ve işyerlerini denetlemiyorlar? Egemenler bir kez olsun erkek şiddeti nedeniyle ölen kadınların acısını yüreklerinde duydular mı, duyuyorlar mı? Elbette hayır! Ölen kendi sınıflarından değil ki!

Önce hayatın sonra ölümün adil olabilmesi için demek ki sınıfların ortadan kalkması gerek. Üreten insanı, işçiyi ezen sömürü düzeninin son bulması gerek!

27 Mart 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kardeşler, bizler çeşitli sektörlerde sendikalı çalışan işçileriz. Sendikalarımızın bağlı olduğu konfederasyonların patron örgütleriyle birlikte aynı bildiriye imza attığını duyunca çok öfkelendik. Bu durumu size yazmak istedik. Sermaye sınıfı, “...
  • Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs gündemi ile birlikte sermaye sınıfı işçilerde, yoksul emekçilerde ve emekçi ailelerin çocuğu olan öğrencilerde tedirginlik ve korku oluşturmaya çalışıyor. Ne yapacağını bilemeyen örgütsüz kitleler bu korkunun...
  • Son günlerde malum herkesin tek bir gündem konusu var: Koronavirüs. Telefonlarda, sokakta, işyerinde, otobüslerde herkesin sadece bu konuyu konuşuyor. Gazetelerde, televizyonlarda tüm programlar koronavirüs üzerine. İnsanlar evden çıkmaya korkar...
  • Koronavirüse karşı önlem olarak söylenen “el yıkamak” Afrika’nın yoksul emekçileri açısından mümkün değil. Suya erişimin çok kısıtlı ve pahalı olduğu Afrika ülkelerinde hastaneler dahi sudan ve temel hijyen maddelerinden yoksun. Sağlık işçileri...
  • Patronlar ve hükümet, menfaatleri gereği, hangi yalana nasıl inanmamızı istiyorlarsa, bizi en kolay nasıl aldatacaklarsa öyle çevirip kıvırıyorlar. Bir şey anında tam karşıtına dönüşebiliyor. Yıllardır doğru olduğunu adımız gibi bildiğimiz şeyler...
  • Ben özel bir hastanede çalışan sağlık işçisiyim. Koronavirüsü bahanesiyle, üç haftadır arkadaşlarımız zorunlu yıllık izne veya ücretsiz izine çıkartıldı. İzne çıkartılırken “sizi korumak adına” diyen patronlar, virüs bahanesiyle krizin yükünü...
  • İçinden geçtiğimiz süreç tam anlamıyla at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönemdir. Çok masum görünen şeylerin arkasında bile burjuvazinin kandırmacaları olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Burjuvazi ve temsilcileri, yaptıkları...
  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...