Navigation

Buradasınız

Suriye’ye müdahale planları yapan AKP ateşle oynuyor

Savaş da İstemiyoruz Düşmanlık da!

Temmuz 2015, No: 88
Tek başına iktidar olamayan AKP, ülkeyi savaşa sokup ardından da yeniden seçime gitmek istiyor. Hesabı, savaş koşullarını halka dayatarak tek başına iktidar olmanın yolunu açmak, anayasayı değiştirecek bir çoğunluk elde etmek ve elbette Erdoğan’ı başkan yapmak.

Medeniyetin beşiği Ortadoğu toprakları kanla sulanıyor. Korkunç bir yıkıma neden olan emperyalist talan savaşı gün geçtikçe genişliyor. Geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen’e savaş açılmasıyla Ortadoğu’daki yıkım daha da büyüdü. Son 12 yıl içinde milyonlarca insan savaş ya da savaşa bağlı nedenler yüzünden yaşamını kaybetti. Kentler ve yerleşim alanları yakılıp yıkıldı, yıkılıyor. ABD işgaliyle büyük bir yıkımın meydana geldiği Irak’ta iç savaş devam ediyor. Suriye’deki durumu resmetmek ise oldukça zor. İç savaş, içinden çıkılmaz bir hal almış bulunuyor. IŞİD gibi örgütlerin sahnelediği vahşet ve yıkıcılık, hayal sınırlarını zorluyor. Suriye’den göç edenlerin sayısı 4 milyonu geçmiş durumda, bunların neredeyse yarısı Türkiye’de yaşam mücadelesi veriyor. Yani neresinden bakarsak bakalım, sınırları giderek genişleyen savaş, Ortadoğu’yu tam anlamıyla bir cehenneme dönüştürmüştür.

Özet tablo bu ve şimdi AKP hükümeti, Türkiye’yi doğrudan bu savaş cehenneminin içine itmeye can atıyor. Bir taraftan Suriye sınırına zırhlı araçlar ve asker yığılırken, öte taraftan da hükümetten savaş yönünde açıklamalar geliyor. Savaş planları gazetelerde ifşa ediliyor, bugün mü yarın mı Suriye’ye girileceği tartışılıyor. Güya AKP’nin amacı “IŞİD ile mücadele” etmekmiş! Ayrıca Suriye sınırları içinde bir tampon bölge oluşturulacak ve burada olası bir mülteci akınının önüne geçilecekmiş! Yani bu o denli dayanaksız bir bahane ki, insan gülmeden edemiyor. Düne kadar IŞİD’e “öfkeli gençler” diyen AKP, şimdi ne oldu da IŞİD’le “mücadele” etmeye karar verdi?

Hiç kuşkusuz asıl mesele IŞİD değil. AKP’nin birkaç amacı var. Meselâ bunlardan birincisi seçimlerdir. Tek başına iktidar olamayan AKP, ülkeyi savaşa sokup ardından da yeniden seçime gitmek istiyor. Hesabı, savaş koşullarını halka dayatarak tek başına iktidar olmanın yolunu açmak, anayasayı değiştirecek bir çoğunluk elde etmek ve elbette Erdoğan’ı başkan yapmak. Düşünebiliyor musunuz, tek başına iktidar olmak amacıyla AKP kodamanları ülkeyi savaşa sürüklemekten çekinmiyorlar. Peki, kim ölecek bu savaşta? Meselâ Bilal Erdoğan gidecek mi bu savaşa? Elbette hayır. Böylesi bir haksız savaşta yine yoksul halkın çocukları, işçiler, emekçiler can verecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan boşuna didinmiyor, üç yetmez beş çocuk isterim diye. Egemenler böyledir işte. Tek amaçları iktidardır, sermayelerini büyütmektir. Yoksullar, işçi-emekçiler onların umurunda değildir. Seçim dönemlerinde, sırf oy almak için yoksullardan ve insanlıktan söz etmeleri ve halka şirin gözükmeye çalışmaları ise tam bir sahtekârlık örneğidir.

Savaşın ikinci amacı Suriye’deki Kürt halkının kendi kendisini yönetmesinin önüne geçmektir. Suriye’de Kürt halkının yaşadığı bölgeye Rojava deniyor. İç savaş başladıktan sonra Kürt halkı, Araplar başta olmak üzere diğer halklarla ortak yönetimler oluşturdu Rojava’da. “Kantonlar” denen bu yönetimlerin arasındaki bölgeleri genel olarak IŞİD kontrol ediyordu, ediyor. Bunlardan biri de Türkiye sınırındaki Tel Abyad kasabasıydı. Geçtiğimiz ay Araplar ve Kürtler birleşerek IŞİD’i bu kasabadan attılar. Ama düne kadar IŞİD’in Tel Abyad’ı kontrol etmesinden rahatsız olmayan ve sesini çıkartmayan hükümet, yönetim Kürtlere geçince savaş naraları atmaya başladı. Neden? Hani Kürtler kardeşimizdi, ne oldu? Kardeşlikten söz eden AKP, Suriye’de Kürtlerin kendilerini yönetmesini bile haram sayıyor. Erdoğan, “Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun buna engel olacağız” diyor. Yani anlaşılacağı üzere AKP, Kürt düşmanlığı üzerinden milliyetçiliği kışkırtmak ve seçimlerde MHP dâhil diğer partilerin oylarını cebe indirmek istiyor. Oysa böyle bir savaş Türk ve Kürt halkını karşı karşıya getirebilir, halklar arasında derin yaralar açabilir. Rojava denen bölgeye müdahale edildiği zaman, Türkiye’deki Kürtler de sınırın öte yakasındaki kardeşleri için ayağa kalkacaktır, bu gayet normaldir. AKP ateşle oynuyor, kendi çıkarları için kardeşi kardeşe kırdırma planları yapıyor.

Savaşın üçüncü amacı ise Suriye’deki Kürt topraklarında bir tampon bölge oluşturmak, Esad rejiminin yıkılmasını hızlandırarak Ortadoğu’da daha fazla söz sahibi olmaktır. Ortadoğu’nun fatihi olma hayalleri kuran Erdoğan, Suriye’de iç savaşın başladığı günlerde, “birkaç aya kalmaz Şam’daki Emevi Camii’nde namaz kılacağız” demişti. Lakin AKP hedeflerine ulaşamadı. Şimdi, özellikle son üç-dört aydır Türkiye, Suudi Arabistan ile birlikte hareket ediyor; onunla birlikte Suriye’nin El Kaidesi olan El Nusra’nın da içinde yer aldığı Fetih Ordusu’nu destekliyor. Aslında Türkiye, Suriye’deki iç savaş başladığı günden itibaren, dolaylı da olsa savaşın bir parçasıdır. Milyonlarca Suriyelinin yurdunu terk etmesinden, yüz binlercesinin Türkiye’de sefalet koşullarında yaşamasından, gelen göçmenlerden dolayı ücretlerin düşmesinden, ev kiralarının fırlamasından vb. AKP iktidarı doğrudan sorumludur.

AKP, Ortadoğu’da sürdürdüğü savaş politikasını “büyük ülke olma”, “Osmanlı’yı canlandırma” söylemiyle meşrulaştırmak istiyor. Oysa gerçekte “büyük ülke” demek, aslında sermayenin daha da büyümesi demektir. İşte tarih ve gerçekler karşımızda duruyor, dönüp bakan herkes bunu görür, anlar. Meselâ AKP iktidar olduğu günden beri Türkiye’nin ekonomisi büyüdü, milli gelir arttı. Peki bu büyümeden işçilerin payına ne düştü? Sorunun cevabını şöyle verelim: Asgari ücretli sayısı 6 milyona ulaştı, asgari ücret sefalet ücreti olarak kaldı, işçilerin alım gücü düştü, iş saatleri uzadı, emeklilik yaşı arttırıldı, işsizlik büyüdü, taşeronlaştırma ve kuralsız çalışma aldı başını gitti, iş kazaları sıçramalı bir şekilde arttı ve iş cinayetleri 15 bin işçinin canını aldı. Yani büyüyen yalnızca sermaye oldu.

Devletin tepesindekiler, patronlar ve sermaye medyası ikide bir “ülke çıkarları” demekten çok hoşlanıyorlar. Böylece kendi çıkarlarını “ülke çıkarları” adı altında gizlemek istiyorlar. Meselâ ABD emperyalizmi Irak’ı işgal ettiği zaman “ülke çıkarları bunu gerektiriyor” demişti. ABD güya Irak’a “özgürlük ve demokrasi” götürecekti! Savaş yüz binlerce Iraklı emekçinin ve binlerce yoksul ABD’li askerin canını aldı; kazanan ise silah ve petrol şirketleri oldu.

Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, ABD’nin Irak’a müdahalesinden farklı olmayacak. Böyle bir savaş haksız ve emperyalist bir savaştır. Bu savaş işçilerin çıkarına değildir, bu savaş işçilerin savaşı değildir. Türk Kürt demeden tüm işçiler-emekçiler olarak birleşelim; AKP’nin ve egemenlerin emperyalist emellerine, savaş planlarına ve savaş hükümetine geçit vermeyelim! Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği diyelim!

15 Temmuz 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni