Navigation

Buradasınız

Kapitalist Sömürüye, Savaşlara, İş Kazalarında İşçilerin Öldürülmesine, İşsizliğe, Yoksulluğa Karşı Mücadele Edelim!

Sınıfsız, Sömürüsüz Bir Dünya Hayal Değil!

Eylül 2014, No:78
Kapitalist sömürü düzeni işçilere, emekçilere, kısacası insanlığa yıkım, acı ve gözyaşından başka hiçbir şey veremez. Kapitalizmin kâr düzenine mahkûm değiliz. İnsan emeğinin sömürülmediği, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun, savaşların, iş cinayetlerinin, acı ve gözyaşının olmadığı bir dünya mümkündür. PDF

Kardeşler, hepimiz kendimize sormalıyız: Nasıl bir dünyada ve nasıl bir düzende yaşıyoruz? Bizlerin, çocuklarımızın ve onlardan sonraki neslin geleceği nasıl belirlenecek? Daha da önemlisi kim belirleyecek?

Evet, kim belirleyecek geleceğimizi?

Sömürünün, savaşların ve sınıfların olmadığı, iş kazalarında işçilerin ölmediği, insanın insanı ezmediği bir düzen mi, yoksa kapitalizm mi?

Kapitalizm çürümüş ve tükenmiştir. Kapitalizm insanlığa yıkım ve gözyaşından başka hiçbir şey veremez, vermemektedir. Çünkü kapitalizm, insanın insanı sömürdüğü, bir avuç kapitalistin/patronun bizim ürettiğimiz zenginliğe el koyduğu, milyarlarca insanın ise yoksulluk ve sefalet koşullarında yaşadığı bir düzenin adıdır.

Kısacası, dünyanın neresinde olursa olsun işçi sınıfı üretiyor, patronlar sınıfı ise üretilen zenginliğe el koyuyor. Kapitalist sömürü düzeninde sefahat ve ihtişam bir yanda, sefalet öte yandadır.

Bu düzende her gün 1 milyardan fazla insan aç yatıyor. Dünya nüfusunun yarısından fazlası yoksulluk koşullarına katlanıyor. Her sene 11 milyondan fazla çocuk açlıktan ve önlenebilir hastalıklardan ölüyor.

Yani kapitalist sistem tam anlamıyla akıl dışı bir sistemdir. Teknolojik gelişmeler sonucu günde 4 saat ve hatta daha az çalışarak tüm insanlığın temel ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılamak mümkün hale gelmesine rağmen, iş saatleri uzuyor ve işsizlik giderek tırmanıyor.

Biz işçilerin dünya kadar sorunu var. Uzayan iş saatleri, düşük ücretler, taşeronlaştırma sistemi, güvencesizlik, iş kazaları ve iş cinayetleri sorunlarımızın başında geliyor. İşte Soma’dan sonra Torunlar İnşaat’ta 10 işçi kardeşimizi daha sermayeye kurban verdik. İş güvenliği önlemleri alınmadığı için 2014’ün ilk dokuz ayında, iş kazalarında daha şimdiden 1300 işçi yaşamını kaybetmiş durumda.

Kardeşler, bu düzende her şey bir mal olarak görülür.

Önemli olan insan değil, paradır, sermayedir, kârdır. Başta medya olmak üzere düzenin tüm kurumları insanlara bu düşünceyi aşılıyorlar.

Örneğin toplumun süte ihtiyacı olması önemli değildir. Eğer süt kârlı değilse, patron süt tesisini kapatır ve gider silaha yatırım yapar.

Üretilen silahlar, Ortadoğu’da görüleceği üzere kurşun veya bomba olarak emekçi halkların tepesine yağarken, kapitalistler büyük kârlar elde ederler. Emperyalist-kapitalist devletlerin başını çektiği savaşların amacı pazar ve yatırım alanlarına el koymaktır. ABD emperyalizmi Irak’ı ve Afganistan’ı yerle bir ederken ve savaş görüntüleri film gibi televizyonlarda sunulurken, silah şirketlerinin kârları da kat be kat artmaktaydı.

Şunu hiç unutmayalım: Savaş kapitalist düzenin ayrılmaz bir parçasıdır.

İşte bu nedenle bugün Suriye, Irak ve tüm Ortadoğu tam bir savaş bataklığına dönüşmüş durumda. Milyonlarca insan yerini yurdunu terk ederek göçmen hale gelmiş, acımasız ve insanlık dışı koşullarda yaşamaya mecbur edilmiştir.

Bir kez daha altını çizelim: Kapitalist sömürü düzeni işçilere, emekçilere, kısacası insanlığa yıkım, acı ve gözyaşından başka hiçbir şey veremez.

Kardeşler, bilmeliyiz ki bu kâr düzenine mahkûm değiliz. İnsan emeğinin sömürülmediği, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun, savaşların, iş cinayetlerinin, acı ve gözyaşının olmadığı bir dünya mümkündür.

Geçmişten günümüze emekçiler zorbalığa boyun eğmemiş, umutsuz olmamış ve daima sömürüsüz bir dünya için mücadele etmişlerdir. Etmeye de devam edecekler!

Ama bu mücadeleler çeşitli nedenlerden ötürü hedefine ulaşamıyor. Çünkü işçiler, hem yaşadıkları ülkelerde hem de dünya ölçeğinde tam bir birlik içinde değiller. Tüm zenginliği üreten işçiler birleştiklerinde, onların karşısında kimse duramaz. İşte patronlar bu gerçeği çok iyi biliyorlar.

Bundan ötürü işçileri çeşitli biçimlerde bölüp parçalıyor ve bir araya gelmelerinin önüne geçmeye çalışıyorlar.

Farklı milletlerden ve dinlerden olan işçileri milliyetçilik ya da dinsel ayrım temelinde birbirlerine karşı kışkırtıyorlar.

Şöyle dönüp Türkiye’ye bir bakalım: Egemen sınıfı oluşturan burjuvazinin partileri, toplumu farklı kutuplara bölmüş durumdalar. Kendi çıkarları için toplumu yapay bir şekilde bölen AKP, CHP ve MHP; halkın çeşitli kesimlerini birbirine karşı kışkırtmaya ve hatta düşmanlaştırmaya çalışmaktadır.

Ne yazık ki aynı sınıfın parçaları olan işçiler, birlik ve beraberlik içinde olamadıkları için bu düzen partilerinin arkalarına takılıyorlar.

Oysa işçilerin çıkarları, patronların çıkarından tamamen farklıdır. Dolayısıyla işçilerin adresi patronlara hizmet eden düzen partileri olamaz, olmamalıdır.

Şurası çok açık ki, eğer biz işçiler sorunlarımız etrafında bir araya gelip birleşmezsek, AKP kılını kıpırdatmayacak. Düzen partileri kendi çıkarları için bizleri bölüp parçalamaya devam edecekler.

Buna izin vermeyelim!

Biz işçi sınıfıyız ve işçi sınıfı olarak kendi bağımsız çıkarlarımız temelinde örgütlenmeli, birleşmeliyiz.

Birleşip mücadele ettiğimizde, diğer milliyetlerden işçilerin de bizlerin sınıf kardeşi olduğunu göreceğiz. Hangi millet veya dinden olursa olsun, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanın kapılarını ancak işçilerin mücadelesi açabilir. Çünkü tüm zenginliği üreten, ama işsizliğe ve yoksulluğa katlanan ve kapitalist sömürü düzeninden çıkarı olmayan tek sınıf işçi sınıfıdır.

Kapitalizme boyun eğmek zorunda değiliz. Sömürünün ve savaşların olmadığı, kadınların ve çocukların ezilmediği, tüm insanların özgür olduğu sosyalist bir dünyayı kuracak gücümüz var. Yapmamız gereken şey, işyerlerinden başlayarak ülke genelinde ve aynı zamanda dünya ölçeğinde işçi kardeşlerimizle yan yana gelmek, bilinçlenmek ve kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmak için mücadele etmektir. Bir kez daha vurgulayalım: Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurmak hayal değildir!

16 Eylül 2014

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni