Navigation

Buradasınız

Unutmayalım, Hatırlayalım, Örgütlenelim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 139 Başyazı
Tarihin derslerini unutmak, insanlığı felakete sürüklüyor. Aslında tarih, insanın en büyük rehberidir. Ama unutmak istemeyen ve bu rehberin izinden gidenler için… Eğer işçi sınıfı ve emekçiler örgütlü değillerse, büyük acılar pahasına öğrendiklerini unuturlar. Sermaye sınıfı ve onların politikacıları ise unutmazlar. Çünkü örgütlüdürler. Unutkanlık işçi sınıfının düşmanıdır; işçi ve emekçileri kendi yolundan çıkartıp sömürücülerin yoluna iter.

İnsanın ne kadar zeki olduğunu vurgulamak için sıkça hayvanlarla kıyaslama yapılır. Evet, insan zekidir, yaşadığı dünyanın farkında ve bilincindedir. Üretir, kendisini ve doğayı değiştirir, dönüştürür. Yaşadığı deneyimleri biriktirir ve tecrübe kazanır. Dolayısıyla geçmişi hatırlar ve geçmişin tecrübeleri ışığında geleceğe doğru yol alır. Kısacası buna tarih bilinci diyoruz. Ama insanlık, geçmişten geleceğe yol alırken, defalarca, arkasında bıraktığını zannettiği noktaya gerisin geri yuvarlanmıştır. Neden? Çünkü unutkanlık, insanın en büyük baş belalarından birisidir. Dilimizde şöyle güzel bir atasözü vardır: Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Yani insan hafızası unutkanlıkla sakatlanmıştır. Zor zamanlardan geçen insanlar, biraz rahata erdiklerinde geçmişte yaşadıklarını unutma eğiliminde olurlar.

Genel olarak unutmak insanın ruh sağlığı için iyidir. Ama her şeyi unutması değil. İnsan, unutmaması gerekeni de unutunca, büyük felaketlere yol açabiliyor. Meselâ savaşlar insanlık için en büyük felakettir. Bugün Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı, şu ana kadar milyonlarca insanın canını aldı. Kentler yıkıldı, milyonlarca insan başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. 3,5 milyon Suriyeli Türkiye’ye göç etti, etmeye de devam ediyor. Yemen ve Suriye’de savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Bu savaştan emekçi insanların hiçbir çıkarı olamaz. Savaşı isteyen ve başlatanlar egemenlerdir. ABD ve Rusya gibi emperyalist güçler, onlarla birlikte bölge ülkeleri Ortadoğu’yu yeniden paylaşmak, petrol ve enerji yataklarından aslan payını kopartmak istiyorlar. Savaş sürdükçe, silah şirketlerinin kârı da katlanıyor, sermayeleri büyüyor.

Sömürücü egemenler, işçi ve emekçilerin gözünde savaşı haklılaştırmak için pis ve kapkaranlık yalanlara başvurmaktan geri durmuyorlar. Milliyetçiliği kışkırtarak ve savaşa karşı çıkan herkesi vatan haini ilan ederek toplumu psikolojik baskı altına alıyorlar.

2003’te ABD Irak’a saldırmadan önce, aylar boyunca kara propaganda yürüttü, dünyayı ayağa kaldırdı. Saddam Hüseyin’in nükleer silahları olduğunu, terör örgütlerini beslediğini ve ABD’yi tehdit ettiğini ileri sürdü. Oysa hepsi yalandı ve şimdi ABD başkanı Trump, bunu açıkça itiraf ediyor. Ama o zamanki ABD yönetimi Amerikan halkını aldatmayı başarmıştı. Eğer işçi ve emekçiler ikna olmasaydı ve karşı çıksalardı, ABD egemenleri bu savaşı başlatamazlardı. Çünkü 1970’lerin başında Amerikan halkı Vietnam savaşına karşı ayağa kalkmış, savaş karşıtı gösteriler tüm ülkeyi sarmıştı. Baskı altında kalan ABD egemenleri, Vietnam savaşını sona erdirmek zorunda kaldılar. Ne var ki aradan yıllar geçti ve Amerikan halkı, ülkeyi yöneten egemenlerin Kore ve Vietnam savaşında nasıl ahlâksızca yalan söylediklerini unuttu. Bu yüzden Irak savaşı için uydurulan yalanlara büyük ölçüde aldandı.

Sömürücü egemenler, işçi ve emekçilerin gözünde savaşı haklılaştırmak için pis ve kapkaranlık yalanlara başvurmaktan geri durmuyorlar. Milliyetçiliği kışkırtarak ve savaşa karşı çıkan herkesi vatan haini ilan ederek toplumu psikolojik baskı altına alıyorlar. İnsanların bilincini felç etmek, tüm düşünce süreçlerini tıkamak, sağduyunun hâkim olmasını engellemek istiyorlar. Tek düşündükleri cüzdanları, makamları, iktidarları ve sermayeleridir ama durmaksızın “vatanın selameti” nutku atıyorlar. Halk milliyetçiliğin etkisinde kalıp galeyana gelince, savaşın ve yıkımın önündeki engeller kalkmış oluyor. Bu açıdan Birinci Dünya Savaşı çarpıcı bir örnektir.

1914’te savaş patlak verdiğinde İngiltere, Fransa ve Rusya bir tarafta; Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu ise diğer tarafta yer almıştı. Bu iki cephe arasındaki savaş milyonlarca insanın canını alırken, yan yana yaşayan halklar bölünüp parçalanacak ve sonu gelmeyen acılar çekilecekti. Savaşa katılan tüm ülkelerin egemenleri, halkı savaş cephelerine sürmek için aynı yalana başvuruyorlardı. Onlara şöyle sesleniyorlardı: “Bu savaş bir vatan savunusudur; medeniyetimizi, özgürlüğümüzü, vatanımızı savunmak namus borcudur. Savaşmazsak yok olacağız, bu kutsal bir savaştır.” Her ülkede milliyetçilik kışkırtıldı, halkların bilinci kin ve nefretle dolduruldu. Ancak kısa zaman sonra, kahramanlık türkülerinin yerini ölüm, yıkım ve açlık aldı.

1914’ten 1918’e kadar süren savaşta tam 18 milyon insan can verdi. Bu savaşta yüz binlerce Osmanlı askeri öldü ve çok daha fazlası yaralandı. O dönem iktidarda olan İttihat Terakki partisinin paşaları, Osmanlı’yı yeniden büyük imparatorluk yapma hayali kuruyorlardı. Ama Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldular; Osmanlı dağıldı ve halklar paramparça oldu. Etkisi günümüze kadar devam eden acı ve travmalar yaşandı. Bu savaştan, yaşanan acı ve kahrı dile getiren nice türkü kaldı. Yemen, Hey On Beşli ya da Çanakkale türküsü bunlardan bir kaçıdır. Fakat ne yazık ki dillerden düşmeyen bu türkülerin büyük bir felaketi anlattığı unutulmuştur.

Egemenler, örgütsüz, unutkan ve tarih bilinci zayıf kitleleri kısa zamanda aldatıp milliyetçi histerinin peşinden sürüklemeyi başarır. Aksi halde, Birinci Dünya Savaşında büyük bir yıkım yaşayan ve acı çeken Alman halkı, dünyayı fethetmeye soyunan faşist Hitler’in peşinden gider miydi? Hitler, Almanya’yı büyük güç yapma vaadiyle halkı peşine taktı. Hitler’e göre Alman halkı üstün bir halktı, imparatorluk geçmişine sahip olan Almanya durdurulamazdı. Alman egemenleri gaz odalarında milyonlarca Yahudi’yi katlederken, ırkçılık ve milliyetçilik zehriyle sarhoş olan Alman halkı, bu katliama gözünü kapatıyordu. Sonuçta İkinci Dünya Savaşında 70 milyon insan ölürken, tek büyüyen kapitalist şirketlerdi. Almanya tam anlamıyla perişan oldu ve halkı uzun yıllar boyunca faşizmi ve Hitler’i desteklemenin utancını yaşadı.

Tarihin derslerini unutmak, insanlığı felakete sürüklüyor. Aslında tarih, insanın en büyük rehberidir. Ama unutmak istemeyen ve bu rehberin izinden gidenler için… Eğer işçi sınıfı ve emekçiler örgütlü değillerse, büyük acılar pahasına öğrendiklerini unuturlar. Sermaye sınıfı ve onların politikacıları ise unutmazlar. Çünkü örgütlüdürler. Unutkanlık işçi sınıfının düşmanıdır; işçi ve emekçileri kendi yolundan çıkartıp sömürücülerin yoluna iter. Egemenlerin oyununa gelen ve milliyetçilik zehrini şerbet niyetine içen işçi; hayat pahalılığının, işsizliğin, yoksulluğun, mezarda emekliliğin sorumlusunu unutur. O halde unutmamak için örgütlenelim, sınıf bilinci kazanalım ve egemenlerin oyununa gelmeyelim.

19 Ekim 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, toplumun korkutulup eve hapsedilmesi… Kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.

UİD-DER Aylık Bülteni