Navigation

Buradasınız

Tek Çıkar Yol İşçi Sınıfının Birliğini Sağlamaktır!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 123
Kardeşler, pek çok açıdan büyük önem taşıyan 24 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Sonuçların açıklanmasının ardından seçime katılan partiler ve adaylar çeşitli değerlendirmeler yapıyorlar. Toplumun ezici çoğunluğu biz işçilerden, yoksul emekçilerden oluşuyor. Seçim sandıklarını büyük oranda biz işçi ve emekçilerin oy pusulaları dolduruyor. Peki, biz işçiler seçimleri neye göre, nasıl değerlendirmeliyiz?

Kardeşler, pek çok açıdan büyük önem taşıyan 24 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Sonuçların açıklanmasının ardından seçime katılan partiler ve adaylar çeşitli değerlendirmeler yapıyorlar. Toplumun ezici çoğunluğu biz işçilerden, yoksul emekçilerden oluşuyor. Seçim sandıklarını büyük oranda biz işçi ve emekçilerin oy pusulaları dolduruyor. Peki, biz işçiler seçimleri neye göre, nasıl değerlendirmeliyiz?

Her şeyden önce şunu vurgulayalım: Farklı partilere oy vermiş olsak da, farklı siyasi görüşlere sahip olduğumuzu düşünsek de aslında bizler tek bir sınıfın, üreten işçi sınıfının parçasıyız. Bizlerle aynı partilere oy veren, bizleri sömüren sermayedarlarla ortak çıkarlarımız yoktur. Ama farklı partilere oy veren işçilerin çıkarları ortaktır. Bu nedenle tüm siyasal ve toplumsal olayları, gelişmeleri olduğu gibi bu seçimleri de kendi sınıfımızın, işçi sınıfının penceresinden bakarak değerlendirmeliyiz.

İşçi sınıfının sırtına yoksulluğun ve aşırı çalışmanın yükünü yıkan, sermaye sınıfınınsa bir dediğini iki etmeyen tek adam rejiminin yalanlarına inanırsak daha çekeceğimiz var demektir. Tek adam rejiminin vaat ettiği “istikrar” “huzur”, refah” işçilerin değil sermayenin istikrarı, huzuru ve refahıdır.

İlk olarak şunu söylemek gerekir ki iktidar uzun zamandır toplumu yapay temellerde kutuplaştıran, kamplaştıran bir siyaset izliyor. Seçim sürecinde yaşananlar; iktidarın işçi ve emekçileri bölüp parçalamayı, toplumu “biz” ve “onlar” şeklinde ayrıştırmayı başardığını bir kez daha ortaya koymuştur. Komşu komşuya, Sünni Aleviye, Türk Kürde, Karadenizli Doğuluya husumet besler hale getirilmiştir. İşte bu yapay kutuplaşmanın yarattığı gerilim seçim sürecine de yansımış ve işçi sınıfının yakıcı sorunları gündeme bile gelmemiştir. Bu sorunların üzeri bir kez daha örtülmüştür.

Bir düşünelim; 16 yıllık AKP-Erdoğan iktidarı döneminde İş Kanununda işçilerin çalışma şartlarını daha da kötüye götüren düzenlemeler oldu. Esnek çalışma, sözleşmeli işçilik, özel istihdam büroları, zorunlu bireysel emeklilik sistemi bu dönemde getirildi. Emeklilik yaşı uzatıldı, emekli aylıkları düşürüldü. Taşeron işçi sayısı birkaç yüz binden 3 milyona çıktı. Son 16 yılda iş kazalarında 20 bini aşkın işçi canından oldu. İş kazalarını engellemek için çıkarılan yasalar patronların isteği üzerine rafa kaldırıldı. İşçilerin tüm grevleri yasaklandı. Sendikalaşan işçilerin işten atılmasına sessiz kalındı, sendikaların altı oyuldu. İşçilerin yasal olarak hakkını aramasını engellemek için zorunlu arabuluculuk sistemi getirildi. Bu durum işçilik maliyetlerini aşağı çekti. Yani işçiler her açıdan kaybetti!

Hangi partiye oy vermiş olursak olalım unutmayalım ki biz işçi sınıfıyız ve bizim sınıfımızın gücü üretmesinden ve birliğinden gelir. Birlik olamayan işçi sınıfı, sermaye sınıfı karşısında güçsüz, haklarını koruyamayan bir işçi sınıfı demektir. Kültür, mezhep, etnik, yaşam biçimi temelinde ayrışmak, bölünmek, kutuplaşmak bizim için en büyük tehlikedir.

Bugün ekonomi daha da kötüye gidiyor ve bu vaziyet giderek gözlerden gizlenemez hale geliyor. Lira dolar karşısında değer kaybediyor. Yüzlerce milyar dolarlık dış borç var ve bu borcun yükü bizim sırtımıza yıkılacak. Geri kalan pek çok şeyin fiyatını belirleyen akaryakıta, soğan-patates gibi temel gıdalara gelen zamlar, fiyatlar rekor kırıyor. Evlere et giremezdi, şimdi soğan, patates de giremez oldu. Emekçilerin kredi kartı borçları ödenemez hale geldi. Taşerona kadro yalanı balon gibi patladı, istihdam seferberlikleri boş çıktı ve işsiz sayısı 6 milyonu buldu. Fabrikalar işten atmalara girişti. Dolaylı vergiler arttı, geçmediğimiz köprülerin, yolların parasını da öder olduk. Geçinebilmek için fazla mesailere kalmak, ek iş yapmak zorunda bırakılıyoruz. Tüm bunları dile getirdiğimizde iktidar “dış güçlerin oyunu” deyip işin içinden çıkıyor. Ama bizim hayatımız daha fazla çekilmez hale gelirken, iktidar ve çevresi lüks içinde yaşamaya devam ediyor.

Biz sınıf ekseninde birleşmek zorundayız. Sermaye sınıfının saldırıları karşısında saflarımızı birleştirmeli, güçlendirmeliyiz.

Öte yandan bu iktidar, grevlerini yasakladığı, kadro hayalleriyle avuttuğu, enflasyona kurban ettiği işçilerin, işsizlerin, yoksulların, kadınların, emeklilerin, kısacası toplumun geniş kesimlerinin olağanüstü koşullara ve çarkı bozuk bu düzene karşı biriken tepkisini açığa vurmasından, bu iktidarı alaşağı etmesinden korkuyor. İşte bu nedenle işçileri, emekçileri susturup sindirebilmek, peşine takabilmek için türlü yalanlar söylemeye devam ediyor. “Beka sorunu” diyerek, “dış güçler” diyerek, “terör ve savaş tehlikesi” diyerek tüm bu yakıcı sorunların üzerine örtü çekiyor. Durmaksızın iç ve dış düşmanlardan bahsederek hedef şaşırtıyor. Yıkıma uğrattığı işçilerin ve emekçilerin öfkesini akıtacağı sahte kanallar yaratarak kendi iktidarını korumaya çalışıyor. Zaten erken seçim dayatmasında bulunarak ön almasının nedeni tam da budur: İktidarını sağlama almak!

Tüm iktidar ipleri tek merkezde toplanmış, demokratik hakları ortadan kaldıran bir tek adam rejimi yaratılmıştır. Gücünü seçim sandıklarından aldığını söyleyen bu iktidar, aslında sırtını OHAL’e ve tek adam rejimine yaslıyor. Toplumu yalanlarla aldatıyor, baskı ile zapturapt altında tutuyor. Sonuç ne olursa olsun bu seçimin demokratik ve adil bir seçim olmayacağı belliydi ve nitekim olmamıştır da! OHAL koşulları altında, her türlü devlet gücünün iktidarın emrinde olduğu, medyanın çok büyük oranda iktidarın sesi haline geldiği, muhalefetin sesinin kısıldığı, cumhurbaşkanı adaylarından birinin cezaevinde tutulduğu, gerçeklerin yerini yalanların aldığı, kısacası tek adam rejiminin her şeyi belirlediği bir ortamda yapılan bir seçim demokratik ve adil olamaz.

Kardeşler, tüm bunların anlamı aslında gayet açıktır: İktidardakiler işçilere, yoksul emekçilere “ne pahasına olursa olsun biz iktidarda kalacağız ve krizin faturasını siz ödeyeceksiniz” diyorlar!

Hatırlayalım! Seçimlerden önce sermaye sınıfına tüm “mağduriyetlerini” nasıl da tek tek ortadan kaldırdıklarını anlatan Erdoğan değil miydi? OHAL’i grevleri yasaklamak için kullandıklarını defalarca söyleyen de o değil miydi? İşçilerin grev hakkının olmadığı yerde işçilerin lehine bir toplu sözleşme imzalanması mümkün olamaz. Patronların dayatmaları ile karşı karşıya kaldığında grev hakkını kullanamayan işçinin ekmeği büyümez, böyle bir durumda demokrasiden, demokratik haklardan da bahsedilemez.

Kardeşler, işçi sınıfının sırtına yoksulluğun ve aşırı çalışmanın yükünü yıkan, sermaye sınıfınınsa bir dediğini iki etmeyen tek adam rejiminin yalanlarına inanırsak daha çekeceğimiz var demektir. Tek adam rejiminin vaat ettiği “istikrar” “huzur”, refah” işçilerin değil sermayenin istikrarı, huzuru ve refahıdır. Bilelim ki “Büyük Türkiye”den kasıt, işçilerin dizginsizce sömürülmesi ve sermayenin büyümesidir.

Hangi partiye oy vermiş olursak olalım unutmayalım ki biz işçi sınıfıyız ve bizim sınıfımızın gücü üretmesinden ve birliğinden gelir. Birlik olamayan işçi sınıfı, sermaye sınıfı karşısında güçsüz, haklarını koruyamayan bir işçi sınıfı demektir. Kültür, mezhep, etnik, yaşam biçimi temelinde ayrışmak, bölünmek, kutuplaşmak bizim için en büyük tehlikedir. Biz sınıf ekseninde birleşmek zorundayız. Sermaye sınıfının saldırıları karşısında saflarımızı birleştirmeli, güçlendirmeliyiz. Yaşadığımız sorunların üstesinden gelmenin tek yolu, işçi sınıfının birliğini sağlamaktır!

26 Haziran 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...
  • Daha doğar doğmaz salgın hastalıklara karşı aşılanırız. Verem, çocuk felci, boğmaca, kızamık, tetanos gibi olası hastalıklar karşısında önleyici sağlık hizmeti almış oluruz. Böylelikle daha baştan mikroplara ve virüslere karşı direnç geliştiren...
  • EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği taleplerini haykırmak için 8 Eylülde Tandoğan Meydanında toplandı. Çeşitli illerden binlerce işçi ve emekçi bir araya gelerek emeklilik hakları için mücadelede kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler...
  • Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey...
  • Enflasyon gibi işsizlik oranları da kasıtlı olarak düşük gösteriliyor. Aslında ekonomik alandaki tüm veriler, toplumun gözünden saklanıyor. Çünkü gerçeğin tam olarak görülmesi istenmiyor. Siyasi iktidar, verilerle oynayarak ve medyayı kullanarak...