Navigation

Buradasınız

İktidarın Algı Oyunları

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 151
Doğada ve toplumda bir şeye bakar, duyar, hisseder ve onu algılarız; ne olduğunu tanımlar, yorumlar ve idrak ederiz. Yani algılamak, gördüğümüz şeyin ne olduğunu bilince çıkartmaktır. Peki, ya algıladığımız şey gerçek değilse, ya algılarımızla oynuyorlarsa? Bu soruyu akılda tutarak devam edelim:

Doğada ve toplumda bir şeye bakar, duyar, hisseder ve onu algılarız; ne olduğunu tanımlar, yorumlar ve idrak ederiz. Yani algılamak, gördüğümüz şeyin ne olduğunu bilince çıkartmaktır. Peki, ya algıladığımız şey gerçek değilse, ya algılarımızla oynuyorlarsa? Bu soruyu akılda tutarak devam edelim:

Yıl 2013. AKP iktidarı 10. Kalkınma Planını açıklıyor. İddia büyük, hedefler müthiş! 2023 yılında Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hâsılası (GSYH) 2 trilyon dolara, kişi başına düşen gelir 25 bin dolara çıkacak! Türkiye dünyanın 10. büyük ekonomisi olacak! Emekçilere, “Türkiye büyük güç olduğunda yoksulluk bitecek ve herkes zengin olacak, sevinin” diyorlar! Söylemeden geçmeyelim; kişi başına düşen gelir, GSYH’nin ülke nüfusuna bölünmesiyle hesaplanıyor. Sanki işçisiyle patronuyla tüm kesimler zenginliği eşit oranda paylaşıyormuş gibi, kişi başına düşen gelir hesabı yapmak aslında aldatmacadır. Zaten açıklanan rakamlarla gerçek gelirimizi karşılaştırmak bunu anlamak için yeterlidir. Ama yine de ekonomik gidişatı anlamak için bu veriler bize fikir verir.

“Ya algılarımızla oynuyorlarsa?” sorusu aklımızda değil mi? Öyleyse devam edelim ve 2019 yılına bakalım. 2019’da GSYH 749 milyar dolar, kişi başına düşen gelir ise 9,093 dolar oldu. Oysa 2013 yılında bile kişi başına düşen gelir 12,480 dolardı. Türkiye ekonomisini uçuracağını söyleyen iktidar 6 yıl içinde milyonlarca emekçiyi yoksullaştırdı, ama ne gam! İktidar, geçmiş hedefleri hiç zikretmeden, Yeni Ekonomi Programı adıyla bu sefer 11. Kalkınma Planını açıkladı: 2023 hedefleri yarıya inmişti. GSYH 1 trilyon dolar, kişi başına düşen gelir ise 12,484 dolar olacaktı. Fakat sanki bu hedefler daha önce açıklananın yarısı değilmiş gibi, sanki ilk kez açıklanıyormuş gibi, sanki büyük bir hedef söz konusuymuş gibi yandaş medya propagandaya girişti. Elbette yoksullaşmadan söz etmediler, “ne oldu 2013’te konan o büyük hedeflere?” diye sormadılar, sormuyorlar.

Gelelim bu yılın Eylül ayına… Damat Bakan yine yeni bir ekonomi programı açıkladı. Yeniliği neymiş derseniz, bu programda 2023 hedefleri yok. Onun yerine 2022 hedefleri verilmiş. Programa göre 2022’de GSYH 900 milyar dolar, kişi başına düşen gelir ise 10 bin 500 dolar olacakmış. İktidarın bizi “yeni” diye diye nereden nereye getirdiğine bakalım: 2010 yılında kişi başına düşen gelir 10 bin 560 dolardı. Demek ki, AKP iktidarı 2022 yılında bizi 12 yıl geriye götürme sözü veriyor! Üstelik bu hedefe ulaşmak için bile gelecek iki yıl boyunca ekonominin art arda yüzde 5 büyümesi gerekiyor. Sizce büyür mü? 

TÜİK verilerine göre bu yılın birinci yarısında GSYH, geçen yıla göre yüzde 9,9 azaldı, kişi başına düşen gelir ise 8 bin dolar düzeyine düştü. Yani ekonomi küçüldü. Ama bu küçülme zenginleri değil, asıl olarak emekçileri etkiledi. AKP iktidarı, şirketlerin vergi borçlarını silerek, indirimler yaparak, prim desteği vb. teşviklerle, peşkeş çektiği ihalelerle sermayeyi büyütürken ekonomideki küçülmenin bedelini milyonlarca emekçiye ödetti, ödetiyor. TÜİK’in enflasyon ve işsizlik rakamlarında “yarattığı mucizeler” bir yana, gerçek enflasyon da, işsizlik de yüzde 30’lara dayanmış durumda. Dolar 8 lirayı zorluyor, milyonlarca emekçi hayat pahalılığıyla, geçim sıkıntısıyla boğuşuyor.

Gerçekleri sergiledikten sonra, şimdi yukarıda sorduğumuz soruya dönelim; siyasi iktidarın nasıl bir hikâye anlattığına bakalım. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri: “Türkiye ekonomisi adeta bir uçuşun içerisinde. Gözü olup görmeyenler hâlâ bu gerçekleri yanlış anlatsalar da bizim yükselişimiz sürüyor.” Damat ne diyor peki? “Temmuz verilerine maşallah. Ekonomimiz adım adım yeniden yükseliyor.” Dolardaki yükselişi soran gazetecilere ise şöyle cevap veriyor: “Kur benim için hiç önemli değil, oraya bakmıyorum.” Keza “dolarla mı maaş alıyorsunuz?” sözleri de herkesin aklındadır. Son 7 yıldaki gerileme ortadayken ekonominin uçtuğunu söyleyenlerin ve istatistiklerle oynayarak gerçekleri gizleyenlerin yaptığı işe ne ad verilir? Ekonomideki çöküşü sorgulayanları ve eleştirenleri vatan haini ilan etmek, söylenen yalanları inandırıcı kılmak için medyayı seferber etmek toplumun algılarıyla oynamak değil midir?

Ancak can yakan gerçekler karşısında süslü sözler, iddialı laflar giderek etkisini yitiriyor. Bu nedenle siyasi iktidar, bir yandan baskı ve tehditlerini arttırıyor, işçilerin hak aramasının önüne geçiyor. Diğer yandan dışarıda gerilimleri yükselterek ve üst üste doğalgaz müjdeleri vererek ilgiyi başka yerlere kaydırmaya çalışıyor. Yani yine toplumda algı yaratmak ve insanları yönetmek istiyor. Peki, nereye kadar?

25 Ekim 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde Ekim Devriminin 103. yıldönümünde uidder.org’da yayınlanan “İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu” programını heyecanla, coşkuyla takip ettik. Bu programı takip ederken sık sık içinde yaşadığımız sistemi, koşulları, Ekim Devrimi...
  • Dünyanın ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu salgın hastalık süreci, birçok alanda olduğu gibi eğitim ve öğretim alanını da sekteye uğrattı. Milyonlarca öğrenci gibi ben de bu “yeni düzene” uyum sağlama konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığımı...
  • Kriz ve koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dünyada işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşulları daha da zorlaştı. Bu süreçten en çok etkilenenler ise sağlık emekçileri oldu. Egemenler yeterli güvenlik önlemlerini almıyor, yeterli işçi...
  • Ekonomik krizin etkilerini en ağır biçimiyle yaşadığımız malumunuz. Tablo gittikçe kötüleşiyor. Haklarımıza dönük saldırıların dozunu arttıran egemenler bir kez daha krizden çıkışın faturasını işçi sınıfına kesiyorlar. İlk olarak koronavirüs salgını...
  • “Evde kal” derler, ama kalamayız. İşçi işine gitmezse aç kalır, hasta olan hastaneye gitmezse ayağına ne doktor gelir ne yurtdışına uçup tedavisini yaptırabilir. Hastanedeyim. O sürekli tekrar ettikleri “maske, mesafe, hijyen” üçlüsünden maske...
  • Evvel zamanlardan birinde, bir çiftlikte duvardaki çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü. “İçinde yiyecek mi var?” derken, bir baktı ki paketten çıkan bir fare kapanıydı. Hemen bahçeye koşup alarm verdi: “...
  • Pandemi sürecinde siyasi iktidarın ve patronların salgını nasıl kullandıklarını, önlem alma konusunda ne kadar samimiyetsiz olduğunu defalarca gördük, görmeye de devam ediyoruz. Temizlik-mesafe-maske söylemini dillerinden düşürmezken, bağışıklık...
  • Ben bir işçiyim / Soyum belki Spartaküs/ Bilmem belki de Bedreddinlere uzanır./ Çalışırım yaşamak için/ Yarını görmek için bugün çalışmam gerek./ Yarının bugün gibi olmaması için / Bugün çalışmam gerek.
  • Bugün 18 Kasım, Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde oldukça önemli yer tutan bir grevin, Netaş Grevinin 34. Yıldönümü… Darbenin zifiri karanlığının topluma kanser gibi yayıldığı bir dönemde, cesaretin, kararlılığın ve inanmışlığın hikâyesini...
  • Tüm dünyada işçi sınıfının çalışma koşulları ağırlaşıyor, koronavirüs işçi haklarına saldırıların bahanesi olarak kullanılıyor. Temel kamu hizmetlerine ayrılan bütçenin tüm ülkelerde kısıldıkça kısılması sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlarda tam bir...
  • Öncelikle “İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu” akışında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İşçi sınıfının mücadele saflarına yeni katılan ve sınıf bilincine sahip olmayan çalışan genç bir işçiyim. Yapılan bu çalışma benim için hem çok...
  • Haftalardır tazminat ve ücret alacakları için mücadele eden Soma ve Ermenek madencileri 17 Kasımda bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. İşçiler basın açıklaması sırasında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşüp çözüm sözü almalarının ardından...
  • Emekçiler olarak yaşam koşullarının giderek ağırlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Patronların ve iktidarın dozu sürekli artan saldırılarına maruz kalıyoruz. Haklarımız yeni yasalarla ve uygulamalarla elimizden alınıyor. Yoksulluk, işsizlik artıyor,...

UİD-DER Aylık Bülteni