Navigation

Buradasınız

Kârınız da Düzeniniz de Yerin Dibine Batsın!

İş güvenliği uzmanı olarak çalıştığım fabrikalardan birinde geçtiğimiz günlerde bir iş kazası yaşandı. Makinede çalışan işçinin eli makineye sıkışmıştı. Eli ancak makine parçaları kesilerek çıkartılabildi. Bu işlem sırasında fabrikada itfaiye, polis ve ambulans ekipleri vardı. Makine parçaları kesilirken işçinin çığlıkları tüm fabrikayı sarıyordu. Fabrikadaki diğer işçiler, makinede sıkışan işçi arkadaşlarının çığlıklarını duydukları anda üzgün bir şekilde kurtulmasını beklemeye başladılar. Bunu gören yöneticiler hemen işçilerin yanına giderek makinelerinin başlarına geçip üretime devam etmelerini söylediler. İşçilerden birkaçı “bu durumda nasıl çalışalım?” diye itiraz ederek makine başına geçmeyi reddetti.

İş güvenliği uzmanı olarak çalıştığım fabrikalardan birinde geçtiğimiz günlerde bir iş kazası yaşandı. Makinede çalışan işçinin eli makineye sıkışmıştı. Eli ancak makine parçaları kesilerek çıkartılabildi. Bu işlem sırasında fabrikada itfaiye, polis ve ambulans ekipleri vardı. Makine parçaları kesilirken işçinin çığlıkları tüm fabrikayı sarıyordu. Fabrikadaki diğer işçiler, makinede sıkışan işçi arkadaşlarının çığlıklarını duydukları anda üzgün bir şekilde kurtulmasını beklemeye başladılar. Bunu gören yöneticiler hemen işçilerin yanına giderek makinelerinin başlarına geçip üretime devam etmelerini söylediler. İşçilerden birkaçı “bu durumda nasıl çalışalım?” diye itiraz ederek makine başına geçmeyi reddetti.

Olaylar bununla da sınırlı kalmadı. Makineden kurtarılan işçi ambulansa alındı. Ambulans daha fabrika sahasından çıkmadan işveren vekilleri polislerin yanına giderek “makine ile işiniz var mı? Bizim üretime bir an önce başlamamız gerekiyor, süreci hızlandırabilir misiniz?” diye sordular. Makineden kurtarılan işçi ambulansta bekliyor, daha akıbeti belli değil ama patron ve yandaşları işçiyi düşünmek yerine üretimin aksamaması gerektiğini konuşuyorlardı. Her şeyin kâra dayalı olduğu bir düzende patronlar insanlıktan çıkmış gibi hareket ediyorlar. Orada işçi ölmüş, kolu kopmuş patronların umurunda bile değil. Fabrikadaki işçiler örgütsüz olduğu için seslerini bile çıkaramadılar. Birkaç kişinin psikolojik durumu kötü görünüyordu, ustabaşlarını çağırıp “bu işçileri makinelere vermeyin ve dinlensinler” diye söyledim. Birkaç kişi dışındakilerin hepsi üretime kaldıkları yerden devam ettiler.

Makinelerde bulunan sensörler veya makine koruyucuları zaman kaybı yarattığı için çoğu kez devre dışı bırakılıyor. İşçi arkadaşlarımız örgütsüz ve bilinçsiz oldukları için zaman zaman onlar da bu tür güvenlik önlemlerini devre dışı bırakıyorlar, çünkü üretim için istenen sayıyı koruyucularla birlikte çalışarak yetiştiremiyorlar. Oysaki bu sensörler veya makine koruyucuları makine başında çalışan işçileri koruyor. Biz iş güvenliği uzmanları tüm makineleri el sıkışması benzeri durumlara karşı önlemler alınmış mı diye sürekli kontrol ediyoruz. Maalesef çok az yerde güvenlik sensörleri aktif durumda oluyor. Çoğu fabrikada makinede ne bir sensör ne de bir koruyucu var. Ne kadar müdahale etsek de koruyucuları taktıramıyoruz.

Kimi zaman Çalışma Bakanlığından iş müfettişleri fabrikalara denetime geliyorlar. İlk denetim yapıldığında eksiklikler patronlara yazılı olarak bildiriliyor, hiçbir ceza kesilmiyor. İleri bir tarihe kadar müsaade veriliyor. Müfettişler söyledikleri tarihte işyerine geldiklerinde tüm makinelerde koruyucular takılmış, işçiler kişisel koruyucu malzemeleri eksiksiz vaziyette çalışır şekilde görüyorlar. Oysaki bu önlemler sadece o günkü denetimi atlatmak için alınıyor. O gün müfettişler fabrikadan ayrıldıktan sonra eski düzene devam ediliyor. Bu durumu gelen müfettişler de çok iyi biliyorlar. Tüm fabrikalarda iş güvenliği prosedürleri benzer bir şekilde işliyor.

İçinde yaşadığımız sistemde her şeye kâr gözü ile bakılıyor. Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser diye boşa söylenmemiş. Kapitalizm altında işçiler, örgütlü olmadığı müddetçe hiçbir değer görmüyorlar. İşçiler örgütlü olup bir arada hareket ettiklerinde istediklerini elde edebiliyorlar. İş kazalarını durdurmak, insanca muamele görmek için örgütlenmekten başka çaremiz bulunmamaktadır.

23 Temmuz 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Koronavirüs önlemleri adı altında emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları altüst ediliyor. İstanbul Valiliği işyerlerinin mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde değişiklik yaptı. Alınan karar şöyle duyuruldu: “İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisinin 4 Kasım...
  • Ben bir metal fabrikasında çalışıyorum. Yaptığımız iş çok yorucu. Ekmek parası kolay kazanılmıyor elbette. Ama ne hikmetse her geçen gün biz işçilerin hayatı zorlaşıyor. Özellikle de son zamanlarda koronavirüs sürecinde hayat bizim için daha da...
  • Türkiye’de ekonomik gidişat hiç de iktidarın birkaç hafta öncesine kadar söylediği gibi şahlanmıyor. Zaten biz işçiler bunu uzun süredir çalışma ve yaşam koşullarımızın kötüleşmesinden anlayabiliyoruz. Gerek işten çıkarma tehditleri, mobing, gerekse...
  • Tarih boyunca sömürücü zalimlere karşı mücadele etti emekçiler, hiçbir zaman topyekûn boyun eğmedi insanlık. Sömürülen ve horlananlar, zorlu dönemeçlerden geçip bedeller ödeyerek bugüne geldi. Kimi zaman acze düştüler, çile çektiler ama kimi zaman...
  • Siyasi iktidar uzun zamandır kıdem tazminatını kaldırmak, esnek ve güvencesiz çalıştırma biçimlerini daha da yaygınlaştırmak istiyor. İktidar, salgın sürecinde aradığı fırsatı yakalamış oldu. Koronavirüs salgınıyla kapitalist sömürü sisteminin...
  • Kısa çalışma, ücretsiz izin, esnek çalıştırma, yemek hakkının gasp edilmesi, sendikasızlaştırma, ücretleri düşürme, tazminatsız işten atma, sigorta hakkının gasp edilmesi, iş saatlerinin uzatılması saldırıları giderek yaygınlaşıyor. Nisan ayından bu...
  • Zor zamanlarda işçinin yardımına kimler koşar? İşçilerin oyları ile o koltuklarda oturan vekiller ve vekillerin oluşturduğu meclis mi? Yok daha neler… Onlar dost olsalardı, işçilerin aleyhine çıkartılan yasalara el kaldırmazlardı. Uzağa gitmeye...
  • İzmir’de yaşanan 6,8 büyüklüğündeki deprem sonucunda can veren 116 insan, açgözlülüğün, para hırsının, rant politikalarının kurbanı oldu. Binlerce insan evsiz kaldı, on binlerce insan kaosun ve bilinmezliğin travmatik sonucuna maruz kaldı. Depremi...
  • Ben, Sincan Organize Sanayi Bölgesinde çalışan bir işçiyim. Çalıştığım fabrika pandemi falan dinlemeden haftanın yedi günü mesai yapıyor. Mesailerden dolayı eve akşam geç saatte, pestilim çıkmış olarak geliyorum. Yine bir mesai çıkışı eve dönerken...
  • Siyasi iktidar bin dereden su getiriyor ama ekonomik krizin varlığını kabul etmiyordu. İktidar sözcülerine göre Türkiye ekonomisi uçuyordu! Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak hiç çekinmeden toplumu aptal yerine koyan konuşmalar yapıyor; lira yaz...
  • Güney Kore’nin başkenti Seul’de okulların yemekhane ve kafeteryalarında çalışan yüzlerce işçi 19 ve 20 Kasımda iki günlük grev gerçekleştirdi. Okul yönetimleri “düzensiz işçi” statüsünde çalıştırdıkları işçiler için düşük katkı payları ödüyor ve...
  • Hükümet temsilcileri, 18 Kasımda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi Şurasında patronlarla bir araya geldiler. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere hükümet temsilcileri bu toplantıda patronların taleplerini dinledi. Ayrıca patronlar için...
  • Sendikalarımızın önünde toplanmamızı, en küçük bir itirazımızı bile hazmedemeyen bir iktidar var. Egemenlerin, patronların çıkarlarını, biz işçilerin ekmeğinin, aşının, yaşamının, çocuklarının geleceğinin önünde tutuyorlar. Biz işçilere sendika yok...

UİD-DER Aylık Bülteni