Navigation

Buradasınız

İki Ayrı Sınıf, İki Ayrı “Biz”

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 141
“Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…”, “Biz bir aileyiz…”, “Şimdi ben değil biz var”… Bu sözler en çok da kriz ve siyasi istikrarsızlık zamanlarında patronların, ülkeyi yönetenlerin ağzından dökülür. Bizlere dişimizi sıkmamız, fedakârlık etmemiz gerektiğini, kötü günlerin böyle atlatılacağını söylerler. Bir olmaktan, iri ve diri olmaktan bahsederler. Peki, gerçekten var mıdır öyle bir “biz”?

“Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…”, “Biz bir aileyiz…”, “Şimdi ben değil biz var”… Bu sözler en çok da kriz ve siyasi istikrarsızlık zamanlarında patronların, ülkeyi yönetenlerin ağzından dökülür. Bizlere dişimizi sıkmamız, fedakârlık etmemiz gerektiğini, kötü günlerin böyle atlatılacağını söylerler. Bir olmaktan, iri ve diri olmaktan bahsederler. Peki, gerçekten var mıdır öyle bir “biz”?

Biz kimiz? Biz, emek gücünden başka satacak bir şeyi olmayan, kendisinin ve ailesinin geçimini emek gücünü sattığı sürece sağlayabilen işçileriz. Biz, kölece çalışma koşullarıyla iliklerine kadar sömürülen, geçim araçları dışında malı mülkü olmayan işçi sınıfıyız. Tüm zenginliği üreten ama yokluk içinde yaşam mücadelesi veren emekçileriz. Çok çalıştığı halde geçim derdi çeken, her gün sofrasından bir lokması daha eksilen işçileriz. İşsizlik, açlık ve yoksullukla boğuşmak zorunda kalan milyonlarız. Üretilen zenginlikten payına yoksulluk düşen, yoksulluk içinde yaşadığımız bu dünyadan yine yoksulluk içinde göçüp gidenleriz.

Oysa kapitalist sömürü sisteminin egemenleri, yani bir avuç asalak, bizim ürettiğimiz tüm zenginliğe el koyarlar. Onlar tüm üretim araçlarının, sermayenin, zenginliğin sahibidir. Doymak bilmez kâr hırslarıyla sermayelerini arttırmanın yollarını arar dururlar. Boğaza nazır yalılarda, köşklerde, saraylarda, rezidanslarda yaşarlar. Pencereleri, iki yakayı birbirine bağlayan köprülere, denizin mavisine, doğanın yeşiline açılır. En pahalı restoranlarda doyasıya yer, en pahalı kıyafetleri giyer, en gösterişli arabalara biner ve mücevherler takarlar. Lüks içinde yaşar giderler. Ne işsiz kalırım korkusu ne çocuğuna harçlık verememenin üzüntüsü uğramaz onların dünyasına!

Durum buyken, işçilerle patronların sevinçte ve kederde ortaklaşması, çıkar birliği yapması, “biz” olması mümkün müdür? Kapitalist sömürü düzeni, patronlara zenginlik ve ihtişam sunarken, işçilere sadece çile ve yoksulluk verir. İşçileri ne kadar çok ve ne kadar ucuza çalıştırırlarsa, sermayedarlar o kadar çok kâr eder ve tatmin olurlar. İşçiler haklarını aradıklarında buna tahammül edemezler. Öyleyse amaçları ve yaşamları karşıtlıklarla, zıtlıklarla dolu olan bu iki sınıfın “biz” duygusu etrafında birleşmesi nasıl mümkün olabilir?

Ama patronlar, işçilerin bilincinde sınıf ayrımlarının netleşmesini istemezler. Sahte bir “biz” duygusuyla sınıf karşıtlıklarının üzerini örtmek, gerçekleri çarpıtıp zulüm düzenlerini sürdürmek isterler. “Aynı gemideyiz” söylemleriyle bilincimizi köreltmeye, çelişkilerin açığa çıkmasını engellemeye çalışırlar. Emekçileri bölmek için bireyciliği, bencilliği yüceltirler. İhtiyaç duydukları zamanlarda da “biz” duygusunu harekete geçirerek emekçileri kendi çıkarlarının peşinden sürüklemek isterler. Bu durum ekonomik kriz, savaş gibi toplumsal yaşamı alt üst eden olaylarda iyice belirginleşir. Kriz zamanlarında işyerimizin krizden çıkması için yorgunluğumuzu, alamadığımız fazla mesai ücretlerini, ailemizle vakit geçirmeyi unutup çalışmamızı isterler. Savaş koşullarında emeklilikte yaşa takıldığımızı, kıdem tazminatımıza göz diktiklerini, zamlarla belimizi büktüklerini, grevlerimizi yasakladıklarını unutmamızı, siyasi iktidarın politikalarını şartsız koşulsuz desteklememizi, arkalarında saf tutmamızı beklerler.

Sermayedarlar ve sermayenin sözcüsü politikacılar “biz” duygusunu harekete geçirmek için duygularımızı sömürmeye çalışırlar. İşyerlerinde yöneticiler “biz”e değer verdiklerini göstermek için türlü numaralar yaparlar. Kimi zaman işçilere isimleriyle hitap eder, sırtlarını sıvazlarlar. Politikacılar milliyetçiliği kışkırtan nutuklar atarlar. Ama biz işçiler gerçekten “biz” olmak, birleşmek istediğimizde bunu engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymazlar. Aramıza nifak sokarlar. Rekabeti körüklerler. Sendikaya üye olan işçileri işten atarlar. Grevleri kanunsuz ilan ederler. Mitingleri yasaklarlar…

Toplumun patronlar ve işçiler olarak iki sınıfa bölündüğü kapitalist sistemde, tek bir “biz” yoktur. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı olarak bizim yaşamlarımız da çıkarlarımız da ortaktır. Sevinçlerimiz kederlerimiz birdir. Egemenlerse sınıf düşmanımızdır ve tam da birlik olmamız gerektiğinden bahsettikleri zamanlarda, haklarımızı elimizden almak için saldırıya geçerler. Bizi “biz” yapan bu gerçekleri görmektir.

26 Aralık 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni