Navigation

Buradasınız

Sermaye Düzenine “Posta Koymak” İçin Birleşelim!

İşçi Daynaışması Bülteni, No: 120
Geçtiğimiz günlerde bir İşçi Dayanışması okurumuz, gönderdiği mektubunda işyerinde gerçekleşen bir sohbeti paylaşıyordu. Sohbet sırasında kimi işçiler “ülke lideri güçlü olmalı, dünyaya posta koymasını bilmeli” diyorlar. Okurumuz da haklı olarak arkadaşlarına soruyor: “Ne güzel, ülke liderinin nasıl olması gerektiği hakkında fikrimiz var. Peki, işçi dediğin nasıl olmalı?” Bu soruyla karşılaşan işçiler şaşırıyorlar. Öyle ya işçi dediğin sıradan bir insandır, ülkeyi falan da yönetmiyordur. İşçi işçidir işte, ekmeğinin peşindedir; çalışır ve ailesini geçindirir.

Geçtiğimiz günlerde bir İşçi Dayanışması okurumuz, gönderdiği mektubunda işyerinde gerçekleşen bir sohbeti paylaşıyordu. Sohbet sırasında kimi işçiler “ülke lideri güçlü olmalı, dünyaya posta koymasını bilmeli” diyorlar. Okurumuz da haklı olarak arkadaşlarına soruyor: “Ne güzel, ülke liderinin nasıl olması gerektiği hakkında fikrimiz var. Peki, işçi dediğin nasıl olmalı?” Bu soruyla karşılaşan işçiler şaşırıyorlar. Öyle ya işçi dediğin sıradan bir insandır, ülkeyi falan da yönetmiyordur. İşçi işçidir işte, ekmeğinin peşindedir; çalışır ve ailesini geçindirir. İşçilerin çoğu bu şekilde düşünür. Dolayısıyla işçilerin “işçi nasıl olmalı?” sorusu karşısında şaşırıyor olmaları normaldir.

Peki, işçi nasıl olmalı, nasıl düşünmeli ve nasıl hareket etmeli? İster farkında olsun isterse olmasın, her işçi devasa emek ordusunun bir parçasıdır. Bugünkü dünyada insanların tüm ihtiyaçlarını işçiler üretiyor. İşçilerin emeği olmadan tüneller açılamaz, gökdelenler yükselemez, pamuk kumaşa ve elbiseye dönüşemez. Ama tüm üretimi işçiler birlikte yapıyorlar. Bir fabrikada çalışan işçiler birbirlerini sevsinler ya da sevmesinler, aynı siyasal görüşü paylaşsınlar ya da paylaşmasınlar; üretimi yapabilmek için aynı çarkın dişlileri gibi hareket etmek zorundalar. Aslında bu durum, sadece bir fabrika ve ülkede değil tüm dünyada geçerlidir. Meselâ herhangi bir otomobilin bazı parçaları Kore’de, bazı parçaları Türkiye’de üretilirken, tüm parçaların toplanıp otomobil haline getirilme işi başka bir ülkede yapılıyor. O otomobilin üretilmesi için gerekli madenler, plastik, deri, boya, cam ve kumaşlar onlarca farklı ülkeden elde ediliyor. Yani üretim ve emek süreci sayesinde Koreli, Türkiyeli ve diğer ülkelerin işçileri birleşmiş oluyorlar.

Emek ordusunun bir parçası olan işçiler, uluslararası bir sınıf oluştururlar. Türk ya da Fransız, Müslüman ya da Hıristiyan olmaları bu gerçeği değiştirmez. İşçiler üreten bir sınıftır ve çıkarları ortaktır. İşçiler birleşmedikleri ve bir sınıf olarak hareket etmedikleri müddetçe hiçbir hak elde edemezler. Örneğin, geçtiğimiz ay metal işkolundaki iş sözleşmesi işçilerin kazanımıyla sonuçlandı. Metal işçileri, metal patronlarına karşı günlerce eylem yaptılar. Demek ki ortada iki ayrı sınıf ve farklı sınıf çıkarları var. Burada kilit kavram, sınıf ve sınıf çıkarlarıdır. Meselâ teknoloji sayesinde, ücretleri düşürmeden iş saatlerini düşürmek mümkündür. Böyle bir şey toplumun çıkarına olur, çünkü toplumun çoğunluğunu işçi sınıfı oluşturuyor. Ama patronlar buna yanaşmadıkları gibi, iş saatlerini daha da uzatıyorlar. O halde, bu iki sınıfın çıkarları ortak değil. Bu durumda, düzen siyasetçilerinin ağızlarından düşürmedikleri “ülke ve toplum çıkarları” iki ayrı sınıf için nasıl ortak olabilir?

Bir olayın anlaşılıp kavranması için çoğu zaman ona dışarıdan bir gözle bakmak gerekir. Bu nedenle biz, örneği Türkiye’den değil ABD’den vereceğiz. Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Trump, ülkeye giren çelik ve alüminyuma gümrük vergisi getiren yasayı imzaladı. Bunu yaparken bir tören düzenledi, çelik işçilerini de yanına alarak bol bol “ülke ve toplum çıkarları” hakkında nutuk attı. Trump, “ilk önce Amerika” sloganını kullanıyor, “ülkemizi ve işçilerimizi korumak zorundayız” diyor. Sınıfını ve sınıf çıkarlarını unutan her Amerikalı işçinin Trump’a inanması kaçınılmazdır. Peki, bir patron ve bir milyarder olan Trump, gerçekten işçileri düşünür mü? Trump, dış ülkelerden Amerika’ya giren çeliğe gümrük vergisi koyarak, içeride üretimi arttıracağını ve böylece daha fazla işçinin iş bulabileceğini söylüyor.

Gerçekte ise Trump’ın asıl amacı patronlar sınıfını korumaktır. Rekabet gücü artan patronlar kârlarını daha fazla büyütebilecekler. İşçiler ise her zamanki gibi uzun saatler çalışmaya ve sömürülmeye devam edecekler. Kapitalist sömürü düzeninde patronların tüm derdi sermayelerini büyütmektir. Tam da bu yüzden Amerikalı şirketler, işçilik maliyetlerinin sudan ucuz olduğu Çin’e koştular. Dün Amerikan sermayesinin çıkarları tüm gümrük duvarlarının kaldırılmasından yanaydı, bugün yükseltilmesi patronlar için daha kârlı olabilir. Patronların çıkarı neyi gerektiriyorsa, Amerikan hükümeti onu yapıyor. Bu durum dünyada da Türkiye’de de böyledir.

İktidara gelir gelmez işçileri kapsayan genel sağlık sigortasını kaldıran Trump, bunu “ilk önce Amerika” diyerek yapmıştı. Egemenler, yalan söylemekte ve gerçekleri baş aşağı çevirmekte son derece ustadırlar. Afganistan ve Irak’ı işgal eden ABD’nin egemenleri, yüz binlerce insanın ölmesiyle sonuçlanan savaşı “ülke çıkarları” adına savunmadılar mı? Bugün Ortadoğu ve Suriye cehenneme dönmüş durumda. Petrol ve enerji yataklarına el koymak isteyen devletler, korkunç bir savaş yürütüyorlar. Ama tüm devletler, yüz binlerce insanın öldüğü, kentlerin yakılıp yıkıldığı, milyonların mülteci haline geldiği bu korkunç savaşı meşru göstermek için yalan söylüyorlar. “Terörizme karşı mücadele” diyorlar, “ülke çıkarları”ndan söz ediyorlar. Her devlet, kontrolü altına aldığı medyayı kullanarak, kirli bir savaş propagandası yürütüyor. İşçi ve emekçileri savaşın gerekli olduğuna ikna etmek istiyorlar. Medya emekçilerin bilincini felç ediyor, gerçekleri karartıyor. ABD Irak’ı yerle bir ederken Amerikan medyasının bunu Irak halkının özgürleştirilmesi olarak sunması ya da Hitler’in orduları Çekoslovakya’yı işgal ederken Alman medyasının Çek halkının Alman askerlerini çiçeklerle karşıladığını söylemesi, medyanın işlevinin dünden bugüne değişmediğini gözler önüne seriyor.

Her şey “ülke çıkarları” için diyenlere sormak zorundayız: Acaba ülkenin hangi sınıfı için? Bir iş yapılırken ne adına yapıldığına, ne dendiğine değil hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğine bakmalıyız. Bunun için de soru sormalı, sorgulamalıyız. Böylece “bir işçi nasıl olmalı?” sorusunu da cevaplamış oluyoruz. Her işçi, sorgulayan ve sınıf bilincine sahip bir işçi olmalıdır. Sınıf bilincine sahip bir işçi, kendisinin her şeyi alın teriyle üreten işçi sınıfının üyesi olduğunu bilir; patronlar sınıfı ile işçi sınıfının çıkarlarının farklı olduğunu kavrar; hükümetin ve medyanın yalanlarına kanmaz; kendilerini kurtarıcı olarak sunan düzen siyasetçilerinin peşinden gitmez; milliyetçiliğe kapılarak diğer milletlerden işçileri düşmanı olarak görmez ve onların canına kıyan savaşları desteklemez! İşçiler “dünyaya posta koyan liderler” aramak yerine, kendi güçlerinin farkına varmak, sınıf bilinçli işçiler haline gelmek ve örgütlenmek zorundadırlar. İşte o zaman işçi sınıfını ücretli köle konumuna, işsizliğe ve yoksulluğa iten sermaye düzenine gerçekten de postayı koyacaklardır.

22 Mart 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Merhaba arkadaşlar, ben yeni mezun bir rehber öğretmenim. Engelli bireylerimizin eğitim aldığı özel bir rehabilitasyon merkezinde kısa bir süre çalıştım. Malûmunuz eğitimde fırsat eşitsizliği özellikle pandemi koşullarında hepten alıp başını gitti....
  • İnsanların uğrak noktalarından biri olan AVM’lerin sayısı her geçen gün artıyor. Dışarıdan bakıldığında çok şaşaalı duran AVM’lerin iç dünyası maalesef ki düşünüldüğü kadar parlak değil. Uzun süredir AVM’de çalışan bir işçi olarak size birkaç şey...
  • Edebiyatın Türkçe söyleyen büyük ustası Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te hayata gözlerini yumdu. 90 yılı aşan ömründe Anadolu’nun yoksul insanları ile hemhal olan büyük usta, onların acılarını, korkularını, mutluluklarını, cesaretlerini anlatan...
  • İktidar ve avenesi yediklerini, içtiklerini canlı yayınlarda gözümüze sokuyorlar. Ahali, gördüğü yemekler karşısında yutkunadursun kendi saraylarına, malikânelerine, villalarına krizin gölgesi bile uğramaz. Kendileri tok olduğundan “uçuyoruz,...
  • Asgari ücretin belirlenmesini hepimiz dört gözle bekliyorduk. Bunlardan çok bir umudumuz yoktu zaten, bizi yanıltmadılar. “Ekmek yiyorlarsa o zaman aç değiller” diyen zihniyetin bizlere bunları layık göreceği belliydi. 2021’de asgari ücret 2825 lira...
  • 2020, patronlar ve yönetenler için zenginliklerine zenginlik kattıkları, işçilerin alın terini, emeğini arsızca, hoyratça sömürdükleri bir yıl oldu. İşsizlik, ekonomik kriz, hayat pahalılığı, iş kazaları, hak gaspları, yasaklar, intiharlar....
  • Yoksul bir inşaat işçisinin çocuğu olarak büyüdüm. Az çok idare ederdik işte... Tüm yoksulluğumuza rağmen annemin eldeki parayı mümkün olduğunca beslenmemize ayırması bizi hayatta tuttu. Ama bazen işler çığırından çıkardı. Borçlar birikir, bakkal...
  • Maltepe Belediyesi işçilerinin grevi devam ediyor. Grevin üçüncü gününde Tugay Yolu’ndaki Park ve Bahçeler Müdürlüğü önünde bekleyen grevci işçileri ziyaret eden UİD-DER’li işçiler, dördünce gününde ise Gülsuyu’nda bulunan Maltepe Belediyesi...
  • CHP’li belediye yönetimleri işçilerin taleplerini karşılamak yerine, grevi karalayarak gözden düşürmeye çalışıyor. Belli ki tek merkezden harekete geçirilen trol ordusu, belediye işçilerini aşağılıyor. Demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar...
  • Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları Metal fabrikasının işçileri DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenmiş ve bu nedenle işten atılmışlardı. Ekmekçioğulları patronu, işyerinde çoğunluğu sağlayıp Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler...
  • 26 Şubat 1984’te kaybettiğimiz işçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil, acıyı da, umudu da, hasreti de, kavgayı da yazdı. Yaralara merhem olsun, karanlıkta ışık olsun, yüreklerde sevinç olsun, kavgaya çağıran ses olsun diye şiirleri, yüreğini...
  • Maltepe Belediyesinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine başlayan grev, üçüncü gününde devam ediyor. Grevci işçiler Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın ikramiyeler hariç yüzde 47 zam yaptığı iddiasına ve grev kırıcıları...
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler,...

UİD-DER Aylık Bülteni