Navigation

Buradasınız

İşçi de Petrol Gibi Kaynak mı?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 142
Ne demektir kaynak? Kaynak, bir şeyin çıktığı yer demektir. Örneğin enerji elde etmek ya da hammadde olarak kullanmak üzere doğada bulunan maddelerin çıktığı yerler “enerji ve hammadde kaynakları” olarak adlandırılır. Kapitalist sistemde üretim kâr etmek için yapılır, hammadde kaynakları da bu temelde kullanılır. Petrol kaynağı, kömür kaynağı dendiğinde kafamızda somut bir şey canlanır. Peki, insan petrol ya da kömür gibi bir meta mıdır ki kaynağı olsun?

İşçilerin fabrikalarda, işyerlerinde en çok muhatap oldukları bölümlerden biri İnsan Kaynakları bölümüdür. Bu bölüm şirket için işçi taraması yapar ve başvurular arasından “kriterlere en uygun” olanı işe alır. İşe alınırken, bölüm değişikliği ve çeşitli sorunlar söz konusu olduğunda ve işten çıkarılırken muhatabımız İnsan Kaynaklarıdır. Bu nedenle kısaca İK denilen bu bölümden çağrılan işçiler genellikle bir sorun olduğunu düşünürler. Bu bölümün ne işe yaradığını, işçiler pratikte yaşayarak görürler. Ancak işçiler bu bölüme neden İnsan Kaynakları dendiği üzerinde pek durmazlar. Oysa ince eleyip sık dokuyarak en “uygun” işçileri seçen, o işçileri baskı altında tutma yolları konusunda uzmanlaşan, işçileri işten atan bu bölüme “insan kaynakları” denmesi bile bir aldatmacadır.

Ne demektir kaynak? Kaynak, bir şeyin çıktığı yer demektir. Örneğin enerji elde etmek ya da hammadde olarak kullanmak üzere doğada bulunan maddelerin çıktığı yerler “enerji ve hammadde kaynakları” olarak adlandırılır. Kapitalist sistemde üretim kâr etmek için yapılır, hammadde kaynakları da bu temelde kullanılır. Petrol kaynağı, kömür kaynağı dendiğinde kafamızda somut bir şey canlanır. Peki, insan petrol ya da kömür gibi bir meta mıdır ki kaynağı olsun?

Kapitalist sistemde bu sorunun yanıtı evettir. İnsan, daha doğrusu işçi, patronlar sınıfı için çok önemli bir metanın “emek gücünün” kaynağıdır. Ve İnsan Kaynakları bu emek gücünün patronlar için en verimli, en ucuz olanını arayıp bulmakla görevlidir. Emek gücü patronlar için çok önemlidir çünkü patronlar sınıfının elde ettiği kârın kaynağıdır. Emek gücü harekete geçmezse petrol çıkmaz, uçak uçmaz, fabrikalar işlemez… O zaman patronlar sınıfının kârı ve sermayesi de büyümez.

İşçiler bu düzende emek güçlerini belli bir ücret karşılığında patronlara satarlar. Değişik sektörlerde çalışan işçiler, doğada bulunan kaynaklardan üretim için gerekli olan hammaddeyi çıkarırlar. Çıkardıkları hammaddeyi kullanılabilecek hale getirmek için işlerler. Bir yerden bir yere taşırlar. İşledikleri hammaddeyi, makineleri ve gerekli diğer araçları kullanarak yeni mallara/metalara dönüştürürler. Ancak çalıştıkları saatler boyunca ürettikleri değerin çok ama çok küçük bir kısmı kendilerine ödenir. Ortaya çıkan artı-değere patronlar sınıfı karşılıksız el koyar. Böylece sermayelerini büyütür, servetlerine servet katarlar.

Yani patronlar için kömür, petrol ne ise işçi de, işçinin emek gücü de odur. Ancak bir mal/meta olarak emek gücü ile diğer metalar arasında çok önemli bir fark vardır. Birincisi tüm diğer metalar emek gücünün ürünüdür. Dolayısıyla kârın kaynağı da işçinin emek gücüdür. İkincisi emek gücünün sahibi olan işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanabilme yeteneği vardır. Yani işçi sınıfı şalteri indirip üretimi durdurabilir. Ve üretimin durması demek bir anlamda toplumsal yaşamın durması demektir. Patronlar sınıfının en büyük korkusu da işçinin bu gücüdür zaten.

Son zamanlarda başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde haklarına yönelik saldırılar karşısında işçi sınıfının bu gücünü kullandığına tanık oluyoruz. Fransa’da emeklilik yaşının yükseltilmek istenmesine karşı greve çıkan işçiler tam haftalar boyunca hayatı durdurdular. Özellikle ulaşım, eğitim ve sağlık alanında etkisini gösteren greve kararlı bir şekilde devam eden işçiler sonunda Fransa hükümetine yasayı geri çektirmeyi başardılar. Finlandiya’da ise binlerce posta işçisi ücretlerinin düşürülmek istenmesine karşı greve çıkmış ve kazanmıştı. Hemen ardından on binlerce sanayi işçisi toplu sözleşme sürecinin tıkanması üzerine greve çıktı ve farklı sektörlerdeki işçilerin de üretimi durdurarak dayanışma grevi yapmasıyla grev zaferle sonuçlandı.

İşçi sınıfının geçmişi ve bugünü gösteriyor ki, işçi sınıfı üretimden gelen gücünü kullanarak onu örgütlü bir şekilde harekete geçirebilirse sadece haklarını korumakla kalmaz, yeni haklar elde edebilir, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirebilir. Daha da önemlisi kapitalist sömürü düzenini alaşağı ederek sınıfsız, sömürüsüz yeni bir dünyanın temellerini atabilir.

2 Şubat 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesiyle birlikte İşçi Dayanışması sayfalarında pek çok kez bu salgının işçi haklarına yönelik saldırıların bahanesi ve örtüsü haline getirileceğine dikkat çektik. İşçilerin bu konuda uyanık olmasının önemine...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2020 Tersane Gemi Sektöründe İş Cinayetleri Raporunu Limter-İş Sendikasına üye tersane işçileriyle birlikte Tuzla İçmeler Köprüsü üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. “İş cinayetlerine, salgına,...
  • Kapitalist sistemin küresel krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, koronavirüs salgınının kısa zamanda küreselleşmesi, Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı… Bir çırpıda art arda sıraladığımız bu başlıktaki sorunlar tüm insanlığı derinden...
  • Baskıcı molla rejimi altında iyice nefessiz bırakılan İranlı işçiler, Aralık ayından bu yana neredeyse 250 grev ve protestoya imza attılar. İranlı sınıf kardeşlerimiz her geçen gün mücadeleyi büyütüyorlar. Öğrencilerin, sağlık emekçilerinin,...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...

UİD-DER Aylık Bülteni