Navigation

Buradasınız

Selin Erdem’in Annesi: “Adalet Saraya Girmiş, Halk Ona Ulaşamıyor!”

Her ay onlarca işçi, sermayenin doymayan kâr hırsından dolayı iş kazalarında yaşamını kaybediyor. Hemen her gün fabrikalardan, tersanelerden, madenlerden ve inşaatlardan ölüm haberleri geliyor. En basit iş güvenliği önlemlerini bile “masraflı” ve “gereksiz” gören patronlar, gerekli önlemleri almıyorlar. Devlet ise, üstüne düşen denetleme görevini yapmıyor. Böylece her ay ortalama 100 işçi yaşamdan ve ailelerinden kopartılıyor. İşçilerin sorunlarına sahip çıkan, işçilerin birleşmesi ve haklarını aramaları için çalışan UİD-DER, iş kazalarında duyarlılığı artırmak ve ölümlere dur demek amacıyla yeni bir kampanya başlatıyor. İş kazalarında yaşamlarını kaybeden işçilerin aileleri de, yaşadıklarını anlatarak UİD-DER’e destek veriyor ve başka işçilerin ölmemesi için çağrı yapıyorlar.

Geçtiğimiz 1 Mayıs’ta, çalıştığı dizinin setinde yemek aracının altında kalarak can veren Selin Erdem 26 yaşındaydı. Hayat dolu gencecik Selin, arkasında acılı bir aile bıraktı. Çok uzun saatler çalışan evlatlarını, yorgun görmeye bile dayanamayan, Selin’e kıyamayan ailenin yüreği paramparça oldu. Binlerce kardeşimiz gibi Selin’i de patronların kâr hırsı yaşamdan kopardı. Eğer dinlenme odası olsaydı, Selin bugün hayatta olacaktı. Evlatlarının geri dönmeyeceğini bilen Erdem ailesi, başka Selinler toprağa düşmesin, iş güvenliği önlemleri alınsın diye mücadele ediyorlar. Selin’in annesi Hacer Erdem, babası Musa Erdem ve ablası Sema Erdem; “İşçi Ölümlerini Durduralım” diyen UİD-DER’in kampanyasına “Ne olursa olsun, elimizden ne gelirse, yanınızda olacağız” diyerek destek olacaklarını ifade ettiler. Erdem ailesiyle yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

UİD-DER: Dizi setinde çalışan kızınız Selin Erdem’i 1 Mayıs günü iş kazasında kaybetmiştiniz. Derneğimiz UİD-DER “İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!” adıyla bir kampanya başlatıyor. Bunun için imzalar toplayacağız. Alanlara çıkacağız. Çeşitli etkinlikler yapacağız. İşçi evlerine gideceğiz, işyerlerinin, fabrikaların önlerine gideceğiz. Duyarlılık oluşturmaya çalışacağız. “İşçiler artık ölmesin” diyeceğiz. Bu nedenle bugün sizin yanınızdayız. Bu anlamda sizin söyleyeceklerinizin katkı sağlayacağına inanıyoruz. Siz bir kez daha mahkeme kapısındaydınız. Selin’in duruşması görüldü. Selin için yine adaletli bir karar çıkmadı. Sizler Selin’in annesi, babası, ailesisiniz. Selin’i kaybetmiş olmanıza rağmen hakkınızı arıyorsunuz. Başkalarının da aynı acıyı yaşamaması için uğraşıyorsunuz. Aynı amaçla buradayız. Öncelikle beş buçuk ay öncesine dönersek, siz kazanın nasıl gerçekleştiğini biliyor musunuz, anlattılar mı size?

Selin Erdem’in annesi: Hayır öğrenemedik. Sadece bana “Kızınız yaralandı, hastanede. Siz yanına gelin” dendi. Hastaneye gittik. Ama maalesef kızım çoktan ölmüş o arada. Bana kızımın son halini göstermediler. Sanırım kötü vaziyetteymiş, parçalanmış. Göremedik. Son bir defa olsun görelim dedik. Ama maalesef onu bile elimizden aldılar. Ondan sonra mahkeme süreci başladı.

Siz telefonda mı aldınız haberi?

Yaralandığını haber aldım. Sonra hastaneye gittiğimizde de vefat haberini aldık.

Ne hissettiniz?

Ne hissedilebilir ki? Anlatılabilecek bir şey değil ki. Allah kimseye de anlattırmasın. Anlatılabilecek bir acı değil. Allah kimseye yaşatmasın böyle bir acıyı. Düşmanımıza dahi göstermesin böyle bir acıyı. Tarifi mümkün olmayan bir şeydir bu. Burada adalet arıyoruz. Maalesef adalet saraya girmiş ve halk buna ulaşamıyor.

Selin Erdem’in babası: 1 Mayıs’ta oluyor olay. Çalışma koşulları o kadar kötü ki işin ne zaman biteceği belli değil. Gece 12’den sonra başlıyorum aramaya: Kızım neredesin geliyor musun? “Baba daha işimiz bitmedi. Ben arayacağım, geleceğim baba” diyor. Sabah saat üçte, dörtte geliyor. Kızım gelene kadar uyku yok bana. Bekliyorum onu. Kızım sabah saat 4’te gelip yatıyor. Daha başını yastığa koymadan “baba beni saat 7’de kaldır” diyor. Üç saat sonra tekrar işe, çalışmaya gidecekler. Üç-dört sefer uyandırdım. Gözlerini açamıyor. “Baba bir saat daha uyuyayım. Beni Paşabahçe’ye sen götür” demişti. Sonra kalkıyor, bir duş alıyor. Sonra onu karşıya Paşabahçe’ye uçurur gibi, arabayla götürüyorum. Daha setin servisi gelmemiş oluyor. Hatta bir kere annesiyle birlikte bırakıp geldik. Üç-dört gün birer saat fazla uyusun diye başında bekledim. Aldım arabayla, servisten evvel çalışma yerine götürdüm. Yani insan vücudunun belli çalışma süresinden sonra istirahata ihtiyacı var. Bunların bütün dirençleri kırılmış vaziyette. Yani zinde bir vaziyette olsa, orada bir adım atsa çocuğum kurtulacaktı. Demek ki kendinde güç derman bulamamış. Arkadaşını itiyor, hayatını kurtarıyor. Kendisi kaçamıyor, aracın altında kalıyor.

Siz psikolojik tedavi gördüğünüzü, ilaçlarla ayakta durduğunuzu söylemiştiniz. Ne durumdasınız şu anda?

Selin Erdem’in babası: Şu anda ilaçların desteğiyle ayaktayız. Bir an olsun kızımız gözümüzün önünden gitmiyor. Çok kötü durumdayız anlayacağınız. Ben olay günü İstanbul dışındaydım. Antalya’daydım. Akşam saat 9.30-10 gibi bana ulaştılar. Tabii olayı bu şekilde anlatmadılar. Fakat içime bir ateş düştü. Konuşmalardan hissediyordum ama söyleyemiyordum. Böyle bir şey soramıyordum bile.

“Kötü bir şey mi oldu?” diye soramıyordum bile. Perişan durumdaydım. Kardeşim oradaydı, onunla birlikte İstanbul’a geldik. Ortalığı yıktım, illa kızımı görmek istedim. Bir sürü bahanelerle, çok kötü durumda olduğu için görmemi istememişler. Kızımla vedalaşamadım bile. Çok uğraştık, maalesef göremedik. Şuna çok üzülüyorum: Set içerisinde bir mola yeri verilmiş olsaydı benim kızım hâlâ yaşıyor olacaktı. Çok mu zordu orada bir mola yerinin, güvenli ortamın hazırlanması? Bu kadar zor muydu? Dilim dolanıyor konuşamıyorum.

Selin Erdem’in annesi: O kadar para alıyorlar. Belki trilyonlar kazanıyorsunuz. Basit bir odayı bile çok görüyorsunuz. Neymiş? Beyefendi sigara içmezmiş içeride de kimseye içirtmezmiş. Hamdi (Alkan) sigara içmezmiş. İçeride de kimseye içirtmezmiş. Çocukları sokağa bırakmış mola versin, sigara içsinler diye.  

Selin Erdem’in babası: Hamdi Alkan televizyondaki beyanında şunu söylüyormuş: “Ben bir saat oradaydım. Benim de başıma gelebilirdi. Buraya uçak da düşebilirdi” diyor. Böyle pervazsız konuşmalar bizi daha çok yıprattı. 1 Mayıs tatil. 1 Mayıs bahar bayramı, yani işçi bayramı. Akşam saat 7.30’da meydana geliyor.   

Selin Erdem’in annesi: Hamdi Alkan diyor ki “işine gelen çalışır, işine gelmeyen çalışmaz.” O kadar zor şartlarda çalışıyorlardı ki, Selin; “Birine bir şey olacak. Yemek yerken kafamıza kar yağıyor. Ayranlarımızın yarısını içiyoruz. Yarısını içemiyoruz, soğuktan donuyor” diyordu. O derece soğukta, ormanlarda, zor şartlarda çalıştılar. Maalesef bir yemek yiyecek yer bile vermediler. Kızım her zaman haklının yanında, adaletli biriydi. Hatta konusu açıldığında “ben organlarımı bağışlayacağım” derdi. O arzusu bile yerine gelmedi. Bilmiyorum, ne diyeyim, nasıl anlatayım?  

Selin nasıl biriydi, ne gibi hayalleri vardı, neler planlıyordu hayatına dair?

Selin Erdem’in annesi: Sanatçı ruhlu bir çocuktu. Bir kere görmesi yetiyordu. Meselâ okula filan gitmedi. Yani yemek mi, iş mi, güç mü, kendi çabasıyla öğrendi. İnsancıl, haklının yanında, haksızlığa karşı devamlı direnen, “ölürüm ama ben özgürlüğümden vazgeçmem” diyen bir çocuktu. Ben kendi adıma karşılıksız sevmeyi Selin’den öğrendim. Kızlarımdan öğrendim. Hiç kimseyi ayırt etmeden severdi. Meselâ o olayda yaralanan Ömer isimli çocuğun köpeği kayboldu. Onun köpeği için bir hafta ağladı. Artık siz düşünün nasıl biri olduğunu. Ama maalesef o çocuğun kendisi şikâyetçi olmadığı gibi gelip bir şahitlik bile yapmadı. Selin başka bir çocuktu. Gerektiğinde başkaları için bize bile kafa tutan bir çocuktu.

Selin babasıyla nasıldı?

Selin Erdem’in babası: Bizimki babadan kızdan öteydi. O benim canımdı. Bir ömürdü. Paramparça oldu yüreğim. Bu acıyı tarif etmek mümkün değil. Çok çalışıyordu. “Kızım kendini mahvediyorsun” diyordum. “Kendini bu kadar yıpratmayacağın bir iş bul” diyordum. “Baba ben bu işi çok seviyorum. 4-5 yıl yapıp bırakacağım. Zaten bu iş uzun müddet yapılacak bir iş değil” diyordu. Bir türlü vazgeçiremedik. “Ben bu işi çok seviyorum baba” diyordu. Zaten eşimin de söylediği gibi bu işin herhangi bir eğitimini almadı. Makyözlükten başladı. Sonra kostüme geçti. Sonra sanat asistanı oldu. Çok dikkatli, elinden her iş gelen bir yapısı vardı kızımın. Sanata karşı da düşkünlüğü vardı. Yüzlerce karakalem çalışması var. Mimar Sinan’a girmek için uğraştı kızım. İlk aşamaları geçti. Son aşamada çocuğum elendi. Öyle torpil falan da istemezdi: “Benim kabiliyetim varsa alsınlar” diyordu. Sonra sinema sektöründe devam etti. Sonra da başımıza böyle elim bir olay geldi.  

Sema’ya soralım, hem böyle bir acıyla baş etmeye hem de anne ve babanızı ayakta tutmaya çalışıyorsunuz. Siz neler söyleyeceksiniz?

Selin Erdem’in ablası: Benim durumumun çok önemi yok. Bizim bütün inanç sistemimiz zedelendi. Bizim adalete, hukuka, insan haklarına olan bütün inancımız zedelendi. Ayrıca başınıza bir olay geliyor. Bunun için şikâyet edeceğiniz bir yer var. O da adli merci. Oradan size bir cevap bile verilmiyor. Şu an zaten süren, kamu davasıdır. Bu davanın gidişatı bizi çok üzüyor. Çünkü sanık yalan ifade veriyor. Diyor ki “arabanın freni patladı.” Yalan! Suçu üzerinden atmak için birtakım bahaneler uyduruyor. Yalancı şahit getiriyorlar. 26 yaşında genç bir adam gelmiş. O da arabadaymış. Hâkim’in karşısında gülerek ifade veriyor. İfadesinin yalan olduğu da daha sonraki ifadelerlerle ve teknik incelemedeki raporla çıkıyor. Ama hiçbir cezai yaptırım yok. Demek ki bu ülkede yalancı şahitlik yapmak suç değil. Öte taraftan bakıyorsunuz, geçtiğimiz aylarda İş Güvenliği Yasası çıkarıldı. Yasanın ismi bile bize samimi gelmiyor. Çünkü olması gereken iş sağlığı değil, işçi sağlığıdır. Çünkü iş bir şekilde yapılır. Çünkü insanlar sağlıklı oldukları zaman çalışırlar. Ama yineliyorum, iş sağlığı değil, işçi sağlığı olmalı. İnsanlar çalışıp paralarını aldıkları zaman, mutlu oldukları… (devam edemiyor)

Bizim psikolojimizin tarifi de mümkün değil. Ayrıca empati de kurulmasını istemiyoruz. Çünkü bu olay sıradan bir olay değil. Sıradanlaştırılmasını istemiyoruz. Yıllardır ülkemizde yapıldığı gibi insanların kötü şeylere alıştırılmasını, bunun sıradan hale getirilmesini istemiyoruz. Çünkü bu vahşice bir şey. Çünkü para hırsı insanların gözünü bürümüş. Olayın olduğu gün bize birkaç telefon gelmişti. Zaten bu işi yapan kişinin kendisi değil asistanları aramıştı. “Ne yaptınız kardeşime?” diye sorduğumda bana “dışarıdan bir araba” dediler. “O araba kimin arabası, set arabası mı?” diye sordum. “Hayır, setin arabası değil” dediler. Hamdi Alkan varmış orada. Zaten şuurumuzu kaybetmiştik o ara. Hamdi Alkan saçma sapan şeyler söylemiş. Bizi rencide ediyor. Çünkü “beğenmeyen çalışmasın” gibi saçma sapan açıklamalarda bulundu. Bunun da arkasında durmuyor. Korumalarla gezdiğini duyuyoruz. Biz onlar gibi vahşi değiliz. Bizim gözümüzü para hırsı bürümemiş. Ayrıca biz ona bir şey yapacak olsak hastanede ilk gördüğümüzde yapardık. Biz adaletle, hukukla aramaya çalışıyoruz hakkımızı. Yani gücü olan, yaptırımı olan herkesten bu davanın peşini bırakmamasını istiyoruz. Çünkü biz bırakmayacağız.

Ben basın açıklamasında şunu söylemiştim, bu davayı açmaya karar verdiğimizde hep söylediğimiz şuydu diğer arkadaşlarına: O dünyalıydı, sizlerden biriydi. Siz ve diğer arkadaşlarınız, hepiniz emekçisiniz. Hâlâ çalışmaya devam ediyorsunuz. Onlar sağlıklı çalışsın, onlar sağlıklı yaşasın diye biz bu davayı sürmeye devam edeceğiz. Bu davanın ucu nereye gider, bilmiyorum. Ama biz arkasında olacağız gücümüz yettiğince.

Gerçekten çok mutsuzum. Psikolojimiz gerçekten çok kötü. Yanımızda olan ve adalet arayışı içinde olan başka aileler var. Birçok duruşmaya da geldiler, sağ olsunlar. Avukatlar grubundan arkadaşlarla çalışıyoruz. Onlarla da iş cinayetinde hayatını kaybeden ya da yaralananların yakınlarıyla da beraber birbirimize derman olmaya çalışıyoruz. Çünkü bu herkesin başına gelebilir. Ne yazık ki benim kardeşim orada yatıyor şimdi. Genç, hayatının baharında, çok neşeli ve hayat dolu bir kadındı o. Aramızda yok artık. Bir gün herkesin başına gelebilir. Görüyoruz ki bunun cezai bir yaptırımı da yok. Devlet “sen bunu yaptın, sen bundan sorumlusun” demiyor. En azından “bu yapım şirketine, bu yemek şirketine, bu yönetmene; insan sağlığına değer vermediğin için sen bir yıl bu işi yapmayacaksın” demiyor.

Komik bir örnek vereceğim: Mesela futbolda kırmızı kart gören oyuncu üç maç oynayamıyor. Bu adamlar bir insanın ölümüne sebep oldular. Bu olaylar zincirlemedir. O zaman kıştı, dört aydır çalışıyordu. Selin’in şunu dediğini hatırlıyorum: “Abla yemeği dışarıda yiyoruz. Yemeği bitirene kadar başımızda kar birikiyor. Başım ağrıyordu. Bir baktım ki başımdaki berenin üzerinde bir karış kar var. Ayranın yarısını içiyoruz, yarısı donuyor içemiyoruz” dedi. Başka bir işte de küçük bir çocuk oynuyordu. TRT 1’deki bir işti bu. Hangi oyun olduğunu şu anda hatırlamıyorum. Oyundaki küçük çocuk, “abla ben artık dayanamıyorum, çok uykum var’ demiş karşısındaki oyuncuya. Yani sadece set çalışanlarını değil çocukları kullanıyorlar, sömürüyorlar. Buna da bir yaptırım getirilmesini talep ediyoruz. İsteğimiz bu. Sesimiz gidiyor mu oraya bilemiyorum. Yani gücü olanlara gidiyor mu? Sesimizin gitmesi için bu konuşmaları, itirazlarımızı dile getirmeye devam edeceğiz.  

Biz iş kazalarının, iş cinayetlerinin nasıl son bulacağı hakkındaki düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz.   

Selin Erdem’in ablası: İş cinayetlerinin son bulması için önce yasanın adının değişmesini ve bir yaptırımının olmasını istiyoruz, talep ediyoruz. Meselâ bir sette 50-60 kişi çalışıyor. Orada bir ambulans olması gerekiyormuş. İş Kanununa göre doktor olmasa bile bir sağlık görevlisi olması gerekiyormuş. Bu insanların birçoğu sigortasız çalıştı yıllarca. Benim kardeşim de öyle. 6 yıl sigortasız çalıştı. Son 4 ayın sigortası var. Cezanın arttırılması gerekiyor. Ve çalışanların, işçilerin, emekçilerin bir şeylere boyun eğmemesi gerekiyor. Evet, çok zor, şu an çalışmıyorum ama ben de işçiyim. Diyor ki adam ya bu paraya çalışırsın ya da ben başkasını bulurum. Belki biraz örgütlü çalışılsa, meselâ Taksiciler Birliği gibi. Meselâ fotoğraf sanatçılarının dünyanın her yerinde belirlediği bir fiyat var. O fiyatın altında çalışamazsınız. Meselâ belirlenen rakam 50 liraysa 49 liraya kimse çalışmaz. Üst sınırı yok. Bu sektörde yeni mezun olmuş, iş tecrübesi olmayan çocukları bir şey olacaksın diyerek kandırarak günde 18 saat çalıştırıyorlar. Bir insan 18 saat çalışamaz. Dayanması mümkün değil. Selin gece saat 3’te 4’te geliyordu. Ben kardeşimi çok seviyordum. Biz kardeşimle dünya görüşü aynı olan, insana değer veren insanlardık. Ama fırsat bulup konuşamıyorduk. Ben kardeşime hasrettim. Birbirimizin yüzünü göremezdik. Daha ben doyamadım, doyamadık ona. Yani bizim yaşadığımız bu acıyı başka ailelerin yaşamaması için lütfen işçiler insani koşullarda çalışmak için dirensinler. Benim kardeşim 1 Mayıs günü çalışıyordu. Çalışmak zorunda bırakıldı. Belki itiraz edebilirdi. Bazen bunu da sorguluyorum. Ama orada çok askeri bir sistem olduğunu biliyorum. Ast-üst ilişkisi olduğunu biliyorum. Meselâ şefiniz size şunu yap dediğinde yapmama ihtimaliniz yok. İtiraz ederseniz atılırsınız. Çünkü sizin yarı paranıza çalışacak, sırada bekleyen onlarca insan var. Ben hep aynı sektörden bahsettim. Aslında bütün sektörler aynı. Yani para kimin elindeyse güç onun elinde ne yazık ki. Ben bu konularda çok donanımlı değilim. Aklım bu kadarına yetiyor. Başka bir şey söyleyemiyorum.  

Sizler işçilere nasıl seslenmek istersiniz? Şu anda onlarca işçiyi iş kazaları bekliyor. Düzen böyle gittiği sürece, bu örgütsüzlük devam ettiği sürece iş kazaları işçileri hayattan koparacak. Yüreği yanmış anne-baba olarak ne diyeceksiniz, nasıl sesleneceksiniz işçilere?

Selin Erdem’in annesi: Ne diyeceğimi bilmiyorum. İşçilere karşı çıksınlar diyoruz. Onlar da mecburlar çalışmaya. Evde ekmek bekleyeni var. Geçenlerde bir yerde “ücretli köle” dediler. Yani köle ağzını açsa ya ölecek ya işten atılacak. Ondan sonra açlık bekliyor. Ne yapsın? Bu sefer boyun eğiyor. Artık bu iş kime düşer. İşçilerin haklarını aramak sendikalara mı düşer, kime düşer? Sendikalar ortada varlar mı yoklar mı? İşçi tek başına kendi hakkını arayamıyor.

Sendika işçilerin bir araya gelmesi demek. İşçilerin bir araya gelmesi önlem getirebilir mi?

Selin Erdem’in babası: Tabii, muhakkak! Yani kanun koyucuların yaptıkları yasaları daha işlevli hale getirmesi gerekiyor. Daha etkin yasaların çıkartılması gerekiyor. Yazık günah değil mi? Bir ekmek götürmek için insanlar ölüyor! 

Selin Erdem’in annesi: Bir bakana yumurta atan çocuklar ceza aldı. Bir insanı öldürmenin cezası 4 buçuk ay mıdır? Yani bir can da değil, hepimizi öldürdü. Ömür boyu ceza alsa ne olacak? Bizim çocuğumuz geri mi gelecek? Gelmeyecek. Ama bir can daha kurtarırsak kârdır. Bir tek kişiye bir faydamız olacaksa bu bizim için kârdır. Yoksa benim çocuğumun geri gelecek hali yok. Bizim bundan sonra en tatlı günümüz böyle geçecek. Bir insanın ölümüne 4 buçuk ay ceza verenler demek ki böyle bir acı yaşamamışlar. Yani, sözün bittiği yerdeyiz. Gecemiz gündüzümüz diye bir şeyimiz yok. O minibüs sadece onu değil hepimizi öldürdü.  

Ne olursa olsun, elimizden ne gelirse, yanınızda olacağız. Bizim de çorbada bir tuzumuz olsun.

Teşekkür ederiz.

1 Kasım 2012

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Yayınlandığı ilk günden beri işçi sınıfının sesi oldu İşçi Dayanışması. Tarihimizi, haklarımızı, kendi sınıf gerçekliklerimizi buradan öğrendik, öğreniyoruz. Çeşitli işyerlerinden işçiler yaşadıkları haksızlıkları bizimle paylaşıyor, biz de onların...
  • Geçen gün diyanetin internet sitesinde isyan etmemek gerektiğini, maddi ve manevi sıkıntıların kader olduğunu belirten bir cuma hutbesi yayınlandı. İnsanlar, dini değerlerinin bu şekilde kullanılmasına ve hutbede söylenenlere tepki gösterdiler....
  • Fransa’da yüz binlerce işçi Macron hükümetinin emeklilik hakkına yönelik saldırısına karşı genel grevde! 5 Aralıkta başlayan greve öğretmenler, ulaşım işçileri, avukatlar, hastane ve havaalanı çalışanları, temizlik işçileri ve daha pek çok sektörden...
  • Değerli işçi, emekçi dostlarım, merhaba! Ben 3 çocuk büyütüp ev geçindiren işçi bir babayım. 2 öğrenci kızım ve çalışmaya yeni başlayan bir işçi oğlum var. Sistemin yarattığı ekonomik kriz zamanlarında geçinmek hepimiz için çok zor. Bir de yeni...
  • Irak’ta 1 Ekimde başkent Bağdat’ta işsizliğe, yoksulluğa ve yolsuzluklara karşı başlayan eylemler kısa sürede ülke geneline yayılmış, kitlesel protestolara dönüşmüştü. Ekim ayının sonundan itibaren üniversite ve lise öğrencileri de okullara...
  • 186 işyerinden 130 bin işçiyi ilgilendiren metal işkolundaki grup toplu iş sözleşmesi patron örgütü MESS’in dayatmalarıyla tıkandı. Metal patronları, gerçek enflasyonun %30’lar düzeyinde olduğu bir süreçte, hükümetin matematik oyunlarıyla düşük...
  • Ankara’nın Sincan ve Kozan ilçelerinde faaliyet gösteren Bozankaya A.Ş. fabrikasında çalışan 33 işçi, sendikalaştıkları için işten çıkartıldı. DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenen işçiler, Çalışma Bakanlığına yetki başvurusu yapmalarının...
  • Bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. İş cinayetlerinin en çok meydana geldiği işkollarından biridir madencilik. Dünyada bir defada yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği çok sayıda madenci katliamı gerçekleştir. Madenlerde iş güvenliği önlemlerinin...
  • 2020 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başkanlığında gerçekleştirdi. Komisyon, patron örgütleri adına 5 temsilci, devlet adına 5...
  • İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 8 Aralık Pazar günü Bakırköy Pazar Alanında bir miting düzenleyeceğini açıkladı. İstanbul Tabip Odasındaki basın toplantısı; “Yoksulluk… İşsizlik… Pahallılık… Enflasyon… Zamlar… Vergiler… Savaş… Bütçe…...
  • 24 Kasımda “kaza” denilen bir iş cinayeti gerçekleşti. Beylikdüzü Ambarlı Limanında bulunan ve uluslararası kargo taşımacılığı yapan bir işletmede, iş makinesi altında kalan Metin Delibaş adlı işçi, yaşamını yitirdi. Olay vardiya değişimi sırasında...
  • İşçilerin çalışma ve yaşam koşulları her geçen gün zorlaşıyor. Uzun çalışma saatleri, esnek çalışma, iş kazaları ve iş cinayetleri hayatın birer parçası haline geldi. Zaten kuş kadar olan ücretlerimiz gerçek enflasyon karşısında eriyip gidiyor. Ayın...
  • 11 Kasımda Tarım ve Orman Bakanlığı 11 milyon fidan diktiğini açıkladı. Öncesinde telefonlarımıza gelen mesajlarla, yayılan reklamlarla herkes çevreye bir katkıda bulunmaya, “geleceğe fidan dikmeye” davet edildi. Herkes çevre konusunda duyarlı...