Navigation

Buradasınız

Hastaneden İnsan Manzaraları!

Hastanede doktor, hemşire, fizyoterapist, temizlikçi, hasta bakıcı, tıbbi sekreter, güvenlikçi, hasta ve hasta yakınlarından duyup dinlediklerim sağlığımızla nasıl oynandığını ve uyuyup uyanana kadar ne çok hakkımızın gasp edildiğini açıkça ortaya koyuyor.

Muayene olduğum doktora “doktor hanım nasıl durumum?” diye sordum. Doktor “iyi, gayet iyisiniz” dedi. “İyi olduğumu söyleyerek beni çok bahtiyar ettiniz doktor hanım” dedim. Bir anlığına bana baktıktan sonra son otobüsü kaçıracak birinin telaşıyla bilgisayardaki işine devam etti. “Memleketin, dünyanın hali nasıl doktor hanım?” diye sordum. Doktor bir yandan benim işimle ilgilenirken, “hastanenin sorunundan kurtulduğumuz yok. Ne olacağımız belli değil. Ülkenin durumu da bizim hastane gibi. Dünyadan haberimiz yok. Ne olacak belli değil” dedi. “Sizin iş güvenceniz olan 657’yi de tüye çevirdiler. Yeni bir rüzgârda onu da uçuracaklar. Mücadeleden başka çıkış yolumuz yok doktor hanım” dedim. Doktor saatine baktı ve “150 numara” diye dışarıya doğru bağırdı.

Hemşirelerin çoğu iyi niyetli olsa da, “tilki tilkiye, tilki kuyruğuna” misali stajyer öğrenciler hemşirelerin yapması gereken işleri yapıyorlar. Üstelik stajyer öğrencilere yemek verilmiyor. Köle niyetine çalıştırılan stajyer öğrencilere neden yemek verilmediğini sorduğumda “önceden biz de yemekhanede yemek yiyorduk. Bakanlıktan yazı gelmiş. Ondan bu yana kantinden veya dışarıdan bir şeyler alıp yiyoruz. Daha hiç para almadık. En ucuz şeyi yiyoruz. O da 9 lira” dediler. “Ne kadar maaş alacaksınız?” diye sorduğumda, “en fazla 500 lira” diyor su gibi duru gözlü kız. Erkek öğrenci “bize yemek verilmediği haber yapıldı” diye ekliyor. Stajyer öğrencilerin bir diğer işiyse eskiden hasta bakıcıların yaptıkları yatak değiştirme, hasta götürüp-getirme. Hele sorumlu hemşire “öğrencilerrr” diye bağırdığında acemi askerler gibi koşarak gitmezlerse, “sen çızığı yedin” gibi bakıyorlar. Üstelik stajları bittiğinde devlet bünyesinde kadro açılmadığı için belgeli işsizler sürüsüne katılacaklar hepsi.

Temizlikçiler hiç ses çıkartmadan çalışıyorlar. Gürültü çıkartmadan çalışan full otomatik makineler gibiler! Az işçi, çok iş. Güya kadrolu olmuşlar. Ne çalışma koşullarında bir iyileşme olmuş, ne ücretlerinde, ne de iş güvencelerinde... Sohbet ettiğim temizlik işçilerine “kadrolu oldunuz, nasıl bir fark oldu sizin için?” diye sorduğumda, “şimdiye kadar bir değişiklik olmadı. Maaşlarımızda düşmeler oldu. 2019’da düzeleceğini söylüyorlar. Bekliyoruz” diyenler oldu. Bazıları omuz silkmekle yetindiler.

Fizyoterapistim 19 yaşında gencecik bir kızımız. Hem vardiyalı olarak çalışıyor, hem de üniversite için dershaneye gidiyor. Babası ve annesi farklı fabrikada çalışıyorlar. Fizyoterapist kızla gece asansörde karşılaşınca “evlat sen bu saatte hâlâ buradasın, hayırdır?” diye sordum. “Vardiyamız saat 23.30’da bitiveriyor. Fizik tedavi bölümü özelleştirildikten sonra böyle oluvermiş” dedi. “Yani sizin patronunuz kim, devlet mi, şahıs mı?” diye sordum. “Sözleşme yapıverdiler. Müdürle var. ‘Gari fizik tedavi bölümü özel oluverdi’ deyiverdiler. İşe alıverirken” diye anlattı. Yani sıçan insanın kulağını üfleye üfleye yediği için insanın uyandığında kulaklarının olmadığını fark etmesi gibi bir hal! Her gün gencecik kızımıza, örneklerle özelleştirmenin sonuçlarını anlatmaya çalıştım. “Bak evlat bu özelleştirme öyle, bizim Egeli bir delikanlının sana ‘gız sen benim için çok özelsin anlayıverdin mi’ demesi gibi bir şey değil” deyince, hem güldü hem de kızardı.

Hastanede temizlikçilerden, hemşirelerden, sağlık çalışanından çok özel güvenlikçi var. Özel güvenlikçilerin bellerinde cop, kelepçe ve her birinin elinde telsiz var. Hastaneye gelen insanlara “kanun kaçağı” gözüyle bakıyorlar. Birçoğuna hem kadroya alınmalarını hem de hastaneye gelen insanlara karşı olumsuz tutumlarının nedenini sordum. Kadro meselesi hakkında maaşlarında ve iş güvencesi hakkında bir değişiklik olmadığını, hatta maaşlarında düşmeler olduğunu söyleyenler oldu. “Siz sendikalı mısınız?” diye sorunca, çıngıraklı yılan görmüş gibi gözleri donuklaştı. “Bir tutanak yediğimizde, işten atıyorlar. Belgemiz de elimizden alınıyor” dedi biri. “Bu iş insana yaraşır bir iş değil ki, girin bir fabrikaya ter akıtarak çalışın” dedim. Hastaneye gelen insanlar meselesineyse, neredeyse aynı cümleleri kurdular. “Burası bir devlet hastanesi, buraya kimler gelir?” diye sordum. “Gariban insanlar geliyor” dedi biri. “Adam intihar etmek için çatıya çıkıyor. Kimse söz dinlemiyor. İnsanların çoğu çatacak yer arıyor” diyerek amirlerinin kulaklarına üflediklerini tekrar ediyorlar.

Acil servisin önüne ardı ardına ambulans geliyor. Son gördüğümde yarı baygın elleri ve yüzü kan içinde esmer tenli bir kadın yatıyordu sedyede. Halsiz, hareketsiz, gözleri fersizdi. Yaşı en çok 18-20 gibi. Ambulanstaki üç görevlinin biri kara derili genç bir kadın. “İş kazası değil mi?” diye sordum kara kıza. “Onu söylememiz yasak” dedi etrafına bakarak… “Biz 7/24 acil ambulans görevlisiyiz” dedi. “Ne demek 7/24?” diye sordum. “Adı üstünde 7/24. 24 saat çalışıyoruz” dedi. “24 saat çalışan birinin ne kendine ne başkasına hayrı kalır” dedim. “Mecburuz ne yapalım?” diyerek tekrar ambulansa bindi.

Sağ kolu boynundan asılı bir kadına “geçmiş olsun kolunuza ne oldu?” diye sordum. “Ayakkabı fabrikasında çalışıveriyordum. Fabrikada yükün altında kalıverdim. Kolum kırılıverdi. Hastaneye bilen getirivermediler. Kendim geliverdim. Altı aydır kolum böyle” diyerek olayı anlattı, hem üzgün hem de öfkeli bir biçimde. “Peki, hastaneye geldiğinizde iş kazası tutanağı tutturmadınız mı?” diye sordum. “Fabrikada oluverdi dedimdi. Hastalık deyi yazıvermişler” dedi. “Şikâyetçi ol. Hakkının peşine düş” diye nasıl davranması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bizim konuştuklarımızı dinleyen eli bileğine kadar alçıda olan 40 yaşlarında biri yanımıza geldi. “Aba, sen de iş gazası geçirivermiş miş miş sin? Gargoda şoförün ben. Elim gırılıverdi. Bene polis getirivedi hastaneye. Emme bene de hastalık deyi yazıvemişle. Bir ay rapor vedi doktor. Sonram işbaşı yapıvercen deyivedi. Elim olmayıncı şoförlük yapaman deyivedim? Emme doktor ‘yapcek yok’ deyivedi. Gargo da işden atıvedi” diye anlattı. Sonra bana “abey şikâyetçi oluvercedim. Emme dava ediveremedim. Çok para isteyolar, bende o gadar para va mı? SGK’ya şikâyet edivedim. Bekleyipdurum gari” diye yaşadıklarını anlattı.

Aslında işçiler olarak ister hastane, ister fabrika olsun hangi sektörde çalışırsak çalışalım, çalışma ve yaşam koşullarının değişmesi için birlik olmaya ve örgütlenmeye mecburuz… Bu kötü koşulları değiştirmenin başka yolu yoktur!

14 Kasım 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Merhaba İzmir Aliağa Belediyesi’nde direnen emekçiler! Ben İstanbul Avcılar Belediyesi’nde sizlerle aynı sorunları yaşamış olan ve sizin gibi haksızlığa boyun eğmeyip direnen bir işçinin kızıyım. Bu mektubu sizlere, Dayanışma TV’de yayınlanan...
  • Resmi verilere göre enflasyon oranı yüzde 15, işsizlik oranı ise yüzde 13… Bu iki rakamı kolayca telaffuz edebiliyoruz. 15 ve 13… Rakamlar basittir ve rakamların dili soğuktur. Ama bir de o rakamların gerçek hayatta karşılıkları vardır. Meselâ...
  • Tarih 11 Eylül 1980… Türkiye işçi sınıfı yıllardır ayakta. Ülkede adeta örgütlenme ve hak alma seferberliği var, işçiler, gençler, kadınlar mücadelenin en önünde. O gün 74 işyerinde grev var. 30 bin işçi grevde. İşçiler ücretlerinin yükseltilmesini...
  • 20 Eylülde 139 ülkeden milyonlarca insan hükümetleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye zorlamak için “Küresel İklim Grevi” eylemleri düzenlendi. Dünya çapında yapılan eylem çağrısına birçok ülkede yüz binler karşılık verdi. Türkiye’de de...
  • Daha önceki toplumlardan farklı olarak, kapitalist toplumda ürün çeşitliliğinde ve üretim kapasitesinde sıçramalı bir gelişme görülmüştür. Bugünkü teknoloji ile 10 milyar insanı doyurmak mümkündür. Diyeceksiniz ki, “peki, neden her gün bir milyara...
  • Otomotiv devi General Motors, geçtiğimiz yıl Kasım ayında ABD ve Kanada’daki 5 fabrikasını kapatacağını ve 14 bin işçiyi işten çıkaracağını duyurmuştu. Bunun üzerine ABD Başkanı Trump hayal kırıklığına uğradığını belirtmiş, devletin şirkete...
  • 17 Ağustos 1999’da 7,4 şiddetinde yaşanan korkunç depremden sonra pek çok artçı sarsıntı yaşandı. Ama sadece artçı depremler değil artçı saldırılar da geldi. O gün hem bastığımız toprak korkunç şekilde sarsılıyor hem de emekçiler olarak geleceğimizi...
  • Türkiye İş Bankasının sanayi ve hizmet grubu iştiraklerinden Erişim Müşteri Hizmetleri A.Ş.’de çalışan işçiler Tez-Koop-İş Sendikasında örgütlendiler. Bunun üzerine yöneticiler işçilere dönük baskılarını arttırdılar. İşçilere yapılan baskı bir basın...
  • Gümüşhane’de 17 Temmuzda atık su borusunun kopması nedeniyle faaliyetleri durdurulan Yıldız Bakır Madencilik firmasında çalışan işçiler, biriken alacaklarının ödenmesi talebiyle eylem gerçekleştirdiler.
  • UİD-DER’li işçiler, işlerine sendikalı olarak geri dönmek için mücadele yürüten Cargill işçilerini direnişlerinin 517’inci gününde ziyaret etti. Sıcak bir selamlaşmanın ardından, UİD-DER’li işçilerin hazırlayıp götürdüğü yemeklerle, hep beraber...
  • TÜİK Haziran 2019 işsizlik rakamlarına göre Haziran ayı itibariyle işsizlik yüzde 13’e yükselirken, işsizlerin sayısı 4 milyon 233 bine çıktı. Gerçekte işsizlerin sayısı çok daha fazladır. Çünkü TÜİK, işsiz kalıp da bir ay içinde iş başvurusu...
  • Merhaba arkadaşlar, çalıştığım fabrikada her ay mutlaka maaşta kesinti oluyor. Bazı işçi arkadaşlarımız insan kaynaklarına maaşların neden kesildiğini sorduklarında şu cevabı alıyor: “Geç gelmişsindir ya da işe gelmediğin olmuştur, ondan dolayı...
  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...