Navigation

Buradasınız

Tersine Dünya!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 140
Hikâye bu ya, Hintliler, karanlık bir yere bir fil getirip koymuşlar. Fili görmek için pek çok insan toplanmış. Fakat etraf o kadar karanlıkmış ki fili görmenin imkânı yokmuş. Biri filin kulağına dokunmuş, “bu bir yelpaze” demiş. Diğeri gövdesine dokunmuş, “ne yelpazesi, bu bir taht!” demiş. Bir başkası kuyruğuna denk gelmiş, “hayır” demiş, “halat bu.” Öteki dişine dokunmuş. Heyecanla “bildim” demiş, “bu bir mızrak!” Bir diğeri bacağına dokunmuş, dokunur dokunmaz da “bunu bilmeyecek ne var? Bu bir ağaç” demiş. Hortumuna dokunansa, “hiçbiriniz bilemediniz, bu koca bir yılan!” demiş. Fil aynı fil ama herkes işte böyle farklı tarif etmiş…

Hikâye bu ya, Hintliler, karanlık bir yere bir fil getirip koymuşlar. Fili görmek için pek çok insan toplanmış. Fakat etraf o kadar karanlıkmış ki fili görmenin imkânı yokmuş. Biri filin kulağına dokunmuş, “bu bir yelpaze” demiş. Diğeri gövdesine dokunmuş, “ne yelpazesi, bu bir taht!” demiş. Bir başkası kuyruğuna denk gelmiş, “hayır” demiş, “halat bu.” Öteki dişine dokunmuş. Heyecanla “bildim” demiş, “bu bir mızrak!” Bir diğeri bacağına dokunmuş, dokunur dokunmaz da “bunu bilmeyecek ne var? Bu bir ağaç” demiş. Hortumuna dokunansa, “hiçbiriniz bilemediniz, bu koca bir yılan!” demiş. Fil aynı fil ama herkes işte böyle farklı tarif etmiş…

Ellerinde birer mum olsaydı, bu hikâyedeki insanlar yanılgıya düşmezlerdi elbet. Bazen gerçeğe ulaşmanın yolu işte bu kadar basittir. Ama çoğu kez “filleri” ortaya çıkarmak için mumlar, fenerler, lambalar hatta güneş ışığı bile yetmez. Gözümüzle gördüğümüzü sandığımız, inandığımız şeyler bizi fena halde yanıltır. Meselâ insanlar binlerce yıl boyunca dünyanın bir tepsi gibi düz olduğuna inanmışlar çünkü gördükleri, hissettikleri buymuş. Bazı insanlar aşağı yuvarlanma korkusuyla ufka doğru ilerlemekten bile korkmuş. Ama nihayetinde bilim yoluyla dünyanın yuvarlak olduğu bilgisine ulaşıldı ve insanlığın önünde yeni ufuklar açıldı. Gerçeğin kavranması insanlığı ileriye taşıdı.

İşçi sınıfının büyük önderi ve öğretmeni Marx, tam da bu nedenle “görünen şey gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı” demiştir. Gerçekler ancak her an sorgulamakla, görünenin, bize gösterilenin arkasında ne olduğunu anlamaya çalışmakla aydınlanabilir. Bu yöntem toplumun, yaşamın karmaşık gerçeklerini anlamanın da anahtarıdır. Doğruya giden düz bir yol yoktur. Bugün dünyamıza kapitalist sömürü düzeni hâkim ve gerçekler aynı Hintlilerin fili gibi karanlıkta saklanıyor, dahası ters yüz edilip çarpıtılıyor.

Meselâ işçiler çalışıp üretmeden ne makinelerin ne fabrikaların bir kıymeti vardır. İşçiler çalışıp üretmeden patronlar tek bir kuruş bile kazanamazlar, sermayelerini bir kuruş bile arttıramazlar. Onlar, para kazanmak, kâr etmek, sermayelerini büyütmek için işçi çalıştırmak zorundadırlar, işçilere muhtaçtırlar. Ama onlar bize değil de biz onlara muhtaçmışız gibi göstermezler mi? İşçilere “biz size ekmek veriyoruz, size istihdam sağlıyoruz, sizin için ekmek kapısıyız, biz olmasak aç kalırsınız…” demezler mi? Kendilerini “işveren” olarak adlandırmazlar mı?

Bu pek yüce gönüllü “işverenler”, bizden çok çalışmamızı, çok üretmemizi isterler. Çok çalışırsak çok kazanacağımızı söylerler. Biz işçiler durup dinlenmeden çalışır, üretiriz. Ama ne hikmetse kazanan sadece onlar olur. Onların sermayesi büyüdükçe biz daha da yoksullaşırız. Daha çok kazanmak için bizi yok pahasına çalıştırırlar, molalarımızı kısarlar, iş saatlerini uzatırlar, üretim adetlerimizi arttırırlar, iş güvenliğimiz için gerekli önlemleri bile maliyet sayıp ihmal ederler… Sonra da bu yolla büyüttükleri zenginlikleriyle övünürler! Bu öyle bir zenginliktir ki asla yoksulluğu azaltmaz. Tersine büyütür.

Yaptıkları, yağmanın, hırsızlığın, ahlâksızlığın âlâsıdır ama sahip oldukları zenginlikleri çok çalışarak elde ettikleri yalanını söylemekten utanmazlar. Bakkal dükkânlığından, ayakkabıcı çıraklığından fabrikatörlüğe uzanan hikâyeler uydururlar. Kendilerini pek saygın, pek şerefli, hatta pek hayırsever gösterirler. İşçileri bir vampir gibi sömürür, adeta kanımızı emerler. Ama çirkin yüzlerini, kanlı ellerini gösterişli kıyafetlerinin, ışıltılı takılarının, mevkilerinin, makamlarının arkasına saklarlar. Para onlara tüm kapıları açar, tüm çirkinliklerini örter, tüm suçlarını temizler. Onlar için şan ve şeref satın alır. Onlar zevkusefa içinde yaşayıp giderken açlıktan ölmemek için ekmek çalan bir insan, iki dilim baklava çalan bir çocuk hırsız diye yaftalanır, yıllarca hapiste çürütülür. Yoksul işçi ve emekçiler aşağılanır, hor görülür, yoksulluğun kader olduğuna inandırılır. Adeta fili yelpaze, dünyayı tepsi sanan insanların durumuna düşürülür, yanılgılara sürüklenir.

Kıssadan hissemiz şudur: Haksızı haklı, zalimi mağdur, suçluyu masum, ahlâksızı namuslu, asalağı efendi yapan kapitalizm, dünyayı tersine çeviriyor, çekilmez kılıyor. Bu zulüm düzeni ayakta kalmayı zerre kadar hak etmiyor. Dünyayı olduğu gibi kabul etmeyip değiştirmek üzere el ele verenlerin daha cesur, daha kararlı olması gerekiyor.

26 Kasım 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri zamları, vergi adaletsizliğini, ekonomik krizin faturasının emekçilere çıkartılmasını protesto etmek için Bakırköy’de bir miting gerçekleştirdi. Mitinge DİSK, KESK, emekten yana siyasi partiler, EYT’liler,...
  • Yayınlandığı ilk günden beri işçi sınıfının sesi oldu İşçi Dayanışması. Tarihimizi, haklarımızı, kendi sınıf gerçekliklerimizi buradan öğrendik, öğreniyoruz. Çeşitli işyerlerinden işçiler yaşadıkları haksızlıkları bizimle paylaşıyor, biz de onların...
  • Geçen gün diyanetin internet sitesinde isyan etmemek gerektiğini, maddi ve manevi sıkıntıların kader olduğunu belirten bir cuma hutbesi yayınlandı. İnsanlar, dini değerlerinin bu şekilde kullanılmasına ve hutbede söylenenlere tepki gösterdiler....
  • Fransa’da yüz binlerce işçi Macron hükümetinin emeklilik hakkına yönelik saldırısına karşı genel grevde! 5 Aralıkta başlayan greve öğretmenler, ulaşım işçileri, avukatlar, hastane ve havaalanı çalışanları, temizlik işçileri ve daha pek çok sektörden...
  • Değerli işçi, emekçi dostlarım, merhaba! Ben 3 çocuk büyütüp ev geçindiren işçi bir babayım. 2 öğrenci kızım ve çalışmaya yeni başlayan bir işçi oğlum var. Sistemin yarattığı ekonomik kriz zamanlarında geçinmek hepimiz için çok zor. Bir de yeni...
  • Irak’ta 1 Ekimde başkent Bağdat’ta işsizliğe, yoksulluğa ve yolsuzluklara karşı başlayan eylemler kısa sürede ülke geneline yayılmış, kitlesel protestolara dönüşmüştü. Ekim ayının sonundan itibaren üniversite ve lise öğrencileri de okullara...
  • 186 işyerinden 130 bin işçiyi ilgilendiren metal işkolundaki grup toplu iş sözleşmesi patron örgütü MESS’in dayatmalarıyla tıkandı. Metal patronları, gerçek enflasyonun %30’lar düzeyinde olduğu bir süreçte, hükümetin matematik oyunlarıyla düşük...
  • Ankara’nın Sincan ve Kozan ilçelerinde faaliyet gösteren Bozankaya A.Ş. fabrikasında çalışan 33 işçi, sendikalaştıkları için işten çıkartıldı. DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenen işçiler, Çalışma Bakanlığına yetki başvurusu yapmalarının...
  • Bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. İş cinayetlerinin en çok meydana geldiği işkollarından biridir madencilik. Dünyada bir defada yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği çok sayıda madenci katliamı gerçekleştir. Madenlerde iş güvenliği önlemlerinin...
  • 2020 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başkanlığında gerçekleştirdi. Komisyon, patron örgütleri adına 5 temsilci, devlet adına 5...
  • İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 8 Aralık Pazar günü Bakırköy Pazar Alanında bir miting düzenleyeceğini açıkladı. İstanbul Tabip Odasındaki basın toplantısı; “Yoksulluk… İşsizlik… Pahallılık… Enflasyon… Zamlar… Vergiler… Savaş… Bütçe…...
  • 24 Kasımda “kaza” denilen bir iş cinayeti gerçekleşti. Beylikdüzü Ambarlı Limanında bulunan ve uluslararası kargo taşımacılığı yapan bir işletmede, iş makinesi altında kalan Metin Delibaş adlı işçi, yaşamını yitirdi. Olay vardiya değişimi sırasında...
  • İşçilerin çalışma ve yaşam koşulları her geçen gün zorlaşıyor. Uzun çalışma saatleri, esnek çalışma, iş kazaları ve iş cinayetleri hayatın birer parçası haline geldi. Zaten kuş kadar olan ücretlerimiz gerçek enflasyon karşısında eriyip gidiyor. Ayın...