Navigation

Buradasınız

Sermaye Kâra Doymuyor, İşçiler Ölmeye Devam Ediyor

Şubat 2011, No: 35

Aydın Çapraz, yok! Aydemir Çapraz, yok! Nejdet Tanışman, yok! Abdullah Karakulak, yok! Yaşar Alkaya, yok! Natik Erkol, yok! Bu işçileri adlarıyla çağırsak “buradayım” diyemeyecekler artık. Bu işçiler gibi daha niceleri aramızdan kopartıldılar, iş cinayetlerinde katledildiler.

Alınmayan önlemlerden dolayı işyerleri birer ölüm makinesine dönüşüyor. Elazığ krom ocaklarında Aralık ayından bu yana iki işçi kardeşimiz hayatını kaybetti. 3 Şubatta Ankara OSTİM ve İVEDİK sanayi bölgelerinde yaşanan patlama 20 işçi kardeşimizin canını aldı. 6 Şubatta Afşin Elbistan Termik santraline kömür üreten ocakta göçük meydana geldi, bir işçi öldü. Dört gün sonra aynı maden ocağında bir kez daha göçük oldu. Göçük altında kalan 10 işçiden birinin cesedi çıkarıldı, yüz binlerce ton toprağın altında kalan 9 işçinin cesetlerine henüz ulaşılamadı. 7 Şubatta Antalya’nın Konyaaltı ilçesindeki akaryakıt tankı patladı, iki işçi kardeşimiz yaşamını kaybetti. 11 Şubatta Sakarya Hendek’te kurulu Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında patlama yaşandı, bir işçi öldü. İşçi ölümleri durmuyor. Patronların daha fazla kâr dürtüsü işçilerin canını almaya devam ediyor.

OSTİM’deki patlamada hayatını kaybeden Aydın ve Aydemir Çapraz kardeşlere fabrika aynı anda mezar oldu. Nejdet Tanışman geride 2,5 aylık hamile eşini bıraktı. Abdullah Karakulak emekli bir işçiydi, üniversiteyi kazanan oğlunu okutmak için yeniden işe girmişti. Hüseyin Yıldız ailesine bakmak için okulu bırakmıştı. Abdülkadir Kurt Keçiören belediyesinden işten çıkartılınca, asgari ücretle ölüm fabrikasında işe başladı. Aytaç Akkaya 20 yaşında hayatının baharında gencecik bir delikanlıydı. Patlamada yanarak can verdi. Makine mühendisi Dilek Gürer de yaşamını yitirenler arasındaydı. Natik Erkol geride üç çocuk bıraktı. Natik Erkol’un çocukları babalarına karnelerini göstermek için beklerken, ölüm haberini aldılar. Ölen işçi kardeşlerimizin hepsi bizim gibiydiler. İşçiydiler! Hepsinin umudu vardı, tıpkı bizim gibi. Ailelerine bakabilmek, çocuklarını okutabilmek istiyorlardı. Ama hayalleri parçalandı, yok edildi. Bir daha dostlarını, sevdiklerini göremeyecekler. Çocuklarının gülüşlerine, sevinçlerine tanık olamayacaklar, onlara bir daha sarılamayacaklar. Bir daha kafalarını kaldırıp güneşe bakamayacaklar.

Kardeşlerimizin çocukları boynu bükük kaldı, umutları talan edildi. Tıpkı 2009 yılında iş cinayetlerine kurban giden bin 171 işçi kardeşimizin ailesi ve çocukları gibi. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yayınladığı iş kazası raporuna göre, 2009 yılında Türkiye’de yaklaşık 65 bin iş kazası meydana geldi. Bu kazalarda on binlerce işçi yaralanırken bin 171 işçi hayatını kaybetti. 2010’da ise yalnızca maden ocaklarında yaşanan iş kazalarında, 105 işçi kardeşimiz sermayenin kâr hırsının kurbanı oldu. Elbette bunlar sadece kayıtlara geçen rakamlardır.

Patronlar işçileri bir eşya gibi görür. Her eşya gibi, işçinin de bir maliyeti vardır. Patronlar mümkün mertebe eşyanın maliyetli olmasını, ceplerine giren kârın azalmasını istemezler. Bu nedenle de gerekli iş güvenliği önlemlerini almazlar. Geçtiğimiz senelerde Tuzla tersanelerinde işçiler kum torbası olarak kullanıldığı için denize düşerek boğuldular. Kot kumlama işinde çalışan işçi kardeşlerimiz ciğerlerini kaybettiler, geride kalanlar ölümle boğuşuyor. Yani biz işçilerin hayatı patronlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. “Nasıl olsa geride çalışmaya muhtaç milyonlar var” diye düşünüyorlar. Hani Ahmet gitmiş, yerine Ali gelmiş ya da Ayşe gitmiş bir Sevim gelmiş, ne fark eder! Bir insan olarak işçiler umurlarında değil. Onlar makine olarak gördükleri işçinin nasıl çalıştığına bakarlar.

İş kazalarını ele alan raporlara göre tüm iş kazaları, dolayısıyla da iş cinayetleri önlenebilir. Ama devlet ve hükümet gerekli önlemleri almıyor. Hükümet önlem almadığı gibi iş kazalarını takdir-i ilahi olarak sunuyor, iş cinayetlerini haklı göstermeye çalışıyor. Zonguldak’ta 28 işçinin yaşamını kaybetmesini Başbakan Erdoğan “kader” diye açıklamıştı. Bakanlar ve patronlar bu sözü çok seviyorlar. Her iş kazasını ve yaşanan ölümü “kader” diyerek geçiştirmeye çalışıyorlar. 6 Şubatta Elbistan’da meydana gelen göçükte bir işçinin ölmesini işyeri müdürünün “Allah’ın lütfu” diye açıklaması, sermayenin vicdanları nasıl kararttığını gözler önüne seriyor. Bu utanmazlar, bizlere “ölümler kaderiniz, susun, çalışın ve ölün” diyorlar.

Oysa iş cinayetleri kader değildir. İş kazaları patronlar, devlet ve hükümet gerekli önlemleri almadığı için oluyor. Ancak şunu da bilelim: İşçi sınıfı örgütlenip dur demediği müddetçe iş kazaları ve işçi ölümleri yaşanmaya devam edecek. Daha nice işçi ailesi acı ve gözyaşına boğulacak, eşler dul, çocuklar öksüz kalacak. Arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, annelerimizin, babalarımızın, ağabeylerimizin, dostlarımızın ölmesine sessiz kalmayalım!

15 Şubat 2011

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde kısa bir video düştü internet âlemine… Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videoda tır şoförü Malik Yılmaz, “Evde Kal Türkiye” çağrısına cevap veriyor ve “Beni bu virüs öldürmez, düzeniniz öldürür” diyordu. Koronavirüs...
  • İşte, okulda, toplu taşımada, mahallede, markette, meydanlarda, sokaklarda… Yaşamın her alanında Covid-19 ile ilgili önlem alınması gerektiği medya üzerinden zihinlerimize enjekte ediliyor. Sık sık ellerini yıka, kolonya kullan, maske kullan, sağa-...
  • Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Genç İstihdamında Küresel Trendler 2020” adlı bir rapor yayımladı. Rapora göre ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu şekilde sınıflandırılan gençlerin...
  • Koronavirüs fabrikayı ikiye böldü. Yakalanan ve yakalanmayanlar şeklinde değil elbette. Salgında “korunması öncelikli olanlar” ile “canı patlıcan sayılanlar” şeklinde. Hemen her sabah vardiyasında işçilerin başına çöreklenen patron, müdür ve...
  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.
  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....