Navigation

Buradasınız

Hayat Pahalılığı, İşsizlik, Kötüleşen Yaşam ve Çalışma Koşulları…

Bu Durumu Tersine Çevirebiliriz!

İşçi Dayanışması Bülteni, No:138 Başyazı
Resmi verilere göre enflasyon oranı yüzde 15, işsizlik oranı ise yüzde 13… Bu iki rakamı kolayca telaffuz edebiliyoruz. 15 ve 13… Rakamlar basittir ve rakamların dili soğuktur. Ama bir de o rakamların gerçek hayatta karşılıkları vardır. Meselâ enflasyon demek hayat pahalılığı, eriyen ücretler ve geçim sıkıntısıdır! Emekçilerin iki yakayı bir araya getirememesi, yaşam koşullarının kötüleşmesi, acı ve kahırdır. Resmi işsizlik oranı yüzde 13’tür ama bunun anlamı 4 milyon 233 bin işçinin evine ekmek götürememesi, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayamamasıdır.

Resmi verilere göre enflasyon oranı yüzde 15, işsizlik oranı ise yüzde 13… Bu iki rakamı kolayca telaffuz edebiliyoruz. 15 ve 13… Rakamlar basittir ve rakamların dili soğuktur. Ama bir de o rakamların gerçek hayatta karşılıkları vardır. Meselâ enflasyon demek hayat pahalılığı, eriyen ücretler ve geçim sıkıntısıdır! Emekçilerin iki yakayı bir araya getirememesi, yaşam koşullarının kötüleşmesi, acı ve kahırdır. Resmi işsizlik oranı yüzde 13’tür ama bunun anlamı 4 milyon 233 bin işçinin evine ekmek götürememesi, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayamamasıdır. İşsizlik, çaresizlik kuyusuna itilmektir. İnsanın kendisini değersiz hissetmesi ve bunalıma girmesidir.

Siyasi iktidar, sorunları gizleyerek ve toplumda her şeyin yolunda olduğu algısı yaratarak, emekçilerin öfkesini yatıştırma ve kendisine olan desteğin azalmasını engelleme peşindedir.

Yani yüzde 15 ve 13 emekçiler için sadece bir rakam değildir. Fakat siyasi iktidarın temsilcileri ve sermaye medyası emekçilerin içinde yaşadığı yoksulluğu, milyonlarca işsizin çektiği acı ve sıkıntıyı anlayamaz. Çünkü onların dünyası bizden farklıdır, çünkü onlar topluma yabancılaşmışlardır. Saraylarda ve yalılarda yaşarlar, iktidarın nimetlerini diledikleri gibi kullanırlar. Yoksulluk, ay sonunu getirememe, çocuklarının okul masrafını karşılayamama gibi dertleri yoktur onların. Bize tasarruf öğüdünde bulunurlar ama sıra kendilerine gelince, “devlet yönetiminde itibardan tasarruf olmaz” derler. Şu meşhur şarkı sözlerindeki gibi; ayrı dünyaların insanlarıyız vesselam. Biz alın teri döken ve üreten işçi sınıfıyız, onlar ise sömürücüler ve yiyiciler sınıfı!

Siyasi iktidar enflasyonun düştüğünü iddia ediyor. Hem krizin olduğunu kabul etmiyor hem de “en kötü dönemin geride kaldığını” söylüyor. Hadi diyelim kötü günler geride kaldı, bu durumda hayat pahalılığının azalması, işçilerin satın alma gücünün artması, işsizliğin azalması gerekmez mi? Düne göre hayat pahalılığını daha az hissediyorum diyen işçi var mı? Siyasi iktidar, sorunları gizleyerek ve toplumda her şeyin yolunda olduğu algısı yaratarak, emekçilerin öfkesini yatıştırma ve kendisine olan desteğin azalmasını engelleme peşindedir. Bu yüzden yandaş medyayı da kullanarak toplumu istediği doğrultuda yönlendirmeye çalışıyor. Meselâ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) aracılığıyla enflasyon ve işsizlik rakamları düşük gösteriliyor.

Enflasyondaki duruma bir bakalım: Enflasyon, fiyatların genel seviyesindeki değişimi yani tüm fiyatların tamamında sürekli bir yükseliş olmasını ifade eder. Yaz mevsimi nedeniyle meyve ve sebze fiyatlarının düşmesi ve bunun enflasyonu bir parça düşürmesi hayat pahalılığını ortadan kaldırmıyor. Yalnızca Temmuz ve Ağustosta, bir ay arayla doğal gaza toplamda yüzde 30 zam yapılmıştır. Elektrikten gıdaya, akaryakıttan ulaşıma her şeye zam yağmaya devam ediyor. Ayrıca enflasyonun düşmesi, malların ucuzlaşması anlamına gelmiyor. Aslında olan, fiyatların genel yükselişinin bir önceki yıl veya aya göre hız kaybetmesidir. Ama eriyen ücretlerimiz telafi edilerek alım gücümüz yükseltilmediği sürece, bu hız kesme fazla bir şey ifade etmez.

Hatırlayalım, geçen sene bu aylarda resmi enflasyon yüzde 25’i aşmıştı. Ama gerçek enflasyon, yani emekçilerin hissettiği enflasyon yüzde 30’ların üzerindeydi. TÜİK, enflasyon sepetine emekçilerin çoğunun kullanmadığı düşük fiyatlı ürünleri koyarak ve rakamlarla oynayarak genel enflasyonu düşük gösteriyordu. Oysa kış aylarında gıda enflasyonu yüzde 33’ü ve sebze-meyve enflasyonu ise yüzde 80’i aşmıştı. Yani emekçilerin temel tüketim maddeleri öylesine pahalandı ki, siyasi iktidar tanzim satış noktaları kurmak zorunda kaldı. Fırlayan hayat pahalılığı karşısında işçi ücretleri eriyip gitti, alım gücümüz düştü. Zaten elimize ne kadar para geçtiği değil, bu parayla ne kadar geçim aracı aldığımız önemlidir. Krizle birlikte alım gücümüz düştüğü için, reel ücretimiz de düşmüş oldu. Yoksulduk, daha fazla yoksullaştık. Zengin ile fakir arasındaki uçurum açıldıkça açıldı.

İşçiler örgütlenip sermaye sınıfının karşısına tek vücut olarak çıkmadığı müddetçe, bugünkü durumu tersine çevirmek mümkün değildir.

Kriz öncesindeki alım gücümüzün korunması için bile, önce eriyen ücretlerin telafi edilmesi ve ayrıca zam yapılması gerekiyor. Ancak patronlar sınıfı ve siyasi iktidar, her zamanki gibi işçi sınıfının karşısında birleşmiştir. Eriyen ücretlerimiz telafi edilmediği gibi, yapılan zamlar resmi enflasyonun bile çok altında kaldı. Geçtiğimiz aylarda devlete ait işyerlerinde çalışan 200 bin işçiye birinci altı ay için sadece yüzde 8 oranında zam yapıldı. İkinci altı aylık dönem için yapılan yüzde 4’lük zam, yüksek vergi diliminden dolayı daha işçinin cebine girmeden devletin kasasına akacak. Siyasi iktidar, yalnızca 200 bin işçiyi sefalet ücretine mahkûm etmekle kalmadı. Çünkü hükümet ile işçileri temsilen Türk-İş arasında imzalanan bu sözleşme, bir örnek teşkil ediyor. Nitekim tekstil işkolundaki patronlar, işçilerin karşısına bu sözleşmeyi ve memurlara yapılan 4+4’lük zammı örnek alarak çıktılar. Yüzde 3+3 oranında zam dayatması yaptıktan sonra, yüzde 8+4’e razı oldular. Böylece ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler. Şimdi gündemde 130 bin metal işçisini kapsayan sözleşme var. Doğal olarak bu sözleşme sektördeki tüm işçileri ilgilendiriyor. Metal patronlarının da düşük zam dayatmasıyla işçilerin karşısına çıkacağı sır değil.

Bu zam oranlarının eriyen ücretlerimizi telafi ederek düşen alım gücümüzü yükseltmesi mümkün değildir. Sermaye sınıfı ve siyasi iktidar, Türkiye’de işçi ücretlerine ağır bir darbe vurmuş ve reel ücretleri düşürmüştür. Yüksek orandaki işsizlik de bunda etkili olmuştur. Resmi verilerin aksine, gerçekte 7 milyon kişi işsizdir. Siyasi iktidarın emrindeki TÜİK, bir ay içinde iş başvuru kapılarına müracaat etmeyenleri işsiz saymıyor. Böylece işsizleri yok sayarak işsizlik oranlarını düşük gösteriyor. Ne var ki Türkiye’nin birçok ülkenin nüfusundan fazla olan devasa işsizler ordusu, resmi rakamlara girmeyince buharlaşmıyor. Sermaye sınıfı, böylesine büyük bir işsiz kitlesinin varlığını, ücretleri düşük tutmak için kullanıyor. İşsizler ordusu çalışan işçiler üzerinde baskı aracına dönüştürülerek hem ücretler düşük tutuluyor hem de ağır çalışma koşulları dayatılıyor.

Bugün sermayenin deyim yerindeyse köpeksiz köyde değneksiz dolaşmasının nedeni, işçi sınıfının sendikalarının son derece güçsüz olmasıdır. İşçiler örgütlenip sermaye sınıfının karşısına tek vücut olarak çıkmadığı müddetçe, bugünkü durumu tersine çevirmek mümkün değildir. Tabiri caizse, yalnız kuzuyu kurt kapar! İşçilerin sınıf olarak birleşmesini sağlayan sendikalardır. İşçi sınıfı, sendikaları aracılığıyla sermaye sınıfı karşısında örgütlü bir güce dönüşür. 12 Eylül askeri darbesiyle kurulan faşist rejim, sendikalara ağır bir darbe indirmiş, mücadeleci sendikaları kapatmış ve işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmıştır. Bugünkü zayıflığımızın nedeni budur. Bu durumu tersine çevirmek için sendikalarımızı yeniden ayağa kaldırmalıyız. Ancak o zaman sermayenin ve siyasi iktidarın saldırılarına dur diyebiliriz.

22 Eylül 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • “MESS dayatmalarına sabrımız taştı” diyen, yaptıkları eylemlerde “grev” diye haykıran metal işçileri Gebze’de buluşuyor. Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocak Pazar günü Gebze’de bir araya gelerek MESS dayatmalarına karşı seslerini...
  • Öyle zamanlardan geçiyoruz ki doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru addedilir oldu. Namuslu, dürüst olmak enayilik, saflıkmış gibi yansıtılıyor. Gerçekler bilinçli bir şekilde ters yüz ediliyor. İnsanı insan yapan kıymetli...
  • İstanbul/Bakırköy Belediyesi’nde çalışan işçiler ve kamu emekçileri toplu sözleşmenin uygulanmaması, sosyal haklarının verilmemesi ve ücretlerin geciktirilerek ödenmesine karşı eylem yaptı. Belediye-İş Sendikası İstanbul 2 No’lu Şubenin çağrısıyla...
  • Hesabını bilmek, her işçi için önemlidir. Tabi bunun için az da olsa matematikten, dört işlemden anlamak gerekir. İlkokul yıllarımda ve daha sonrasındaki okul hayatımda, tıpkı benim gibi matematikten pek de haz etmeyen arkadaşlarımın yaptığı gibi,...
  • Çocuk denildiğinde muhtemelen hemen herkesin aklına masumiyet ve saflık gelir. Çocukluk leke tutmaz bir dönemidir insanın. Çirkinlikler, kötülükler çocuklara yakıştırılmaz, çocuk hep hoş görülür. Oynanan oyunların etkisiyle yıpranmış, kirlenmiş...
  • Petrol-İş Sendikası İzmir Şubesinin örgütlü olduğu rüzgâr türbini kanadı üreten TPI Kompozit’in T1 ve T2 işletmelerinden 3’er işçi işten atıldı. Atılan işçilerden birisinin sendika temsilcisi, bir kısmının ise delege olduğu öğrenildi. ABD menşeli...
  • Nâzım Usta’nın dediği gibi “Bir yara açıldığında hücreler onu kapatmak için bir araya gelir. Bunu yapmasalar vücut ölür. Bir yara var ve bizim bir araya gelmemiz gerekiyor…”
  • Metal işkolundaki grup toplu sözleşme sürecinde işveren sendikası MESS’in dayatmaları karşısında işçiler boyun eğmiyor, mücadele ediyor. Üç yıllık sözleşme süresi, esnek çalışma ve sefalet zammı dayatan MESS’in, ücret zammı teklifini ilk altı ay...
  • Geçtiğimiz yılın son günlerinde 2020 yılının bütçesi Mecliste görüşüldü. MHP ve AKP milletvekilleri Mecliste çoğunluk olduğu için, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen bütçe kabul edildi. Aslında bu tartışmalar Saray’ın harcamalarının açık seçik bir...
  • Ben işçiyim, kadınım, insanım./ Her canlı gibi ben de uyurum, uyanırım/ Her sabah erken kalkarım./ İşe geç kalmamak için/ Hızlı adımlarla koşarım, sizin gibi/ Evet, dedim ya ben de sizin gibi insanım.
  • Fransalı işçi ve emekçiler, hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesini ve maaşların düşürülmesini hedefleyen saldırısına karşı 5 Aralıktan bu yana mücadele ediyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım, hizmet ve daha birçok sektörden genç, yaşlı yüz binlerce...
  • Hindistan’da milyonlarca işçi ve emekçi Modi hükümetinin artan saldırılarına karşı iş bıraktı! 8 Ocakta yaklaşık 250 milyon işçi, devlet işletmelerinin ve kaynaklarının özelleştirilmesine, işsizliğin son 45 yılın en yüksek rakamlarına ulaşmasına 24...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2019 yılına ait iş cinayetleri raporunu 11 Ocakta Kadıköy’de 12 Ocakta ise Ankara’da gerçekleştirdiği basın açıklamalarıyla duyurdu. İSİG raporuna göre 2019’da en az 1736 işçi iş cinayetlerinde hayatını...