Navigation

Buradasınız

Savaş Çocuk Oyunu Değil!

Aralık 2015, İşçi Dayanışması Bülteni No:93
Ortadoğu’daki yağma savaşına bulaşan tüm devletler, petrol ve doğalgaz kaynaklarından, enerji nakil hatlarından, yatırım ve pazar alanlarından pay kapmaya çalışıyorlar. Yani hangi devlet ne kadar siyasi etki kurarsa, kendi ülkesindeki patronlar da ona göre ihale kapacak, zenginleşecek. Suriye, Irak, Libya, Yemen gibi ülkelerde işte böyle bir paylaşım kavgası yürüyor.

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye hava sahasını 17 saniye ihlal eden bir Rus bombardıman uçağı düşürüldü. Ardından hem Türkiye’deki hem Rusya’daki iktidarlar karşılıklı yalan bombardımanına başladılar. Elbette bu yalanlar etkisini kısa zamanda gösterdi. Savaşın ölüm ve yıkım olduğu gerçeği “Rusya da kimmiş? Haddini bildirdik! Gazı keserse tezek yakarız”, “bu halk çile çekmeye alışkındır” sözlerinin gölgesinde kaldı. Savaş sadece gazın kesilmesi demek değildir. Savaş, işçilerin, emekçilerin bombaların altında kalması, ölmesi ve sakat kalması demektir. Savaş, yıkılan ve yaşanamaz hale gelen şehirler demektir. Savaş kan ve gözyaşı demektir. Ama egemenler tarafından kışkırtılan milliyetçilik bu gerçeklerin üzerini örtüyor.

İki devlet de “mağdur” ve “haklı” rolü oynuyor. Kendi ülkelerindeki vatandaşlarını kandırmaya çalışıyorlar. Oysa iki devlet de masum falan değildir, iki devlet de açıkça halklarını savaşa doğru sürüklemektedir. Hem de ne için? Suriye pastasından pay kapmak için!

Bu konuda devletlerin söylediği yalanları bir yana bırakıp işin aslına bakalım. Öncelikle bir ülkenin sınırlarını koruma hakkı başka bir şeydir, sınırını teğet geçen uçak sınır ihlali yaptı diye uçak düşürmek başka bir şey. Örneğin Ege’de Türkiye’nin savaş uçakları Yunan hava sahasını bugüne değin yaklaşık 2500 kez ihlal etmiş. Yunan uçakları da Türkiye hava sahası ihlali yapmış. Yani ihlal olması demek otomatik olarak ülke güvenliğinin tehlikeye düşmesi demek değildir. Uçağın düşürülmesinin ardında “güvenlik endişesi” olduğu tam bir yalandır.

Şu an Ortadoğu’da bir yağma savaşı sürdürülüyor. Bu savaşa bulaşan tüm devletler, petrol ve doğalgaz kaynaklarından, enerji nakil hatlarından, yatırım ve pazar alanlarından pay kapmaya çalışıyorlar. Yani hangi devlet ne kadar siyasi etki kurarsa, kendi ülkesindeki patronlar da ona göre ihale kapacak, zenginleşecek. Suriye, Irak, Libya, Yemen gibi ülkelerde işte böyle bir paylaşım kavgası yürüyor. Rusya ve Türkiye de tıpkı ABD, İngiltere, Fransa, Çin, İran, Suudi Arabistan gibi Suriye’de kendilerine yakın yönetimler kurdurmaya çalışıyorlar. Bu ülkelerin hepsinin bahanesi IŞİD ve benzeri caniler. Oysa IŞİD ve diğerlerini besleyip büyüten, sonra da bahane olarak kullanan da bizzat onlardır.

Putin, Esad rejimini sağlamlaştırıp kendi dümen suyunda hareket edecek bir Suriye oluşturmak istiyor. Akdeniz’de gücünü arttırmak istiyor. Türkiye hükümeti de iddia ettiği gibi masum değildir. Başka ülkelere “ne işiniz var Suriye’de?”, “ne işiniz var Yemen’de?” diye sorarken, sıra kendisine geldiğinde “orada çıkarlarımız var, orada soydaşlarımız var” diyerek yaygara koparıyor. Oysa 2011’den bu yana Suriye’yi karıştıran politikalar yürüten bizzat Türkiye’dir. Suriye’ye leş kargaları gibi üşüşen devletler arasında haklı ya da masum olan bir devlet yoktur.

Aslında Rusya ve Türkiye halklarının birbirlerine karşı bir husumeti yoktur. Yoksul emekçilerin düşmanlık için bir nedeni de yoktur. Düşmanlığı kışkırtanlar egemenlerdir. Suriye’de, Ortadoğu’da söz sahibi olmak için emekçi halkları gözünü kırpmadan savaş cehennemine atanlardır. “Vatan savunusu” adı altında halkları birbirine karşı kışkırtanlar, kirli kapitalist hesapları olan siyasi liderlerdir. Ama onlar bize savaşı çocuk oyuncağı gibi sunuyorlar.

Osmanlı’yı Almanya’nın yanında 1. Dünya Savaşına sokan siyasetçiler, Osmanlı devletinin savaştan büyük paylar alacağını hayal ediyorlardı. Bunun sonuçları halklar için çok acı oldu. 90 bin asker Allahuekber Dağlarında soğuktan donarak öldü. Osmanlı devleti Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmuştu. 1. Dünya Savaşında tam 15 milyona yakın insan yaşamını kaybetti. Ama kapitalistlerin ve onların devletlerinin umurunda değildi milyonların ölmesi. Nitekim çok kısa bir süre sonra 2. Dünya Savaşı patladı ve bu savaş Avrupa’yı yerle bir etti. ABD, Japonya’ya atom bombası attı, tarifsiz acılar yaşandı ve inanılmaz bir şekilde 55 milyon insan bu savaşa kurban edildi. Bu savaşta ölenler işçiler, emekçiler; kârlarını büyütenler ise kapitalistlerdi.

Bugün Türkiye’yi savaş bataklığına sürükleyen siyasetçiler, kendi ülkelerinin insanlarına en büyük kötülüğü yapıyorlar. Onlar için atıp tutmak, ahkâm kesmek kolaydır. Emperyalist haydutların savaşına son verebilecek olanlar işçiler, emekçilerdir. Ancak bunun için önce savaşın gerçekten bir çocuk oyuncağı olmadığını kavramalı ve kışkırtmalara gelmemeliyiz.

19 Aralık 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni