Navigation

Buradasınız

İş Kazalarında İşçilerin Ölmesine, Uzun İş Saatlerine, Düşük Ücretlere, İşsizliğe, Taşeronlaştırmaya, Kıdem Tazminatının Yok Edilmek İstenmesine, Zam Zulmüne, Emperyalist Savaşlara Dur Diyelim!

Birleşerek ve Kardeşleşerek 1 Mayıs’a!

Nisan 2013, No:61

İşçi emekçi kardeşler!

1 Mayıs’ta meydanlarda bir araya geleceğiz. Haksızlıklara, zulme, sömürüye, uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere, iş kazalarında işçilerin ölmesine, taşeronlaştırmaya “dur” diyeceğiz. İnsanca çalışma ve yaşam koşulları isteyeceğiz. Tüm işçi kardeşlerimiz şimdiden, bu büyük güne, bu kardeşlik gününe hazırlanmalılar.

Neden 1 Mayıs?

Çünkü 1 Mayıs işçilerin uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Emeğin bayramıdır 1 Mayıs! Bu büyük günde, dünyanın dört bir köşesinde değişik dinlere ve milletlere mensup işçiler aynı duygu ve heyecanla meydanlara çıkacaklar. İnsanın insanı sömürmediği, savaşların olmadığı, bolluk ve barış dolu bir dünyada yaşamak istediklerini haykıracaklar.

1 Mayıs, yeni bir toplum kurma talebinin güçlü şekilde dile getirildiği bir gündür aynı zamanda.

İnsanlara rekabeti, bireyciliği, hırs ve kıskançlığı dayatan; paylaşımcılığı, dayanışmayı, kardeşliği reddeden kapitalist sömürü düzeninde yaşamaya mecbur değiliz.

Ancak işçileri sömürmeye devam etmek isteyen patronlara göre, “böyle gelmiş böyle gider, kapitalizm değiştirilemez.” Bu tümüyle yalandır, amaç işçileri kandırmaktır!

Ezelden beri, nerede bir haksızlık, zulüm ve sömürü varsa, orada daima mücadele eden insanlar olmuştur. İnsanlar, haksızlıkların olmadığı dayanışmacı ve paylaşımcı bir toplum kurmak için mücadele vermişlerdir. İnsanlığın bu ortak hayali için mücadele devam ediyor.

Zinhar değişmez denilen kapitalizmin, şunun şurasında 250 yıllık bir tarihi var. İnsanlık tarihi dikkate alındığında devede kulak!

Paranın/sermayenin egemen olduğu bu sömürücü sistem tüm yönleriyle çürümüş durumda. Şu hale bir bakın:

Dünyada 1 milyardan fazla insan her gün aç yatıyor.

Milyarlarca insan yoksulluk sınırında yaşıyor.

Her sene, 11 milyondan fazla çocuk basit hastalıklar ve açlık yüzünden ölüyor.

Buna karşın, yaklaşık 2 trilyon dolar silaha harcanıyor.

Patronlar ve onların aileleri zevk-ü sefa içinde yaşarken; işçiler uzun ve ağır çalışma koşulları altında, açlık ve yoksullukla boğuşarak acı ve kahır dolu bir yaşam sürdürüyorlar.

Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve pek çok Afrika ülkesinde pazar ve yatırım alanlarına, enerji yataklarına sahip olmak için yürütülen emperyalist savaşlarda yüz binlerce insan can veriyor, sakat kalıyor, evini ve yurdunu terk ediyor.

Halklar din, mezhep ve milliyet temelinde kışkırtılarak karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor.

Tüm bunların sebebi kapitalist kâr düzenidir.

Çünkü bu düzende önemli olan insan değil, sermayedir. Bu nedenle, toplumun ortak çıkarları değil, patronların özel çıkarları dikkate alınır. Böyle bir düzen insanlığa ne verebilir?

Meselâ, kapitalist ekonomi durup durup krize giriyor ve bunun bedelini her seferinde işçiler ödüyor.

Sistemin çarklarında meydana gelen tıkanmadan dolayı patlak veren küresel kriz, tüm dünyada etkisini sürdürüyor.

Gece gündüz demeden çalışıp üreten işçiler, ama krizin bedelini işten atılarak ödeyen de işçiler. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, işsizlik dünyada çığ gibi büyüyor. Türkiye’de ise, 3 milyona yakın işsiz var. Üstelik bu resmi rakam.

Patronlar, işçilerin birlik ve dayanışma içinde olmamasından yararlanarak, fazla mesailerle birlikte çalışma süresini 12 saate çıkardılar. Yasalara göre çalışma haftası 45 saat. Fakat gerçekte, fazla mesailerle birlikte çalışma haftası 75 saate kadar yükseliyor. Patronlar, fazla mesaileri işçilere dayatmak için ücretleri özellikle düşük tutuyorlar.

Kadrolu işçilik büyük ölçüde ortadan kaldırılmış durumda.

Taşeronluk sistemiyle tüm çalışma yaşamı esnek ve güvencesiz hale getirilmek isteniyor. 6 aylık ya da 1 senelik sözleşmelere dayalı, güvenceden yoksun, kıdem tazminatının olmadığı bir çalışma düzeni dayatılıyor.

Daha fazla kâr elde etmek isteyen patronlar, gerekli iş güvenliği önlemlerini almadıkları için iş kazaları durmuyor. İşçiler ölmeye ve sakat kalmaya devam ediyorlar.

Kısacası tablo şu: Patronlar ve onların aileleri zevk-ü sefa içinde yaşarken; işçiler uzun ve ağır çalışma koşulları altında, açlık ve yoksullukla boğuşarak acı ve kahır dolu bir yaşam sürdürüyorlar.

Zenginlik ve ihtişam bir tarafta, yoksulluk ve sefalet öbür tarafta! Neden böyle bir yaşamı kabul edelim ki?

Biz işçiler başka bir dünya istiyoruz!

Bilim ve teknoloji sayesinde, iş saatlerini kısaltmak ve tüm işsizlere iş vermek mümkün. İş kazalarının olmadığı, işçilerin ölmediği ve sakat kalmadığı, işçi ailelerinin acı ve gözyaşına boğulmadığı bir çalışma sistemi talep ediyoruz! Sermayenin egemenliğine dayanmayan, insanın insanı sömürmediği, insanı esas alan, eşitlikçi ve paylaşımcı bir dünya istiyoruz!

Kardeşler!

Dünyanın dört bir yanında, kapitalist sömürüye karşı işçilerin öfkeli sesi yükseliyor. Yunanistan’dan Hindistan’a, Mısır’dan Çin’e, İspanya’dan Güney Afrika’ya kadar işçiler, peş peşe yaptıkları grevlerle haklarını arıyorlar. Krizin bedelini ödemek istemeyen işçi kitleleri, patronlara şunu söylüyorlar: Pılınızı pırtınızı toplayıp gidin, size ihtiyacımız yok!

Türkiye’de de, çalışma koşullarını düzeltmek için sendikalaşan ve işten atılan, ücretleri ödenmeyen, haklarına sahip çıkan işçilerin mücadelesi sürüyor. Bu mücadeleyi daha da büyütmeli ve patronlara şunu göstermeliyiz: İşçiler boyun eğmiyor, birleşerek ve kardeşleşerek hakları için mücadele ediyorlar!

1 Mayıs, birliğimizi, dayanışmamızı ve gücümüzü ortaya koyacağımız bir gün olacak. Irk, dil, din ayrımı yapmaksızın sınıfımızın bayrağı altında birleşmeliyiz.

Türk ve Kürt işçilerinin birliğini sağlayamadan patronların saldırılarına gerektiği gibi yanıt veremeyiz. Şunu bilelim ki, Kürt halkının ezilmesinden Türk işçilerinin hiçbir çıkarı yoktur. Bu nedenle, Kürt halkının demokratik taleplerini desteklemeli, kardeşliğe ve işçilerin birliğine giden yolu açmalıyız.

Son sözümüz de şu olsun: Dünyanın dört bir köşesinde, milyonlarca işçiyle aynı duygu ve heyecanla meydanlarda buluşmak üzere çalışmalarımızı hızlandıralım!

16 Nisan 2013

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Maltepe Belediyesi işçilerinin grevi devam ediyor. Grevin üçüncü gününde Tugay Yolu’ndaki Park ve Bahçeler Müdürlüğü önünde bekleyen grevci işçileri ziyaret eden UİD-DER’li işçiler, dördünce gününde ise Gülsuyu’nda bulunan Maltepe Belediyesi...
  • CHP’li belediye yönetimleri işçilerin taleplerini karşılamak yerine, grevi karalayarak gözden düşürmeye çalışıyor. Belli ki tek merkezden harekete geçirilen trol ordusu, belediye işçilerini aşağılıyor. Demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar...
  • Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları Metal fabrikasının işçileri DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenmiş ve bu nedenle işten atılmışlardı. Ekmekçioğulları patronu, işyerinde çoğunluğu sağlayıp Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler...
  • 26 Şubat 1984’te kaybettiğimiz işçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil, acıyı da, umudu da, hasreti de, kavgayı da yazdı. Yaralara merhem olsun, karanlıkta ışık olsun, yüreklerde sevinç olsun, kavgaya çağıran ses olsun diye şiirleri, yüreğini...
  • Maltepe Belediyesinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine başlayan grev, üçüncü gününde devam ediyor. Grevci işçiler Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın ikramiyeler hariç yüzde 47 zam yaptığı iddiasına ve grev kırıcıları...
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler,...
  • Hükümetin yönlendirmeleri ve sağladığı kolaylıklar sayesinde patronlar, pandemiyi fırsata çevirdiler. Haksızlık karşısında susup boyun eğmeyen ve sendikalaşan işçiler, Kod 29 bildirimiyle, yani ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davrandıkları...
  • 50 gündür direnen Migros Depo işçileri, 23 Şubat Salı günü Anadolu Grup Genel Müdürlüğü önünde bir araya gelerek basın açıklaması gerçekleştirdiler.
  • İstanbul Tabip Odası, asistan hekimlerin zorlu çalışma koşulları ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin Cağaloğlu’nda 24 Şubatta bir basın açıklaması düzenledi. Asistan hekimlerin tükendiğine dikkat çekilen açıklamada çalışma ve eğitim koşullarının...
  • Emekçilerin sorunları dağ gibi birikmişken iktidarın bu sorunlar karşısında yaptığı, sorunları yok saymak, inkâr etmektir. İktidar, gündemi olağanüstü temelde oluşturarak gerçek sorunları toplumun gündeminden düşürmeye, üzerine kalın bir örtü...
  • Cezayirli işçi ve emekçiler, Hirak’ın ikinci yıldönümü olan 22 Şubatta demokrasi ve adalet özlemiyle tek yürek oldular, koronavirüs yasaklarına rağmen meydanları doldurdular. İşsizliğe, yoksulluğa, yok sayılmaya, baskılara karşı öfkelerini dile...
  • İstanbul/Maltepe Belediyesi işçileri; DİSK/Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube ile CHP’li belediye yönetimi arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine greve başladı. Belediyenin farklı...
  • Geçim sıkıntısının biz işçilerin üzerine üzerine geldiği bir dönemden geçiyoruz. Gerçi rahat bir nefes aldığımız, gerek kendimizin, gerek ailemizin temel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabildiğimiz bir zaman da neredeyse hiç yaşamadık. Şu kısacık...

UİD-DER Aylık Bülteni