Navigation

Buradasınız

Cargill İşçileriyle Sohbet

Cargill işçileri “Çocuklar iyi yaşasın diye babalar direniyor” diyerek direnişe başlayalı 530 günü geçti. Onlar sendikalaşma hakkını kullandıkları için işten atıldılar. Ama boyun eğip gitmek yerine hakları için, çocuklarının geleceği için mücadele etmeyi tercih ettiler. Onların direnişe başladığı dönem ekonomik krizin etkilerinin hissedilmeye, yaşam koşullarının daha da ağırlaşmaya başladığı dönemdi. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladıkça elektrikten doğalgaza, gıdadan okul harcamalarına her şeye zam üstüne zam geldiğine tanık oldular. Yaşam giderek zorlaşırken onlar her şeye rağmen direnişteydiler ve halen direnmeye devam ediyorlar.

Cargill işçileri “Çocuklar iyi yaşasın diye babalar direniyor” diyerek direnişe başlayalı 530 günü geçti. Onlar sendikalaşma hakkını kullandıkları için işten atıldılar. Ama boyun eğip gitmek yerine hakları için, çocuklarının geleceği için mücadele etmeyi tercih ettiler. Onların direnişe başladığı dönem ekonomik krizin etkilerinin hissedilmeye, yaşam koşullarının daha da ağırlaşmaya başladığı dönemdi. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladıkça elektrikten doğalgaza, gıdadan okul harcamalarına her şeye zam üstüne zam geldiğine tanık oldular. Yaşam giderek zorlaşırken onlar her şeye rağmen direnişteydiler ve halen direnmeye devam ediyorlar.

Evet, onlar çocuklarının iyi yaşaması umudunu direnişlerinin sloganı yaptılar. Eşleri ve çocukları bu yolda onları desteklediler, desteklemeye de devam ediyorlar. Karşılaştıkları zorlukları birlikte göğüslemeye çalışıyorlar. 9 Eylülde okullar açıldı. Okullar açıldığında Cargill işçileri çocuklarının heyecanını uzaktan paylaşmak zorunda kaldılar. Çünkü direnişlerini Cargill genel merkezinin bulunduğu İstanbul Palladium Tower önüne taşımışlardı. Şartlar ne olursa olsun okulların açılması çocukları heyecanlandırır. Geçim sıkıntısı, yaşam zorlukları onların çocuk heyecanını kolay kolay yok edemez. Ancak büyükler için durum başkadır. Bir taraftan elbette paylaşırlar çocuklarının heyecanını ama diğer taraftan okul ihtiyaçlarını karşılayamama stresi daha baskındır. Peki, Cargill işçileri neler yaşadılar okullar açılırken? Okul masraflarını nasıl karşıladılar? Eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorlar? Direnişlerinin 530. gününde iki direnişçi işçiyle, Fatih ve Özgür’le bunlar üzerine sohbet ettik.

Fatih’in biri anaokuluna diğeri ilkokul 4’e giden iki oğlu, bir de liseye yeni başlayan kızı var. Fatih işten çıkarıldıkları ilk hafta bunu çocuklarına söyleyememiş. Her akşam babalarını artık ezberledikleri eve dönüş saatinde kapıda bekleyen çocuklarını üzmek istememiş. “Benim akşam işten dönüş saatimi biliyorlardı. Her gün o saatte dönüşümü bekler, kendileri için ne aldığımı sorarlardı. Bir hafta boyunca her sabah işe gider gibi çıktım evden. Akşam iş çıkışı saatine göre elimde abur cuburla eve döndüm” diye anlatıyor Fatih ilk günleri. Tabi bunun hep böyle gitmeyeceğinin de farkındaymış. Sendikayla birlikte direniş kararı alınınca çocuklarını karşısına almış ve durumu anlatmış: “Onlara ‘Çocuklar babanız işten çıkarıldı. Artık bir gelirimiz yok. Sadece belirli bir miktar işsizlik maaşı alacağız. Aynı zamanda direnişe başlayacağız’ dedim. Kızım ağlamaya başladı. ‘Ne olacak bizim okulumuz, masraflarımız?’ dedi. ‘Bir şekilde halledeceğiz. Bir yerlerden kısacağız, fuzuli harcamalar yapmayacağız’ diyerek anlatmaya çalıştım. İlk başta çok üzüldüler. İnsanlar geliyordu geçmiş olsun demeye. Onları görüyorlardı, daha da üzülüyorlardı. Anlamıyorlardı tabi.” Elbette süreç içinde babalarının neden direndiğini, hakkını aradığını anlamışlar.

Eğitim sözde değil, gerçekten ücretsiz olmalı

Bu yıl okul masraflarının ne kadar çok tuttuğunu konuşuyoruz işçilerle. Fatih’in kızı bu yıl Anadolu lisesine başlamış. “Sadece okul kıyafetleri 300 liraya yakın tuttu. Okul senelik 150 lira para istiyor. Aralarda daha ne isterler bilmiyorum” diyor. Özgür’ün bu yıl 1. sınıfa başlayan oğlunun sadece okul kıyafeti 150 lira tutmuş. O da ileride neyle karşılaşacağını bilmiyor. Okullarda ciddi yekûn tutan kalemlerden biri de kitaplar. Fatih, “kitaplar veriliyor fakat kitaplar yetersiz olduğu için öğretmenler mecburen kitap aldırmak zorunda kalıyorlar. Onlar da epey yüklü bir meblağ tutuyor. Oysa devlet ücretsiz işe yaramayan kitap dağıtacağına kitap masrafı kadar parayı ailelere verse daha yararlı olur” diyor.

“Aslında olması gereken tüm okullarda kaliteli, bilimsel bir eğitime uygun bir müfredatın belirlenmesi ve buna uygun kitapların basılması. Böyle bir durumda hiçbir öğretmenin ek kitap aldırması gerekmez” dediğimizde, Fatih eğitimin bu koşullarda daha kaliteli olamayacağını söylüyor:

“Ders kitaplarına abuk sabuk konular koyuyorlar. Kitaplar ücretsiz diyorlar ama aslında değil. Çünkü devlet kendi istediğini karşılıyor. Diğer her şeyi aileler kendileri karşılıyorlar. Okullarda hademe giderleri, temizlik masrafları hep bizden alınıyor. Bir de okul kıyafetleri meselesi var. Nihayetinde durumu olan var, olmayan var. İstediği gibi giyinemeyen çocuklar diğerlerinin karşısında kendini ezik hissedebilir. Tamam, okul kıyafeti diye bir şey olsun ama bunu devletin karşılaması lazım. Her okulun kıyafeti farklı. Benim üç çocuğum var, hangi birinin okul kıyafetini karşılayayım? Servis ücreti dersen aylık 240 lira. Üç çocuk için 720 lira yapıyor. Sonra Cumhurbaşkanı çıkıp üç çocuk yapın diyor. Nasıl olacak bu? Sendikalaşmak istediğimde işten atılıyorum, sesini çıkarmıyorsun. Biz burada 530 gündür direniyoruz ama iktidardan ne bir milletvekili geldi yanımıza ne de cumhurbaşkanından, ya da o zamanın başbakanından bir açıklama yapıldı. Beni yalnız bırakıyorsun. Asgari ücretle çalışmaya zorluyorsun. Sonra da eğitimin her şeyini paralı yapıyorsun. Nasıl geçineceğim ben? Eğitim sözde değil, gerçekten ücretsiz olmalı. İçeriği kalitesiz kitapları ücretsiz dağıtarak ücretsiz eğitim olmaz” diye de ekliyor.

Eskiden bir kişi çalışırdı, 10 çocuğa bakardı!

Eğitim masraflarını konuşurken mesele ister istemez zamlara geliyor. Önümüz kış. Fatih doğalgaza yapılan zamları hatırlatıyor ve ekliyor: “Yazın kimse fark etmedi ama bakalım kışın ne olacak?” Özgür eskiden 50 lirayla pazar alışverişini yaparken şimdi 80-90 lirayla pazar çantasını dolduramadıklarını söylüyor. Evet, her şeye zam yapılıyor ama sıra işçiye gelince hiçbir şey yok. Son zamanlarda “zam” kelimesi yerine kullanılan moda sözcüğü bilip bilmediklerini soruyoruz. Moda kelimenin “güncelleme” olduğunu söyleyince önce bir gülüşme oluyor. Sonra Fatih alıyor yine sözü: “İsmini değiştirip insanlara yutturuyorlar işte. Bizim bu oyuna kanmamız için cahil olmamız lazım. Güncelleme nedir ya? Bunun adı zamdır, ekonominin kötüye gitmesidir. Ülkeyi yönetemeyen siyasiler yüzünden ekonominin kötüye gitmesinin bedelini işçiler, emekçiler ödüyor. Bizim cebimizden paralarımız vergi, zam olarak geri alınıyor. Zaten üç kuruşa mahkûm edilmiş durumdayız. Evde iki kişi çalışsak karnımızı zor doyuruyoruz. Eskiden bir kişi çalışırdı, 10 çocuğa bakardı.”

Özgür, babasının “ben senin yaşındayken ev yaptım” dediğini anlatıyor. Gemlik’te bir ev ortalama 200 bin liraymış. “2000 lira maaş alan biri 200 bin liralık evi nasıl alsın? Neredeyse bütün bir ömür yemeden içmeden çalışması gerek!” diyor. Direniş boyunca ara ara ek işler yaparak geçimlerini sürdürmeye çalışmışlar. Sendikanın desteğini almışlar elbette ama “o da bir yere kadar” diyorlar. Özgür kıraathanede çalışmış, Fatih çeşitli elektrik işleri almış. Yine de borçlanmaktan kurtulamamışlar. Özgür “7500 lira kadar sağa sola borçlandım. Annem ve babamın desteğiyle idare edebiliyorum” diyor.

Siz zaten fakirsiniz!

Sohbetimiz sırasında laf lafı açınca direniş sürecinde çocuklarla ilgili bir anıları olup olmadığını sorduk. Her ikisinin de yüzünde bir tebessüm belirdi. İlkin Fatih aldı sözü. Bir gün ortanca oğlunun okulunda çocuklar aralarında bir tartışma yaşamışlar. Oğlunun arkadaşlarından biri kızgınlıkla “senin baban işsiz, siz zaten fakirsiniz!” demiş. Okulda öğretmenler direnişi biliyorlarmış. Bazı velilerin de bilgisi varmış. Belli ki oğluna bunu söyleyen çocuğun ailesinin de bu direnişten haberi olmuş. “Ben burada o çocuğun hakkı için de direniyorum ama aile bunun farkında değil. Çocuklarına nasıl yansıttılarsa artık, benim oğluma kötü bir şeymiş gibi bunu söyleyebiliyor. Direniş sürecinde ben başka yerlerden iş teklifleri de aldım ama gitmedim. Ben o teklifleri kabul etmeyip direnmeyi tercih etmişsem sadece kendi çocuklarım için değil, başka çocuklar için de bunu yapıyorum” diye anlatıyor Fatih.

“Peki, yoksul olmak ayıp mı?” diye soruyoruz. “Elbette değil. Yoksul olmak bizim ayıbımız değil, bizi bu koşullarda yaşamaya mecbur eden patronların ve onları yasalarla koruyan devletin ayıbıdır” diyor. Eylül ayında dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 6,724 lira olarak açıklandı. Bir evde üç kişi asgari ücretle çalışsa yine yoksulluk sınırını geçemiyor. Bu durumda hangimiz yoksul değiliz ki!

Özgür, şehir dışından kendilerini ziyarete gelen ablasının kızına bir hediye almak istediğini ama parasızlıktan alamadığını anlatıyor. Kırk yılda bir yanına gelen küçük yeğenine bir hediye alamamak kötü hissettirmiş. Fatih’in de oğluyla başka bir anısı daha var. Henüz işi varken oğluna iyi bir karne getirmesi durumunda Xbox alma sözü vermiş. Fakat bu süreçte işten çıkarılmış ve direniş süreci başlamış. Tabi okullar kapanınca oğlu karneyi getirip hediyesini istemiş. Oğlunun hevesini kırmamak ve verdiği sözü tutmamış olmamak için babasından ve kız kardeşinden destek almak zorunda kalmış.

Sohbet koyu, çaylar sıcak. Ancak burada değindiklerimizden ibaret olmayan sohbetimizi bir yerde bitirmek zorunda kalıyoruz çünkü gitme vaktimiz geliyor. İki gün sonra işçiler Bursa’ya geri döndüler, mücadelelerine orada devam edecekler. İstanbul’a gelmiş olmaktan, bizler gibi işçi örgütlerinden, çeşitli parti ve sendikalardan gördükleri destek ve dayanışmadan çok memnun olduklarını ifade ediyorlar. Bizler de UİD-DER olarak mücadele eden işçilere destek vermeyi zaten sınıf dayanışmasının bir gereği olarak gördüğümüzü söylüyoruz. Sıcak çaylar eşliğinde yapılan sıcak bir sohbetin ardından bir de Bursa’ya davet edilmek mutlu ediyor bizi. Bursa’da görüşmek dileğiyle direniş alanından ayrılıyoruz.

4 Ekim 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....
  • Son haftalarda dünyanın gündemi Covid-19 virüsü. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde görüldü ve dünyanın başlıca gündem maddesi haline geldi. Pek çok ülke sözde Covid-19 salgını ile mücadelede çeşitli paketler ve bütçeler açıkladılar.
  • Salgınlar ve hastalıklar her sektörden işçiyi tehdit ettiği gibi denizcilik sektöründe çalışan işçileri de tehdit ediyor. Gerek gemilerde çalışan işçiler olsun gerekse de tersanelerde çalışan işçiler olsun ölümlere rağmen hâlâ kötü koşullarda...
  • Merhaba dostlar, ben İstanbul Havalimanında uçak temizliğinde çalışan genç bir işçiyim. Geçtiğimiz haftalarda koronavirüs adlı yeni tip virüsün yüzü aşkın sayıda ülkede görüldükten sonra Türkiye’ye de geldiği duyuruldu. Virüs nedeniyle market ve...
  • 1. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri tüm işyerlerinde derhal ve eksiksiz alınsın! İşçilere, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını denetleme yetkisi verilsin! Önlemleri almayan işyerlerine ağır cezalar getirilsin!
    2. İşten atmalar...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin faturasını koronavirüsü bahane ederek işçilere kesiyor. Dünya genelinde şu ana kadar kaç milyon işçinin işten atıldığı henüz netleşmiş değil. Ama sömürücü kapitalistler, işçileri milyonlar halinde işsizliğe ve açlığa...
  • Tüm dünyanın gündemine hızla giren ve küresel salgın ilan edilen Covid-19 hastalığı egemenlerin yarattığı sis perdesi altında yayılıyor. Tüm dünyada egemenler işçileri, emekçileri evlerine hapsederken koronavirüs salgınını bir fırsata dönüştürüp...
  • Hepimizin bildiği gibi yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile ilgili sosyal medyada, televizyonlarda bulamaç halinde, kafa karıştırıcı yorumlar yapılırken sağlık işçilerinin adı tek bir satırda “minnet duyuyoruz” şeklinde geçiyor. Sizlere bu mektubu...