Navigation

Buradasınız

Trelleborg İşçileriyle Grev Üzerine Söyleşi

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 142
Grevlerinin 33’üncü gününde Trelleborg grevcilerini ziyaret ettik. Grev çadırında sıcak çaylar eşliğinde sohbetimizin konusu grevdi. Trelleborg işçileriyle neden grevde olduklarını, grevin onlar için ne ifade ettiğini, bir hak olarak greve nasıl baktıklarını, dayanışmanın önemini konuştuk.

Grevlerinin 33’üncü gününde Trelleborg grevcilerini ziyaret ettik. Grev çadırında sıcak çaylar eşliğinde sohbetimizin konusu grevdi. Trelleborg işçileriyle neden grevde olduklarını, grevin onlar için ne ifade ettiğini, bir hak olarak greve nasıl baktıklarını, dayanışmanın önemini konuştuk.

Enflasyon düşük gösteriliyor

Grevci işçilerden Şener %37 zam istediklerini hatırlatarak özetledi, neden grevde olduklarını: “Temmuz 2019’da görüşmeler başladı. İşveren masada sürekli timsah gözyaşı döker. Hükümet tarafı enflasyonu düşük gösterdi. Asgari ücret ve enflasyon işverenlerin istediği gibi oldu. Onlar diretiyor biz de diretiyoruz. Bıçak kemiğe dayandı. Geçinebiliyorum diyen bir tek Allah’ın kulu yok. Alım gücü yok, hayat zor. Biz fabrikadan hisse istemiyoruz, ailemizi geçindirmek istiyoruz. Alın terimizin karşılığını istiyoruz. Grev bir zorbalık yöntemi değil hak alma aracıdır.”

Ahmet anlatıyor: “Burada Çevik Kuvvet bekliyor. Biz burada ayaklanma mı yapıyoruz, vatana ihanet mi ediyoruz? Hepimiz ekmeğimizin peşindeyiz, çoluk-çocuğumuza çorba parası peşindeyiz. Buraya Çevik Kuvveti, polisi yığmanın mantığı nedir? Düpedüz işçinin gözünü korkutmaya çalışıyorlar.”

21 yıldır Trelleborg’a emek veren Erkan soruyor: “Grev öyle bir şey ki… Ben sadece kendi kaybımı düşünmüyorum. Ben içerdeki hammaddeyi, fabrikanın kaybettiklerini de düşünüyorum. Burası bizim evimiz. Çoluk çocuk rızkımız buradan çıkıyor. Evimden çok buradayım. Siz gelmeden önce düşünüyordum şimdi makinelerin üzerinde bir karış toz vardır, nasıl temizleyeceğiz diye. Kılı kırk yararak çalışıyorduk. Böyle bir işçi sınıfının ne zararı olabilir? Emeğini düşünen insanın ne zararı olur?”

Kafamızı kaldırmayalım istiyorlar

Nurullah’ın sözleri “emeğini düşünen insanın” egemenler için neden zararlı olduğunu anlatıyor: “Bizim aldığımız zamda gözleri var. Milletvekillerine bakıyoruz hepsi işveren. Bize ‘dünyanın hiçbir yerinde erken emeklilik yok’ diyorlar. Fakat kendileri iki dönem sonra emekli oluyorlar. Bunu söylediğimizde ‘orayı karıştırmayın’ diyorlar. Asgari ücreti bu yüzden düşük tutuyorlar, biz işçiler önümüze bakalım, çalışıp duralım, kafamızı kaldırmayalım istiyorlar. Kafamızı yerden kaldırdığımızda bir şeyleri sorgulayacağımızı biliyorlar. Geçim sıkıntısı çekelim istiyorlar. Bir evde bir kişi değil iki kişi çalışsın istiyorlar.”

Eyüp, daha önce destek verdiği iktidarı şimdi eleştiriyor, işçinin kafasını yerden kaldırmasının önündeki bir diğer engele de işaret ediyor: “Her geçen gün geçim sıkıntım daha zorlaşıyor. O yüzden ben şunu düşünüyorum; bu hükümet işçiye hiçbir şey vermedi ve her zaman da eleştiriyorum. Her arkadaşıma da söylüyorum: Bütün teşvikler patronlara gitti, zengine gitti, parası olana gitti diyorum. Peynir ekmek gibi kredi kartı dağıttılar bir dönem. Şimdi her ay maaşın yarısı kredi kartı borcuna gidiyor. Bizim davamız burada ekmek davası. Grev sayesinde yeni yeni tanıdığım farklı bölümlerde çalışan arkadaşlarım oldu. Davamız aynı, amacımız aynı. Herkes buraya çoluğuna çocuğuna ekmek götürebilmek için geliyor.”

Paylaşıp duruyorsun da grev ne demek?

Genç bir işçi sözü alıyor, patronların ve iktidarın işçi mücadelelerini, grevleri karalamasının sonuçlarına değiniyor: “Çevremizdeki pek çok kişi grevin ne olduğunu bilmiyor. Ben grevi sosyal medyadan paylaşıyorum. Antalya’da yaşayan bir arkadaşım bana diyor ki ‘paylaşıp duruyorsun da o ne demek, grev ne demek?’ Grevi yanlış bir şey olarak görüyor. Ben de anlatıyorum hak aramak için fabrika önünde olduğumuzu, patronla anlaşamadığımızı. O zaman anlıyor. ‘Ha ben seni yanlış anlamışım’ diyor. Bizim bunu insanlara anlatmamız lazım. Bunun için de sendikalara çok iş düşüyor. Hafta sonu Sakarya’ya gittim, özellikle etrafıma baktım bir tane sendika binası göremedim. Sakarya’da koca fabrikalar var. Sendikalar bu fabrikaları örgütlemek, işçileri bilinçlendirmek için gerekeni yapmıyor. Ben de burada bilinçleniyorum. Enflasyonu bilmiyordum mesela. Her toplu iş sözleşmesinde yeni bir şeyler öğreniyorum.”

Bu genç işçi sendikalı bir işyerinde çalışmanın, greve çıkmanın kendisinde yarattığı dönüşümü şöyle anlatıyor: “Bu fabrikada benim ilk toplu sözleşme sürecim. Daha önce metal sektöründe çalışıyordum. Bu işyerinde birlik ve beraberliği daha çok hissettim. Eve gidiyorum, içim rahat etmiyor, fabrikaya geri geliyorum.”

Nurullah’ın sözleri bu genç işçinin sözlerini doğruluyor: “Üç vardiya dörder kişi nöbet tutuyoruz. Kapıyı bekliyoruz, araç giriş-çıkışlarına dikkat ediyoruz. Desteğe gelenler bizim moralimizi üst seviyeye çıkarıyor. Örgütlenmenin ne kadar faydalı olduğunu gördük. Sendikalı olmasaydık ya bir hafta ya iki hafta dayanabilirdik sonra herkes çeker giderdi.”

Grev hakkını dedelerimiz kazandı

Sohbet grev hakkının nasıl kazanıldığı üzerine devam ederken şöyle diyor Nurullah: “Grev, patronların verdiği bir hak değil. Dedelerimiz, babalarımız zamanında verilen mücadelelerle kazandılar grev hakkını. Bizim bu değerlere sahip çıkmamız lazım. Onlar niçin mücadele ettiler, biz bu günlere gelelim diye... Biz de mücadeleyi sürdürmeliyiz. Kendi çocuklarımız için, gelecek nesillere daha iyi haklar bırakmak için çalışmalıyız.” Sendikanın ve örgütlü olmanın önemini de şöyle anlatıyor: “Patronlar işçilere ‘siz sendika getirmeyin biz size veririz’ diyorlar. İki ay sonra ‘gözünün üstünde kaşın var’ diyerek işten atıyorlar. Sendikalı olursak arkamızda bir kurum olmuş olur. İşten atılma olduğunda ‘sebebi nedir?’ diye soran olur. Bizim hakkımızı savunacak birileri, temsilcilerimiz olur, sendikanın en büyük faydalarından biri budur.”

Özellikle metal sektöründeki grev yasaklarına tepki gösteriyor işçiler. Trelleborg’da kazanım olursa bunun metal işçilerine de güç vereceğini düşünüyorlar. Nurullah, “Bizim kazanmamız diğer fabrikalara da örnek olur. Örgütlü olmayan fabrikalara da örnek olur. Sefalet içinde çalışmak değil de birleşip örgütlenmenin önemini görürler. Gerçekte işçilerin ne kadar güçlü olduğunu görürler. Biz varsak onlar var. MESS’e bağlı metal işçileri de ayaktalar. Grevleri yasaklanıyor ama bize bakıyorlar. Metal işçisi ‘onlar greve çıkıyor biz neden çıkamıyoruz’ diye düşünüyor. İşçilerin greve çıkması demek Türkiye’nin durması demek. Patronlar dayanamaz. Bizden kaşıkla giderse onlardan kepçe ile gider.”

Bizim de sözümüz, hakkımız var

Ahmet grevin tanımını şöyle yapıyor: “Grevde işçiler şalter kapatır. Demek ki bu fabrikada ‘yetkim var, gücüm var’ diye düşünür. ‘Her şey patronun dediği gibi olmaz. Benim de söz hakkım var’ demektir grev.” Erkan ise “Derdimiz sadece ücret zammı almak değil. Biz birlik olmanın, sendikalı olmanın, örgütlü olmanın ne demek olduğunu anlatmak istiyoruz. Sadece Petrol-İş sendikasıyla değil, diğer sendikalarla birlikte işçilerin potansiyel gücünü ortaya çıkarmak istiyoruz. Sadece ücretle bu iş bitmiyor. Örgütlenmek, hakkını savunmak, bilinçlenmek önemli” diye anlatıyor. Ailesini grev yerine çağırdığını, üniversitedeki oğluna ‘arkadaşlarını örgütle bizi ziyarete gelin’ dediğini anlatıyor. Çevre fabrikalardan dayanışma ziyaretleri olduğunda kendilerini çok güçlü hissettiklerini söylüyor. Şener, attıkları sloganlardan birini hatırlatıyor: “Yaşasın Sınıf Dayanışması!”

Trelleborg işçileri “Hakkımızı savunmak için, davamıza sahip çıkmak için yağmur çamur da polis de baskı da bizi etkilemez” diyor ve grevlerine devam ediyorlar.

21 Ocak 2020

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....
  • Son haftalarda dünyanın gündemi Covid-19 virüsü. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde görüldü ve dünyanın başlıca gündem maddesi haline geldi. Pek çok ülke sözde Covid-19 salgını ile mücadelede çeşitli paketler ve bütçeler açıkladılar.
  • Salgınlar ve hastalıklar her sektörden işçiyi tehdit ettiği gibi denizcilik sektöründe çalışan işçileri de tehdit ediyor. Gerek gemilerde çalışan işçiler olsun gerekse de tersanelerde çalışan işçiler olsun ölümlere rağmen hâlâ kötü koşullarda...
  • Merhaba dostlar, ben İstanbul Havalimanında uçak temizliğinde çalışan genç bir işçiyim. Geçtiğimiz haftalarda koronavirüs adlı yeni tip virüsün yüzü aşkın sayıda ülkede görüldükten sonra Türkiye’ye de geldiği duyuruldu. Virüs nedeniyle market ve...
  • 1. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri tüm işyerlerinde derhal ve eksiksiz alınsın! İşçilere, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını denetleme yetkisi verilsin! Önlemleri almayan işyerlerine ağır cezalar getirilsin!
    2. İşten atmalar...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin faturasını koronavirüsü bahane ederek işçilere kesiyor. Dünya genelinde şu ana kadar kaç milyon işçinin işten atıldığı henüz netleşmiş değil. Ama sömürücü kapitalistler, işçileri milyonlar halinde işsizliğe ve açlığa...
  • Tüm dünyanın gündemine hızla giren ve küresel salgın ilan edilen Covid-19 hastalığı egemenlerin yarattığı sis perdesi altında yayılıyor. Tüm dünyada egemenler işçileri, emekçileri evlerine hapsederken koronavirüs salgınını bir fırsata dönüştürüp...
  • Hepimizin bildiği gibi yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile ilgili sosyal medyada, televizyonlarda bulamaç halinde, kafa karıştırıcı yorumlar yapılırken sağlık işçilerinin adı tek bir satırda “minnet duyuyoruz” şeklinde geçiyor. Sizlere bu mektubu...