Navigation

Buradasınız

Zalimler Vuruyor, Ezilenler Direniyor!

Aralık 2014, No:81

“Nefes alamıyorum…” 43 yaşındaki 6 çocuk babası yoksul siyah bir emekçi olan Eric Garner’ın, son sözleriydi bunlar. Çakallar gibi “avlarının” üzerine üşüşmüş ırkçı beyaz Amerikan polisi, Eric Garner’ı sokak ortasında güpegündüz boğazlayarak katletti. Cinayeti apaçık gösteren kamera görüntüleri, ırkçı ABD yargısı tarafından delil olarak kabul edilmedi. Katil polislerin yargılanmadan suçsuz ilan edilmesi, siyahlar başta olmak üzere, ırkçılığı reddeden vicdan sahibi beyaz emekçileri ayağa kaldırdı.

Garner’ın katillerine verilen takipsizlik kararı çıktığında, Ferguson’da siyah bir genç olan Michael Brown’ın 9 Ağustosta polis tarafından vurularak öldürülmesine karşı başlayan kitle isyanı devam ediyordu. Michael Brown’ın katilleri hakkında da yargılanmasına gerek olmadığı kararı açıklanmıştı. Bu kararın açıklanmasından önceki hafta, ABD’nin değişik yerlerinde polis biri 12 yaşında iki siyahı daha öldürmüştü.  Siyah ve beyaz işçi-emekçiler haksızlığa ve adaletsizliğe isyan ettiler ve alanlarda birleştiler. Haksızlığa isyan, ezilen kitleleri yoksulluğu, eşitsizliği ve ırkçılığı sorgulamaya yöneltti. “Adalet Yoksa Barış da Yok”, “Nefes Alamıyorum” diyen emekçiler, “rüyalar ülkesi” olarak propaganda edilen ABD kapitalizminin yüzündeki demokrasi maskesini indirdiler. “Adalet Ancak Devrimle Sağlanır” pankartları taşıyan işçi-emekçiler, kapitalist ABD yargısına güvenmediklerini ifade ediyorlar. ABD’de emekçiler sefalet koşullarında yaşarken, mülk sahibi sınıflar lüks bir yaşam sürüyorlar. İşte başlayan gösterilerin bir isyana dönüşmesinin nedeni budur.

Aslında dünyanın birçok bölgesinden emekçilerin isyan haberleri geliyor. Meksika’da 43 öğrencinin devlet yöneticileri ve mafyanın kirli işbirliği ile katledilip cesetlerin yok edilmesi, emekçilerde infiale yol açtı. Öğrencilerin bulunması, katillerin ve emri veren yöneticilerin yargılanması için başlayan gösteriler, ülke çapında tüm gençliğin katıldığı kitlesel protestolarla ve işçi sınıfının grevleriyle güçlendi. Artık, Meksika’nın baskıcı, sömürücü düzeni, uyuşturucu mafyasıyla kirli ilişkiler içindeki rejimi sorgulanıyor. Yoksulların isyanı, tüm işçi-emekçilerin bu kokuşmuş düzenden kurtulma umutlarını yeşertiyor.

Avrupa’nın pek çok ülkesinde sermayenin kemer sıkma saldırıları karşısında işçiler, kitlesel protestolar ve grevlerle ayağa kalkıyorlar. Belçika’da ülke çapına yayılan genel grevler hayatı durduruyor. Sömürü düzeninin polisi işçilere saldırıyor, ama işçiler geri adım atmayıp direniyorlar, baskıya boyun eğmiyorlar. Fransa’da petrol rafinerisi ve tren yolu işçileri, Almanya’da Lufthansa havayolu işçileri ve büro emekçileri, İngiltere’de itfaiye çalışanları patronların saldırılarına grevlerle karşılık veriyorlar. İtalya işçi sınıfı hükümetin gerici reformlarına karşı mücadeleyi yükseltiyor. Avrupa kapitalizminin, işçileri hakları için mücadele etmekten alıkoymak üzere ileri sürdüğü “sosyal refah” yalanı çökmüş bulunuyor.

Dünyanın dört bir yanında patlak veren tüm bu mücadeleler, işçi-emekçi kitlelerin sömürü, eşitsizlik ve adaletsizliğe karşı biriken öfkesini dışa vuruyor. İşçiler, birlik olamadıkları zaman uzun yıllar boyunca baskı ve sömürü koşullarına sessiz kalabiliyorlar. Ancak gün geliyor; emekçilerin birikmiş öfkesi protestolarla, grevlerle, ayaklanmalarla patlamalı biçimde açığa çıkıyor. 2010’da, 26 yaşındaki Tunuslu yoksul bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi, tezgâhına el konulması üzerine kendisini yakarak intihar etmişti. Bir diktatörlük rejimi altında işsizlik ve yoksullukla kıvranan Tunuslu emekçilerin biriken öfkesi Buazizi’nin yaktığı ateşle büyük bir yangına dönüşmüş; Tunus’ta başlayan ayaklanma tüm Arap dünyasındaki diktatörlükleri sallamıştı.

Umutsuzluğa yer yok! Yıllar boyu tüm haksızlıklara boyun eğen ezilen ve sömürülen kitleler, günü geldiğinde “artık yeter” diyerek baskıcı rejimlere ve çürüyen kapitalist sömürü düzenine karşı şanlı isyanlarla ayağa kalkabiliyorlar. Tarihin nice örnekte gösterdiği gibi, ancak ayağa kalkan emekçilerin önceden bir hazırlığı varsa, yani net hedeflere sahip bir örgütlülükleri varsa, zalim egemenler emekçilerin haklı isyanı karşısında duramazlar. Çatlamış toprak suya ne kadar muhtaçsa, işçi sınıfı da örgütlenmeye o denli muhtaçtır. Dünyanın dört bir yanında filizlenen mücadeleler, işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle kök salacak, sömürüsüz dünyanın yolunu açacaktır.

15 Aralık 2014

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni