Navigation

Buradasınız

Alpullu Şeker İşçileri Özelleştirmeye Ne Diyor?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 120

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi süreci devam ediyor. Türkiye genelinde 14 şeker fabrikasının satışı için ihale süreci başlatıldı. Özelleştirme sonucu yüzlerce işçi işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya ve bu durumdan binlerce emekçi etkilenecek. 1926 yılında Kırklareli’nde kurulan Türkiye’nin ilk şeker fabrikasının işçileriyle konuştuk. Alpullu şeker fabrikasından işçiler özelleştirmeye karşı düşüncelerini İşçi Dayanışması’yla paylaştı.

Şeker-İş Sendikası Alpullu Şube Başkanı Orhan Saltık: Bugün Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde toplamda 25 adet şeker fabrikası bulunuyor. Şeker fabrikaları paket haldeyken yani 25’ini birlikte düşündüğümüzde zarar etmiyor. Bu fabrikaların bir kısmı istihdam amaçlı, bir kısmı kâr amaçlı kurulmuş zamanında ve bugün 14’ü özelleştirilmek isteniyor. Eğer siz fabrikaları tek tek satarsanız, istihdam amaçlı kurulan fabrikalar zarar edip batar. 5 yıl üretim şartı konuluyor ama fabrikayı alan kişi zarar etmeye başlayınca 1-2 yıl içinde kapatıp gidecek. Bu şekilde en az 10 fabrika kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Biz sendika olarak buna karşıyız. Devletin kâr odaklı düşünmemesi gerekiyor.

Emekli şeker işçisi: Ben Alpullu Şeker fabrikasında 25 sene çalıştım, şimdi emekliyim. Şu an fabrikanın satışı söz konusu, biz emekliler olarak fabrikanın satılmasını istemiyoruz. Biz emekli olduk ama burada bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız çalışıyor. Bize fabrikanın 5 yıl çalıştırılacağı söyleniyor iyi ama o süreden sonra ne olacak? Bu fabrika yıkılacak mı, müze mi olacak, ne yapacaklar? Sadece bizim bölgemizdeki değil hiçbir bölgedeki fabrika kapanmasın. Sümerbank ve Tekel fabrikalarını özelleştirdiler, ne oldu sonra? Hepsinin yerinde AVM’ler var bugün. Fabrikalar kapandığında hadi emekliliği gelenler emekli oldu, ya diğerleri? Ne olacak o işçilere? Yıllarca yaşadıkları, kök saldıkları yerlerden koparılıp başka yerlere mi sürülecekler yoksa işten mi atılacaklar? Bu insanların arasında 40 yaşında, 45 yaşında işçiler var. Bu işçiler yıllarca şeker işinde çalışmışlar, ee ne yapacak bu insanlar? Cam sanayinde mi çalışacaklar, hangi patron alır? Babam da 25 sene çalıştı, ben 25 sene çalıştım, damadım da 25 senedir çalışıyor. Toplarsak 75 senedir çalışıyoruz biz bu fabrikada, hayatımız bu fabrika bizim. Torunlarımız var, bizim gibi onlar da çalışsın.

Şeker işçisi: Hiçbirimiz özelleştirilmesini istemiyoruz. Bizim endişemiz özelleştirme sonrası bu fabrikaların kapatılması. Burası 1926’dan bu yana çalışıyor. Kaç kuşaktır ekmek kapımız, 2-3 nesil ekmek yiyoruz buradan. Kimse ekmek kapısının kapanmasını istemez, biz de istemiyoruz. Devlet yetkilileri kapanmayacağını ve bizlere 5 yıl iş güvencesi verileceğini söylüyor ama sonuçta satılacak. Hayırlısı diyoruz ama sonumuzun ne olacağı belli değil. Yıllardır burada çalışıyorum, bundan sonra ne yapacağım bilmiyorum. ‘Bu yaştan sonra evime nasıl ekmek götüreceğim’ diye kara kara düşünüyorum.

Şeker işçisi bir kadın: Aslında ben özelleştirmelerine direkt karşı değilim. Çalışmaya devam edeceksek, kimi düzeltmeler yapılacaksa eğer buna neden karşı olalım? Özelleştirme adı altında kapatacaklar fabrikalarımızı, biz buna karşıyız. Sonuçta buradan ekmek yiyoruz. Özelleştirilen fabrikaların akıbetini biliyoruz. Tekirdağ’daki Tekel fabrikasında eniştem çalışıyordu. Orayı özelleştirdiler şimdi gidin görün, yerinde yeller esiyor. Yüzlerce insan mağdur oldu. Dolayısıyla ben çok iyi biliyorum özelleştirmelerden sonra işyerlerinin başına ne geldiğini. Özelleştirilen şeker fabrikalarının da hepsi kapanacak, hepsi bir biçimde devre dışı bırakılacak. Ben buna karşıyım.

Şeker-İş Sendikası Alpullu Şube Başkanı Orhan Saltık: Çeşitli demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve sendikaların içinde bulunduğu platform kuruldu bölgemizde. Trakya Şeker Platformu, gönüllülük temelinde tüm bölgede imza topluyor. Platformla birlikte 25 Mart’ta Lüleburgaz’da özelleştirmeye karşı bir miting gerçekleştireceğiz. Ben tüm işçi ve emekçileri bu mitinge davet ediyorum.

22 Mart 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni