Navigation

Buradasınız

İktidarın ve Sermaye Sınıfının Saldırılarına Emekçiler Boyun Eğmiyor, Eğmeyecek!

İşçi Dayanışması, No: 156 Başyazı
İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.

Dünya mutluluk raporuna göre Türkiye, 104’üncü sıraya gerilemiş. Oysa daha 2019’da 79’uncu sıradaydı. Bu değişim ve gerileme, aslında toplumun üzerine çöken karabasanı büyük ölçüde yansıtıyor. Neredeyse her gün belirsizliğe uyandığımız koşullarda toplum nasıl mutlu olabilir? “Bizi seçmezseniz kaos olur” diyenler, ülkeyi sürükledikleri darboğazda tutmaya kararlılar. Sadece bir haftada estirilen fırtınaya bir bakalım: Demokrat bir insan hakları savunucusu olan Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği, sırf iktidarın cezaevlerindeki uygulamalarını teşhir ettiği için düşürüldü. Aynı gün toplumun birçok kesiminden 6 milyon insanın oyunu almış HDP hakkında kapatma davası açıldı. Bunu, İstanbul Belediye Başkanının yetkisinde olan belediye şirketlerine müdür atama hakkının elinden alınması izledi. On yıllardır belediye denetimindeki Gezi Parkı bir vakfa aktarıldı. Derken, kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kaldırıldı. Aynı günün akşamında Merkez Bankası Başkanı ansızın görevden alındı. İktidarın neden bu adımları attığına geleceğiz ama önce bu politikanın sonuçlarına bakalım.

Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren ve derinden sarsan bu kararların, son derece keyfi şekilde alındığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Zaten ekonominin krizde olduğu ve bir türlü toparlanamadığı koşullarda, ardı ardına gelen bu keyfi kararların yarattığı güvensizlikten dolayı uluslar­arası sermaye ülkeden çıkmaya, lira hızla dolar karşısında erimeye başladı. Borsa çakıldı ve bu yüzden kapatıldı. Peki sonuç? Bir anda cebimizdeki paranın değeri eridi ve daha da yoksullaştık. Yani olan yine emekçilere oldu. Biz işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan işçileriz. Patronlar ve iktidar çevreleri gibi sermayesini dolarla istiflemiş olanlardan değiliz. Dolayısıyla tek adam rejiminin “dediğim dedik, çaldığım düdük” yönetim tarzı, hem demokratik hakların tümüyle gasp edilmesi bakımından, hem de ekonomideki yıkıcı sonuçları bakımından biz işçi ve emekçileri vurmaktadır.

Toplumu sürü yerine koyan ve istediği yöne sürebileceğini düşünen iktidarın aldığı kararların amacı ülkeyi selamete çıkartmak değildir. İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.

Mesela Türkiye, dünyadaki en yüksek enflasyon sıralamasında 8’inci sıradadır. Üstelik yüzde 15 olan resmi enflasyona göre! TÜİK bilgisayarlarından çıkan yontulmuş enflasyonu değil de gerçek olanı (yüzde 30’un üzerinde) dikkate aldığımızda, yüksek enflasyon sıralamasında çoğunluğu oluşturan Afrika ülkelerini derhal geride bırakıp zirveye yerleşiyoruz. Yani tam bir ters açı söz konusudur. Enflasyon, işsizlik ve yoksulluk zirve yaparken, doğal olarak toplum üzerine karamsarlık bulutları çöküyor ve mutluluk sıralamasında yokuş aşağı yuvarlanıyoruz. Türkiye ekonomik, demokratik, insani gelişmişlik, eğitim, sağlık alanlarında hızla geriliyor. Gayri safi yurtiçi hasılanın 15 yıl önceki düzeyine gerilemesi, aradan geçen bunca yıla ve artan nüfusa rağmen ülkenin bir yıllık gelirinin bu denli düşmesi yoksullaşmamızın resmidir! Yıllarca Türkiye’yi küresel güç yapacaklarını söyleyenlerin ve Ay’a gidileceği müjdesi verenlerin ülkeyi getirdiği yer uçsuz bucaksız bir çöldür! 

Ancak tepedekilerle aynı ülkede yaşamamıza rağmen aynı sınıfın mensupları değiliz ve aynı yaşamları da paylaşmıyoruz. Yoksulluk uçurumundan serbest düşüşte olan işçilerdir, emekçilerdir! Krize ve salgına rağmen tekelci sermaye ve iktidar çevreleri kâr rekorları kırıyor. Çünkü kriz ve salgında emekçileri zerrece umursamayan iktidar, derhal sermaye sınıfının imdadına koşmuştur. Uluslararası kurumların verilerine göre Türkiye salgın kapsamında 64 milyar dolar kaynak ayırmıştır. Fakat bu kaynağın neredeyse tamamı sermaye sınıfının kasasına akmıştır, akmaya da devam ediyor. İşsizlik fonundan devlet kaynaklarının yağmalanmasına ve doğanın açgözlüce talan edilmesine; uzayan iş saatlerine, kölece çalışma koşullarına ve derinleşen yoksulluğumuza bakarak durumu anlayabiliriz. İktidar “büyük ülke” dedikçe sermaye sınıfı palazlanıyor ve ürettiğimiz zenginlik daha fazla patronların kasasına akıyor. Yani bizim sefaletimiz onların ise serveti artıyor. İşte kapitalist sömürü düzeninin tablosu! 

İlk günden itibaren durmaksızın dile getirdiğimiz üzere, gerek dünyada gerekse Türkiye’de egemenler salgına değil emekçilere karşı savaş açmışlardır. Mesela iktidarın önünü açtığı ücretsiz izin ve Kod-29 rezaleti sermaye sınıfının elinde bir kamçıya dönüşmüştür. Kapitalistler, sendikalaşan ve hak gasplarına sesini yükselten işçileri cezalandırmak için ücretsiz izne gönderiyorlar. İşçinin iradesini bu yolla kıramadıklarında ise Kod-29 bildirimiyle işten atıyorlar. İşçileri açlık ve sefalete mahkûm etmekle kalmıyor, bir de “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı” davranmakla damgalıyorlar! Elbette amaç işçilerin psikolojisini çökertmek, kişiliklerini ezip iradelerini kırmak ve onların üzerinde moral üstünlük kurmaktır. İşçilerin birleşmesini, güçlenmesini, moral bulmasını ve kapitalistlerin karşısına yekvücut olarak dikilmesini asla istemiyorlar. Bu tam bir sınıf tutumu ve sınıf kinidir, bunu asla unutmayalım! 

Ülkenin sürüklendiği devasa çölde işgücüne katılanların yüzde 30’u yani 10 milyon insan işsizdir. Gerçek işsizlik verilerini gizleyen TÜİK, mızrağın çuvala sığmamasından dolayı “atıl işgücü” diyerek gerçek durumu itiraf etmek zorunda kalmıştır. Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının kentlerde yaşadığı Türkiye gibi bir ülkede, bu denli yüksek işsizlik toplumsal yıkım demektir. Gençlerin yüzde 28’i ne eğitim almakta ne de çalışmaktadır. Bu durumun umutsuzluğu, geleceksizliği ve depresyonu beslememesi nasıl mümkün olabilir? İşsizlik, yoksulluk, salgın, hak gaspları, iktidarın toplumu nefessiz bırakan baskı ve zorbalığı, kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin artması… Ancak her şey karşıtıyla var. Toplumda ve emekçi saflarda hoşnutsuzluk ve öfke birikiyor, çeşitli biçimlerde kendini dışa vuruyor. Topluma umut değil korku aşılayan ve her geçen gün inandırıcılığını yitiren iktidarın oy tabanındaki erozyon hızlanıyor. 

İşte bu tablo, ülkenin neden her gün belirsizliğe uyandığını gözler önüne seriyor. Toplumu sürü yerine koyan ve istediği yöne sürebileceğini düşünen iktidarın aldığı kararların amacı ülkeyi selamete çıkartmak değildir. İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor. Ve iktidarın zorlamaları, attığı adımlar ülkeyi daha fazla belirsiz bir sürece itiyor! Ancak emekçilerin büyük çoğunluğu gerçeği görüyorlar. Direnişte olan işçilerin, şiddete ve zorbalığa karşı mücadele eden kadınların, demokrasiden yana olan milyonların sesi daha fazla yükseliyor. Siyasi iktidar ne yaparsa yapsın emekçilere boyun eğdiremeyecek!

26 Mart 2021

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...

UİD-DER Aylık Bülteni