Navigation

Buradasınız

Söz Hakları İçin Direnen Ekmekçioğulları İşçilerinde

Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları fabrikasının işçileri, önlem alınmadığı için gerçekleşen iş kazalarına, meslek hastalıklarına, düşük ücretlere, uzun ve molasız çalışma saatlerine, yıllardır maruz kaldıkları hakaretlere “artık yeter” dediler. Fabrikada yürürlükte olan orman kanunlarını değiştirmek için sendikada örgütlendiler. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına yüzde yüze yakın bir oranla üyeliklerini tamamlayıp Bakanlığa yetki tespiti için başvurdular. Ekmekçioğulları patronu ise işçileri hukuksuz olarak işten çıkardı. Mücadelede kararlı olan Ekmekçioğulları işçileri bu haksızlığa boyun eğmiyor, fabrika önünde direniyorlar. Ekmeklerine, onurlarına, çocuklarının geleceğine, örgütlülüklerine, sendikalarına sahip çıkıyorlar. Direnişlerinin 7. gününde Ekmekçioğulları işçileriyle direniş ateşi başında söyleşi gerçekleştirdik.

Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları fabrikasının işçileri, önlem alınmadığı için gerçekleşen iş kazalarına, meslek hastalıklarına, düşük ücretlere, uzun ve molasız çalışma saatlerine, yıllardır maruz kaldıkları hakaretlere “artık yeter” dediler. Fabrikada yürürlükte olan orman kanunlarını değiştirmek için sendikada örgütlendiler. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına yüzde yüze yakın bir oranla üyeliklerini tamamlayıp Bakanlığa yetki tespiti için başvurdular. Ekmekçioğulları patronu ise işçileri hukuksuz olarak işten çıkardı. Mücadelede kararlı olan Ekmekçioğulları işçileri bu haksızlığa boyun eğmiyor, fabrika önünde direniyorlar. Ekmeklerine, onurlarına, çocuklarının geleceğine, örgütlülüklerine, sendikalarına sahip çıkıyorlar.  Direnişlerinin 7. gününde Ekmekçioğulları işçileriyle direniş ateşi başında söyleşi gerçekleştirdik.

“İşten atılmamızın nedeni sendikaya üye olmamız”

İlk işten çıkartılan işçilerden biri işten çıkarılma süreçlerini anlatıyor: “İşveren sendikada örgütlendiğimizi duyunca toplantı yaptı ve bizi tehdit etti. Kimse geri adım atmayınca da işten çıkarıldığımızı mesajla bildirdiler. O gece 25 arkadaşımız işten çıkartıldı. Sabah içeri giren arkadaşlarımızın makinede yüzleri okunmadı. Ortalık bir anda kaos ortamına döndü. Arkadaşlarımız, herkes nasıl çalışıyorsa biz de çalışacağız, dedi. Böyle bir tepki gösterdik, bu tepki sonucu buralara kadar geldik. Bunların bizi işten çıkarmasının ana sebebi sendikaya üye olmamız. Hakkımızı yasal olarak arayacağımızdan korktuklarından bu yola gittiler.”

“Gençliğimi bu fabrikaya verdim”

Sendikalı olduktan sonra “yüz kızartıcı suç” iftirasıyla atılmalarına ise şunları söylediler: “Biz bunların hiç birini yapmadık, yapmak da istemeyiz zaten. Öyle bir niyetimiz olsa burada beklemezdik. Burada 10, 15, 23 yıldır çalışan arkadaşlar var. Biz hiçbir zaman ekmeğimize ihanet etmedik. Biz burada haklı mücadelemizi veriyoruz.  Bu bizim anayasal hakkımız. Ana sütümüz gibi de hak, helaldir bize.”

23 yıldır fabrikada çalışan bir işçiye 23 yıl emeğini akıtıp gençliğini verdikten sonra sendikalı olduğu için “yüz kızartıcı suç” iftirasıyla işten atılması karşısında ne düşündüğünü soruyoruz. “Burası benim ilk işyerim. 2016’da ben burada hastalandım. Kanımda yüksek oranda kurşun çıktı. İşveren benimle dalga geçti. ‘Kurşun hastalığı olur mu?’ dediler. 4 ay hastanede yattım. Geldim 2 ay çalıştım kurşun oranı tekrar yükselince tekrar hastaneye gittim. Bir yıl içinde dört sefer hastaneye gidince beni üretimin dışına almışlardı ama son bir hafta da tekrar içeri aldılar. Aslında benim ağır iş yapamaz raporum var. Anladım ki beni işten çıkarmaya çalışıyorlar. Hasta olduğum için beni çalıştırmak istemediler. Kendim işten çıkayım diye 6 yıldır hiç zam vermediler. Onca yıl çalışmam boşmuş.”

Patron MESS’e üye!

Sendikaya üye oldukları için işçileri “yüz kızartıcı suç” iftirasıyla tazminatsız işten attı Ekmekçioğulları patronu. Bu kadar açık bir suçu işlerken patronun neye güvendiğini sorduğumuz işçiler şunları söyledi: İşveren kendisi patron sendikası olan MESS’e üye. İkincisi paralarına güveniyorlar. Paralarıyla herkesi satın alabileceklerini, çevrelerini, siyasetçileri kullanabileceklerini de biliyorlar. Kendileri de siyasetin içinde oldukları için, ‘bunlara kimse inanmaz, herkes bize inanır’ diye düşündüler. Onlar bizim bu şekilde birlik olabileceğimizi, örgütlü hareket edeceğimizi tahmin etmiyorlardı, beklemiyorlardı. Biz bunları bağıra çağıra sindirdik, susturduk diye düşünüyorlardı.”

Başka bir işçi Covid-19 hastalığı bahane edilerek son zamanlarda çalışma yaşamına getirilen orman kanunlarına vurgu yaparak ekliyor: “Anayasal hakkımızı kullandığımız halde, hem de işten çıkarmalar yasakken işten çıkarıldık.”

Fabrika değil çalışma kampı sanki!

İşçilerin neredeyse tamamının kısa sürede sendikaya üye olmasının nedenini çalışma koşullarına bağlıyor direnişçi işçiler: “Patron bizi hiç konuşturmuyordu. ‘Bu sene sana zam yapmayacağım’ diyor. Sen bir daha hiç konuşamıyorsun. Kafasına göre seni çeşitli şeylerle suçluyor. Kendince zam oranları belirliyor. Kimine %5 veriyor, kimine hiç vermiyor. ‘Sen hoşuma gitmedin’ diyor kovuyor. Hiç kimseyi muhatap almaz, konuşmaz, konuşturmaz. Bir hata yapsak hemen işten çıkarmakla tehdit eder. En küçük bir zararda maaşından keser. Mesai hakkımızı dahi alamıyoruz. 4 saat fazla çalışıp bunun 2 saatini ancak alıyorduk. Sonradan bunu da vermemeye başladılar. ‘Yerine izin vereceğiz’ dediler ama o izinler de biriktikçe birikti. Verilmedi sonuçta. Yıllardır enflasyon oranında dahi zam almadık. Zam oranlarımız hep açıklananın dahi altında kaldı. Devlet 15 dediyse patron 3 verdi 5 verdi. Servisler erken gelip geç kalkıyordu. Bu da çalışma saatimizi normal zamanlarda dahi 10 saate çıkarıyordu. Haberimiz olmadan sigorta giriş çıkışları yapılıyordu.”

Başka bir işçi sözü alarak devam ediyor: “Bütün bunlara karşı biz sendikalı olarak haksızlığa dur diyelim dedik. Her zaman işten çıkarılacağız korkusuyla yaşamaktansa sendikalı olalım hakkımızı savunalım dedik. Tek başımıza hakkımızı savunamıyoruz çünkü. Çoluğumuza çocuğumuza bir dilim ekmeği korkmadan götürelim istedik.”

Başka bir işçi devam ediyor: “İnsanların kredi borcu, maddi sıkıntıları var. Özellikle bunları tespit edip üzerlerine daha çok baskı kurdular. Nasıl olsa bu işyerinden çıkamaz, ne verirsek ona çalışır diye düşünüyorlar. Biz bunlara dur demek için sendikaya üye olduk.”

Başka bir işçi bütün bu haksızlıkları yapan patronun bir de kendilerinin haksızlık yaptığını iddia edebildiğini söylüyor isyan edercesine.

“İş kazası demeyin!”

Sendikalı olmak istemelerinde işyerinde işçi sağlığı önlemlerinin alınmamasının da etkisinin büyük olduğunu söyleyen işçiler çalışma koşullarını şöyle anlatıyor: “Bize maske veriyorlar ama çalıştığımız ortam yine tozlu. Bir müddet sonra insan maskesini çıkartıp hava almak istiyor. Devamlı maskeyle çalışmak da zor. Toz için ayrı bir sistem yapıp tozu emdirmiş olsalar maskeyle de gayet iyi korunabiliriz. Bunun yerine biz size maske verdik siz takmıyorsunuz, suçlu sizsiniz diyorlar. Sadece maskeyle olur mu? Bir hava filtresi kurmadılar. Bulunduğumuz bölge hep toz içinde. Maske de taksan o tozu içine çekiyorsun. Zaten kurşun deriden de vücuda temas ediyor. İşe yeni başlayan bakımcı bir arkadaşı asit tamirine soktular. Bir bacağı komple yandı. Yeni evli bu arkadaş. Tedavi görmeye gidince de ‘iş kazası demeyin’ diye tepki gösteriyorlar. Parmaklarını makineye kıstıran arkadaşlar oluyordu, onlara da ‘hastaneye gidince iş kazası demeyin’ diyorlardı. İş kazası olduğunda patron ambulansı, jandarmayı içeri sokuyordu. Nasıl olur diye düşünüyorsunuzdur ama bunlar bu kadar güveniyorlar sırtlarını yasladıkları yere.”

Başka bir işçi Covid-19 salgını sürecinde kendilerinin yüksek risk grubunda olduklarını belirtip şunları söylüyor: “Kanda kurşunun yüksek olması akciğerlere vuruyor. Bizim içeride daha az, temiz havada daha fazla kalmamız lazım. İçerideki çalışma saatimizin daha az olması lazım. Biz yeri geliyor, 12-16 saat çalışıyoruz. Bizim çay molamız dahi yok.” Başka bir işçi devam ediyor: “Vücudumuzdaki kurşun oranı çok yüksek. Vücut, direnci yavaşladıkça yenik düşüyor. Geçen günlerde burada 22 yıl çalışmış bir arkadaşımızı 53 yaşında kaybettik. Çözüm olmazsa bizim sonumuz da bu olur.”

Genç bir işçi şunları ekliyor: Kimyasal maddelerle, 1000 derecelik kazanlarda çalışıyoruz. Bugün hava yağmurlu. Yağmurun olmadığı bir havada burada olsaydınız dışarıya salınan asitli dumandan gözlerinizin yandığını bir saat içerisinde hissedersiniz. Kimyasallar ellerimizi yakıyor. ‘Eldiven veriyoruz takmıyorsunuz’ diyorlar ama onu da haftada 2 gün veriyorlar.”

“Bu parmağımın hesabını soracağım”

İş kazası geçiren bir işçi ise “iş kazası geçirdim, iki parmak ucum koptu. İki ay raporlu kaldıktan sonra işe geldim. Patron hiçbir zaman ‘bir ihtiyacın var mı?’ demedi, ‘nasılsın’ diye sormadı. Fabrikaya geldiğimde ‘geçmiş olsun’ bile demedi. Ben onu zengin etmek için iki parmağımı verdim. Hatta ondan şikâyetçi bile olmadım. Ama karşılığında böyle bir muamele gördüm. Ben tek başıma bile kalsam bu mücadeleyi sürdüreceğim. Bu parmağımın hesabını da soracağım, çocuklarımın rızkını da patrona yedirmeyeceğim” diyor.

Bakanlık denetimlerini sorduğumuzda ise şunları söylüyor bir işçi: “Sabaha doğru bizi süslüyorlar. Temiz elbiseleri giydiriyorlar. Üretim alanını da temizletiyorlar. Onlar da sanıyor ki bunlar böyle çalışıyor. Zaten 1 hafta öncesinden patrona haber geliyor denetleme olacak diye. Geldiklerinde doğru düzgün üretime uğramıyorlar bile.”

Başka bir işçi meslek hastalıkları için Samsun ya da Ankara’ya gittiklerini ama meslek hastalıkları hastaneleri şimdi pandemi hastanesi yapıldığı için vücutlarındaki kurşun oranları çok yükselmesine rağmen gidemediklerini söylüyor. Hastaneye gittikleri zamanlarda da şehir dışına çıktıkları için masraflarının çok olduğunu ama yol parası dâhil tüm masrafları ceplerinden karşıladıklarını, patronun hiç umurunda olmadığını anlatıyor.

“Ziyaretler bize enerji veriyor”

Her türlü işçi mücadelesinde olduğu gibi burada da dayanışmanın önemli olduğunu konuştuk. İşçiler çevreden gördükleri dayanışmayı anlattılar: “Organize Sanayi bölgesinde bulunan diğer fabrikalardan işçi arkadaşlar iş çıkışlarında destek için geliyorlar. Ziyaretleri bize enerji veriyor. Sendikalı fabrikalardan işçi arkadaşlar geliyor. Maddi manevi destekleri oluyorlar. Onlar da bizimle aynı süreçleri yaşadı. Dayanmamızı, kazanacağımızı söylüyorlar. Kendi deneyimlerini aktarıyorlar.”

Başka bir işçi devam ediyor: Sendikalı olmayan fabrikalardaki işçiler de bizi destekliyor. Burasını bir işaret fişeği gibi görüyorlar. Biz ilk kıvılcımı çaktık. İnşallah diğer fabrikalardan işçiler de bunun peşinden gelecek. Organizede çalışanların tümü bizim bu mücadelemizden etkilenecektir. Biz buradaki tüm işçilerin direnişimizden olumlu etkilenmesini istiyoruz. Bizim mücadelemiz mücadele etmek isteyen başka işçilerin de önünü açacak.” Birleşik Metal-İş Sendikası ya da başka sendikalarda kendileri gibi örgütlenme mücadelesi veren işçilerle kader ortaklığının olduğunu söyleyen bir işçi ise şunları söyledi: “Birbirimizin verdiği mücadeleleri takip ediyoruz. Aramızda gönül bağı da oluşuyor.”

Aileleri işçilerin yanında

Ailelerin nasıl yaklaştığını sorduğumuzda ise işçiler ailelerinin baştan beri hep yanlarında olduğunu söylediler. Kiminin çocuğu gün içinde sık sık arayıp üşüyüp üşümediğini soruyor. Sesiyle, sevgisiyle babasını ısıtmaya çalışıyor. Kimininki sendika şapkasını başına geçirince kendisini babası gibi hissedip sevinçten havalara uçuyor. Ailelerinin de mücadelenin içinde olmasının öneminin farkında olduklarını vurguluyorlar. Bir işçi şöyle ekliyor: “Tek maaşla geçinmek imkânsız. Genelde eşlerimiz çalışıyor. Bu nedenle de bizi daha iyi anlıyorlar.”

“Daha güçlü hissediyorsun kendini”

Sohbetimiz mücadelenin işçileri nasıl değiştirdiğine geliyor, bir işçi arkadaş şunları söylüyor: “Bu işe başladığımızdakinden farklıyız şimdi. Sendikalı olunca daha güçlü hissediyorsun kendini. Sendikaya geçtiğimizde maaşımızın, sosyal haklarımızın daha iyi olmasının yanı sıra patronun bize karşı tutumunun değişeceğine inanıyoruz. Biz burada diken üstünde çalışıyorduk, patron işçiye hakaret edebiliyordu. Sendikalı çalıştığımızda bunların olmayacağını biliyoruz. Sendikalı olmakla olmamak bir olur mu? Her istediğini yapıyor bizi tek yakalayınca. Ekmeğimiz de çoğalacak sendikalı olunca tabi. Eve bir ekmek daha fazla götüreceğiz.”

Başka bir işçi aralarındaki güvenin de arttığını söylüyor: “Birbirimize güvenimiz arttı. Bundan 7 ay önce samimiydik ama şimdi birbirimize güveniyoruz. Bu güven bizi daha fazla ateşliyor. Kimsenin bu yoldan dönmediğini görmek direncimizi arttırıyor. Sendikalı olunca özgüvenimiz de yükseldi.”

“Örgütlenme, hakkını aramak demekmiş”

Genç bir işçi sendikal örgütlülüğe başlayınca örgütlenmek hakkındaki görüşlerinin değiştiğini anlatıyor: “Örgütlenme denince benim aklıma çok farklı şeyler geliyordu. Görmemişim, yaşamamışım. İster istemez diyordum ki örgütlenme olduğu zaman askeri, devleti karşımıza alacağız. İlk önce bu aklıma geliyordu. Çünkü böyle meselelere uzaktım. Haberlerde böyle şeyler duyunca hemen kanalı değiştiriyordum. Böyle şeyler duyunca diyordum ki ‘arkadaş patron ne güzel kaç işçi çalıştırıyor, size ekmek veriyor, daha ne istiyorsunuz, yaptığınız nankörlüktür’. Ama gördüm ki öyle değilmiş. Örgütlenme, hakkını aramak demekmiş. Hiçbir şey dışarıdan gözüktüğü gibi değilmiş. Ben artık önyargılı olmamak gerektiğini öğrendim. Örgütlenmenin işçilerin bir araya gelip haklarını savunması olduğunu öğrendim.” 

“Yasalara karşı gelen patrondur!”

Söyleşimizi Ekmekçioğulları işçilerinin bu söyleşiyi okuyacak işçilere söylemek istedikleriyle bitiriyoruz: “Biz anayasal haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Herkes bunu bilsin. Asıl yasalara karşı gelen patronun kendisidir, hem yasal hakkımızı kullanmamıza izin vermiyor hem de işten çıkartmalar yasak olduğu halde bizi işten atarak yasaların hiç birine uymuyor. Cüzi miktarda ceza vererek yasaları kolaylıkla çiğneyebiliyor. İşçi başına 2500 lira vererek sendikalı işçileri işten atabiliyor. Biz ekmeğimize sahip çıkacağız. Tüm işçiler de ekmeğine, emeğine sahip çıksın. Emeğe sahip çıkmak onurlu bir mücadeledir. Kimse mücadelesinden geri adım atmasın. Biz de mücadelemizden geri adım atmayacağız.” Başka bir işçi devam ediyor: “Bütün işçiler yağmur, çamur, soğuk, demeden bizim gibi hakkını savunsun. Böyle olursa bu bir zincirin halkaları gibi devam eder.”

17 Aralık 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Bir zamanlar yoksullara çare olan ayçiçeği yağı bugün el yakıyor. Şöyle en ucuzundan 5 litre ayçiçeği yağının fiyatı 72 lira! Oysa insanlığın kadim tecrübeleri ve yapılan araştırmalar sayesinde sağlıklı ve dengeli beslenmede proteinlerle birlikte...
  • “Uzaya çıkabilir miyiz?” sorusu dilden dile herkesin ağzında. Verilen cevaplara gülmemek elde değil. “Bırak abi uzaya çıkmayı, biz koronadan sokağa çıkamıyoruz. Geç kaldık uzaya, biz anca markete çıkarız!” diyenler mi arasınız, “liderimizle biz her...
  • Merhaba arkadaşlar, ben yeni mezun bir rehber öğretmenim. Engelli bireylerimizin eğitim aldığı özel bir rehabilitasyon merkezinde kısa bir süre çalıştım. Malûmunuz eğitimde fırsat eşitsizliği özellikle pandemi koşullarında hepten alıp başını gitti....
  • İnsanların uğrak noktalarından biri olan AVM’lerin sayısı her geçen gün artıyor. Dışarıdan bakıldığında çok şaşaalı duran AVM’lerin iç dünyası maalesef ki düşünüldüğü kadar parlak değil. Uzun süredir AVM’de çalışan bir işçi olarak size birkaç şey...
  • Edebiyatın Türkçe söyleyen büyük ustası Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te hayata gözlerini yumdu. 90 yılı aşan ömründe Anadolu’nun yoksul insanları ile hemhal olan büyük usta, onların acılarını, korkularını, mutluluklarını, cesaretlerini anlatan...
  • İktidar ve avenesi yediklerini, içtiklerini canlı yayınlarda gözümüze sokuyorlar. Ahali, gördüğü yemekler karşısında yutkunadursun kendi saraylarına, malikânelerine, villalarına krizin gölgesi bile uğramaz. Kendileri tok olduğundan “uçuyoruz,...
  • Asgari ücretin belirlenmesini hepimiz dört gözle bekliyorduk. Bunlardan çok bir umudumuz yoktu zaten, bizi yanıltmadılar. “Ekmek yiyorlarsa o zaman aç değiller” diyen zihniyetin bizlere bunları layık göreceği belliydi. 2021’de asgari ücret 2825 lira...
  • 2020, patronlar ve yönetenler için zenginliklerine zenginlik kattıkları, işçilerin alın terini, emeğini arsızca, hoyratça sömürdükleri bir yıl oldu. İşsizlik, ekonomik kriz, hayat pahalılığı, iş kazaları, hak gaspları, yasaklar, intiharlar....
  • Yoksul bir inşaat işçisinin çocuğu olarak büyüdüm. Az çok idare ederdik işte... Tüm yoksulluğumuza rağmen annemin eldeki parayı mümkün olduğunca beslenmemize ayırması bizi hayatta tuttu. Ama bazen işler çığırından çıkardı. Borçlar birikir, bakkal...
  • Maltepe Belediyesi işçilerinin grevi devam ediyor. Grevin üçüncü gününde Tugay Yolu’ndaki Park ve Bahçeler Müdürlüğü önünde bekleyen grevci işçileri ziyaret eden UİD-DER’li işçiler, dördünce gününde ise Gülsuyu’nda bulunan Maltepe Belediyesi...
  • CHP’li belediye yönetimleri işçilerin taleplerini karşılamak yerine, grevi karalayarak gözden düşürmeye çalışıyor. Belli ki tek merkezden harekete geçirilen trol ordusu, belediye işçilerini aşağılıyor. Demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar...
  • Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları Metal fabrikasının işçileri DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenmiş ve bu nedenle işten atılmışlardı. Ekmekçioğulları patronu, işyerinde çoğunluğu sağlayıp Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler...
  • 26 Şubat 1984’te kaybettiğimiz işçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil, acıyı da, umudu da, hasreti de, kavgayı da yazdı. Yaralara merhem olsun, karanlıkta ışık olsun, yüreklerde sevinç olsun, kavgaya çağıran ses olsun diye şiirleri, yüreğini...

UİD-DER Aylık Bülteni