Navigation

Buradasınız

Savaşta Ölen Kim, Kimin Çıkarına Bu Savaş?

Ağustos 2015, No:89
Haksız ve emperyalist savaşlarda kurban edilenler işçiler ve yoksullardır. Savaştan çıkarı olanlarsa iktidar sahipleri, kodamanlar, silah tüccarları ve kapitalistlerdir.

Kardeşler, hepimiz başlıktaki soruyu kendimize sormalı ve düşünmeliyiz: Evet, savaş kimin çıkarınadır, kimdir savaşlarda ölen?

Aslında bu sorunun cevabı son derece açık; haksız ve emperyalist savaşlarda kurban edilenler işçiler ve yoksullardır.

Savaştan çıkarı olanlarsa iktidar sahipleri, kodamanlar, silah tüccarları ve kapitalistlerdir.

Kapitalist kâr düzeninde çalışan, üreten, ama bunun karşılığında acı çeken ve savaşlarda ölenlerin işçiler ve garibanlar olduğu çok açık.

Aşağıdaki fotoğraf karesi bu gerçeği gözler önüne seriyor.

Fotoğrafta Ermenek’te oğlunu madende kaybeden Recep Gökçe ile Mardin’de çıkan çatışmada torununu kaybeden Ramazan Akkabak var. İki yaşlı insan, üzerlerinden adeta sefalet akıyor.

Yaşamın kahrı, çilesi, acı ve yoksulluk gelip bu iki yaşlı insanda vücut bulmuş; yüzlerinde tarifi mümkün olmayan bir çaresizlik!

İktidar sahipleri “vatan millet” diye nutuk atarken, onların yürekleri parçalanıyor. İş kazası adı altında ya da savaşlarda ölüme gönderilenler yoksulların çocukları oluyor.

Egemenlerin ve sömürücülerin en büyük başarısı, gerçekleri çarpıtmaları, tersyüz etmeleridir. Ellerinde çok büyük imkânlar var, medya bu imkânların başında geliyor.

Bu sayede milyonlarca insanın öldüğü ve kentlerin yerle bir olduğu savaşları kutsallaştırarak sunabiliyorlar. Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir.

Meselâ Birinci Dünya Savaşı başladığında, savaşa katılan tüm emperyalist devletler “kutsal, yüce ve haklı bir savaş” diyerek halklarını ölmeye çağırdılar.

Ama bu çağrıyı yapmadan, yani savaş başlamadan önce büyük bir hazırlık yapmış, toplumu bu yönde oluşturmuşlardı. İster İngiltere, ister Almanya, Rusya ya da Osmanlı olsun; emperyalist savaşa katılarak dünyayı paylaşmak isteyen tüm devletler, halka ne kadar üstün bir millet olduklarının propagandasını yapıyorlardı.

Toplumda militarist/savaşçı kültür egemen kılınıyor, özellikle gençler okullarda ve her alanda savaşa hazırlanıyordu. Savaş adeta bir ibadet, ülkü, varılacak bir hedef olarak sunuluyordu. Gerektiğinde bu uğurda ölünecekti.

Ve savaş başladığında aileler, evlatlarını bandolar eşliğinde, şenliklerle askere gönderdiler. Kutlamalar yapılıyor, danslar ediliyordu. Sanki savaş korkunç bir yıkım, yok etme, ölüm demek değil, topluca oynanan şenlikli bir oyundu.

Bu arada her ülkede milliyetçilik ve ırkçılık kışkırtılıyor ve diğer halklar düşman ve boğazlanması gereken caniler olarak ilan ediliyordu.

Ancak savaş hiç de “vatan, millet, sakarya” nutukları eşliğinde oynanan bir oyun değildi. Şakası yoktu emperyalist savaşın. Toplar gürleyip uçaklar cepheleri ve kentleri yerle bir ettiğinde ve tarlalar ölülerle dolduğunda şenlik havası birden dağıldı.

İşçiler, emekçiler, köylüler, yani savaşın ağır yükünü çeken halk anlıyordu ki savaş, iktidar sahiplerinin ve kapitalistlerin çıkarınadır.

“Yaşasın vatan”, “büyük millet” deyip milliyetçi nutuklar atan imparatorlar, kapitalistler, savaştan köşeyi dönen silah tüccarları, bakanlar ise hallerinden memnundular.

Savaşın bedeli çok ağırdı, 35 milyon insan katledilmişti.

Fakat dünyayı yeniden paylaşmaya girişen egemenler, İkinci Dünya Savaşında çok daha kitlesel bir katliam gerçekleştirdiler: Bu emperyalist savaşta tam 70 milyon insan öldü.

Savaşın bedelini emekçiler öderken, iktidar sahipleri ve kapitalistler milliyetçi nutuklar atıyorlardı.

Ne yazık ki savaşlar durmadı. Çünkü savaşa yol açan kapitalist sistem devam ediyor. Bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyük bir savaş var.

Ortadoğu’ya üşüşen emperyalist-kapitalist devletler, bölgeyi tam bir cehenneme çevirmiş bulunuyorlar. Amaçları pazar, yatırım alanları elde etmek, enerji yataklarını kontrol etmektir.

Ama Türkiye de bu savaşın bir parçası konumundadır. Suriye’nin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesinden, milyonlarca insanın perişan olmasından AKP hükümeti de doğrudan sorumludur.

Ortadoğu’da egemen olma hayalleri kuran AKP, her geçen gün ülkeyi daha fazla savaş cehennemine çekiyor.

Halkı galeyana getirmek ve savaş politikalarına ikna etmek için ise milliyetçiliği kullanıyor. “Şanlı Osmanlı”dan söz ediyor, “bizim neyimiz eksik?” diyor, “Türkiye Ortadoğu’nun vicdanıdır” diyor, “büyük ülke olacağız” diyor.

Acaba yüz binlerce insan öldüğünde kim kazançlı çıkacak? Hangi işçinin, hangi yoksulun geliri artacak?

Gerçek şu ki sermaye ve iktidar sahipleri palazlanacak, işçiler-emekçiler ise öldükleriyle kalacaklar.

İşçiler-emekçiler AKP’nin ve Erdoğan’ın zerre kadar umurunda değil. AKP onları oy deposu olarak görüyor; tek hedefi yeniden ve yeniden iktidar olmaktır.

AKP ve Erdoğan’ın “çözüm süreci”ne son verip savaşı yeniden başlatmasının nedeni budur.

Dün “çözüm süreci” deyip Öcalan ile görüşmeleri başlatan ve HDP vekillerini Kandil’e gönderen AKP, bugün “çözüm süreci” işine gelmediği için “barış masası”nı devirmiştir.

Ne pahasına olursa olsun AKP yeniden iktidar olmak istiyor. Bunun için ülkeyi kaosa sürüklüyor. Üstelik savaş kararı alan bu hükümet, seçimlerden sonra Meclis’ten yetki almış meşru bir hükümet de değildir.

Çatışmaların başlamasıyla asker cenazeleri gelmeye ve acılı ailelerin feryadı ortalığı kaplamaya başlamıştır. Acı ve duygu patlamasının yaşandığı bu ortamda AKP ve MHP milliyetçiliği kışkırtıyor, halkları düşmanlaştırıyor ve asker kanı üzerinden oylarını arttırmak istiyor.

Amaçları aynı zamanda HDP’yi sıkıştırıp yıpratmak ve baraj altında bırakmaktır.

Asker cenazeleri gelirken AKP oy oranları için anketler yaptırıyor.

Sanki insanlar ölmüyor, sanki anne babalar acı ve gözyaşına boğulmuyor da bilgisayar oyunu oynanıyor.

Yoksulların çocukları öldükçe ve duygu seli patladıkça AKP’nin oyları yükselecek, hesap bu!

Bir de kalkmış “evlatlarımız feda olsun” diyorlar bu utanmazlar.

Ancak halk aptal değil, oynanan oyunu gören birçok asker ailesi, cenazelerde tepkilerini açığa vuruyor. “Başka ocaklara ateş düşmesin” diyerek savaşa son verme çağrısı yapıyor.

Evet kardeşler, Kürt ve Türk halkının evlatlarının canını alan bu haksız savaş son bulmalıdır.

Kürt sorunu bir an önce çözülmelidir. AKP ya da MHP’nin bu sorundan beslenmesinin önüne geçilmelidir.

Unutmayalım; savaşın son bulmasında Türk ve Kürt işçilerinin büyük bir rolü olacak. Yan yana üreten, alınteri akıtan, patronlar karşısında haklarını birlikte arayan Türk ve Kürt işçiler birleşmeli ve bu sorunun çözümü için seslerini yükseltmelidirler. Çünkü bu sorun aynı zamanda işçilerin birliğinin önünde de bir engeldir.

Gelin Türk, Kürt demeden; yoksullar, köylüler, işçiler-emekçiler olarak birleşelim; bu haksız savaşa son verelim. Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın halkların kardeşliği!

18 Ağustos 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • 50 gündür direnen Migros Depo işçileri, 23 Şubat Salı günü Anadolu Grup Genel Müdürlüğü önünde bir araya gelerek basın açıklaması gerçekleştirdiler.
  • İstanbul Tabip Odası, asistan hekimlerin zorlu çalışma koşulları ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin Cağaloğlu’nda 24 Şubatta bir basın açıklaması düzenledi. Asistan hekimlerin tükendiğine dikkat çekilen açıklamada çalışma ve eğitim koşullarının...
  • Emekçilerin sorunları dağ gibi birikmişken iktidarın bu sorunlar karşısında yaptığı, sorunları yok saymak, inkâr etmektir.
  • Cezayirli işçi ve emekçiler, Hirak’ın ikinci yıldönümü olan 22 Şubatta demokrasi ve adalet özlemiyle tek yürek oldular, koronavirüs yasaklarına rağmen meydanları doldurdular. İşsizliğe, yoksulluğa, yok sayılmaya, baskılara karşı öfkelerini dile...
  • İstanbul/Maltepe Belediyesi işçileri; DİSK/Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube ile CHP’li belediye yönetimi arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine greve başladı. Belediyenin farklı...
  • Geçim sıkıntısının biz işçilerin üzerine üzerine geldiği bir dönemden geçiyoruz. Gerçi rahat bir nefes aldığımız, gerek kendimizin, gerek ailemizin temel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabildiğimiz bir zaman da neredeyse hiç yaşamadık. Şu kısacık...
  • Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1903 yılında yapımına başlanan Bağdat Demiryolu projesinde işçiler taleplerini şirket yönetimine iletirler. Demiryolu işçileri taleplerinin karşılanmaması halinde greve çıkacaklarını belirtirler. 1903’ten bu yana 118...
  • Tezgâh başında,/ Kumaş dokur/ Demire can verir/ Hünerli ellerimiz./ Issız çöllerde kum,/ Dağ başında sahipsiz bir gölge değiliz.
  • Bozüyük, Türkiye’nin çeşitli illerinden göç alan, eski ve yeni kuşak işçilerin bir arada yaşadığı bir sanayi havzası. Vitra, Demirdöküm, Bien, Eti, Otosan ve daha pek çok fabrikanın bacası tütüyor burada. Anadolu’nun dört bir yanından özellikle...
  • Servisten indim, eve giderken bir taraftan da marketten alacaklarımı geçiriyordum aklımdan dalgın bir şekilde. Bu sırada arkadan biri “abla” diye seslendi. Döndüm baktım; 11-12 yaşlarında küçük bir kız çocuğu, çıplak ayaklarında eski püskü bir...
  • İzmir, İstanbul ve Bursa’da PTT’de taşeron şirketlerde çalışan ve sendikalaşma mücadelesinin başını çeken 15 işçi geçtiğimiz yıl 10 Ağustos’ta çeşitli bahanelerle işten atıldı. İşten atılan işçiler İzmir’de Bayraklı PTT merkezi önünde, İstanbul’da...
  • Hindistanlı tarım emekçileri aylardır Modi hükümetinin tarım yasalarına karşı mücadele ediyor. Çıkartılmak istenen tarım yasaları yüz milyonlarca çiftçiyi acımasız tarım tekellerinin insafına terk ediyor. Yoksulluğu daha da büyütecek düzenlemeler...
  • Karaman’da kurulu bulunan Döhler Gıda fabrikasında Tek Gıda-İş üyesi işçilerin sendikalaşma hakkı fabrika yönetimi tarafından yok sayılıyor. Tekgıda-İş, 2016 yılında çoğunluğu elde ederek fabrikayı sözleşmeye davet etti. Döhler yönetimi sendikal...

UİD-DER Aylık Bülteni