UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Sinsi Timsahlar ve Zorunlu Arabuluculuk Sistemi

Gebze’den bir petrokimya işçisi

Timsahlar kocaman gövdeleri ve azametlerini, en çok da sinsiliklerini kullanarak subaşlarını, dolayısıyla yönetimi ele geçirdiler. Öyle bir düzen kurdular ki; kendileri yan gelip yatacak başkaları onlar için çalışacaktı. Becerikli, maharetli ve çalışkan olan karıncaları çalışmakla görevlendirdiler. Hamam böcekleri de işlerin planlanmasını ve yürütülmesini kontrol ederek karıncaları bu işlerde çalıştırıyorlardı. Kargalar, sinsi timsahların her yeni kanununu, uygulamasını, allayıp pullayıp methederek tüm su havzalarına ve ormana yayıyor, haber böylece sulak alanlara ve ormana yayılıyordu. Bir haksızlık durumunda ise ahali mahkemelere başvurarak hakkını arıyordu. Bu mahkemelerin hâkimleri baykuşlardı ve açılan davaları timsahların koyduğu yasalara göre yürütüp sonucuna karar veriyorlardı.

Küçük karıncalar her sabah erkenden işine gidiyor ve gece yarılarına kadar kan ter içinde çalışıyorlardı. Yani karıncalar durmaksızın çalışıyorlardı, çok üretiyorlardı. Ve bu işleri de keyif içinde yapıyorlardı. Çoklardı, bu nedenle güçlü ve iş tecrübeleri nedeniyle hünerliydiler. Bakanı kendisine hayran bırakacak güzellikte yapıları, köprüleri, evleri, sarayları kısa sürede inşa edip, timsahların kurduğu sistemin hizmetine sunuyorlardı. En güzel yemişleri, en leziz yiyecekleri timsahlar için biriktiriyorlardı. Timsahlar da bu ihtişamlı su kenarına kurulmuş saraylarda, karıncaların emeği olan yemişleri yiyerek semirdikçe semiriyordu. Ama doymak nedir bilmeyen timsahlara bu da bir türlü yetmiyordu. Karıncaları hep daha çok, daha çok çalışmaya zorluyorlardı.

Timsahlar iş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmiyorlardı. Bunun için görevlendirilen hamam böcekleri timsahlar adına karıncaların üzerinde baskı kurarak daha çok çalıştırıyor, üretimi hep artırıyor, hep artırıyorlardı. Karıncaların çalıştığı saatler artık tam olarak ölçülemiyordu. Günlük 12 saat, 16 saate varan çalışma süreleri olabiliyordu. Ağır ve tempolu çalışma koşulları yüzünden iş kazalarına ve meslek hastalıklarına yakalanıyorlardı. Üstelik zavallı karıncalara kendilerinin ve ailelerinin bir aylık geçimini karşılayabilmesi için, asgari erzak indirimi de içinde olmak üzere yiyecek ödeniyordu. Bu erzak ormanda dört kişilik bir karınca ailesinin karnının doyması için gerekli olan miktarın çok altındaydı. Yani bütün yemişleri yetiştiren, toplayan, bütün güzellikleri yaratan karıncalar kendileri yokluk ve sefalet hatta açlık çekiyorlardı. Her türlü haksızlığa uğrayabiliyorlardı. Bazen ödeneklerini dahi alamıyor, bazen de timsahlar tarafından haksız yere ormandan kovulabiliyorlardı.

Haksızlığa uğrayan karıncalar, haklarını arayabilmek için kanunları uygulamakla görevli mahkemelere dava açıyorlardı. Baykuşlar, karıncaların açtığı bu davalarda kimi zaman karıncalar lehinde karar veriyor, timsahları haksızlığa uğrayan karıncalara tazminat ödemekle cezalandırıyorlardı. Günler geçtikçe bu mahkemelerde hakkını arayan karıncalar çoğalıyordu. Baykuşlar onca davaya yetişemez hale gelmişti.

Her türlü krizi fırsata dönüştürmede uzmanlaşmış sinsi timsahlar, karıncaların haklarını geriletmek ve uyguladıkları zulme rağmen avantajlı konumlarını korumak için sinsi bir plan yapmaya giriştiler. Timsahlar, karıncaların mahkemeye gitmeden önce arabuluculara müracaat etmelerini zorunlu kılan “yeni” bir sistem uydurmuşlar. Afili bir isim buldukları yasaya “Zorunlu Arabuluculuk Sistemi” demişler. Ardından kargaları ormanın her tarafına giderek bu yeni sistemi duyurmak ve anlatmakla görevlendirmişler. Bet sesli kargalar bir ağaçtan diğer ağaca, o daldan bu dala konup ötüp durmuşlar. Sahiplerinin, timsah efendilerin yeni sistemini allayıp pullayıp ormanın her tarafında ballandıra ballandıra anlatmışlar. Güya mahkemelerden önce bu sistem devreye girerek üç hafta gibi bir sürede tarafları anlaştırıp mahkemelerin işini kolaylaştıracakmış. Hem de uzun süren davaları bekleme gücü olmayan karıncaların da bir an önce haklarını almaları sağlanacakmış. Kargalar ötüp durmuş, sesleri her yerde yankılanmış. Ormanda duymayan kalmamış. O kadar çok ötmüşler ki duyan herkes inanmış, “bu çok güzel bir sistem” diye düşünmüşler.

Onca karganın cayır cayır, gak guk etmesinin ardında bir bit yeniği olduğunu düşünenler de olmuş. Bu işin aslının kargaların şişirdiği gibi olmadığı yavaş yavaş belli olmuş. Zorunlu arabuluculuk sisteminde pazarlığın karıncalara verilen istihkaktan başlayacağı duyulmuş. Üstelik timsahlar bu sistemde arabuluculuk görevini o meşhur tilkilere vermiş. Tilkinin ne kadar hilekâr ve kurnaz olduğunu bilirsiniz. Karışık işleri halletmekte de uzmandırlar. Örgütsüz ve dağınık ama çalışkan karıncaları kolayca kandırabilecek bir sürü oyun ve hile bilirler. Arabulucu tilkiler haksızlığa uğradığını iddia edenleri uzlaştırmak, barıştırmak için, tarafları görüşmeye çağıracak ve işi hızlıca halletme yoluna gidecekmiş. Karınca kardeşlerimizden biri yaşadığı bir arabuluculuk vakasını bize şöyle anlatıyor, arabulucu tilki şöyle konuşmuş:

“Bak karınca kardeşim şimdi bu timsahlar kocaman hayvanlar, sen minnacık bedeninle onlarla nasıl baş edeceksin. Seni ezer bunlar, uzatma ben uzlaştırayım sizi. Hem bilmiyor musun? Mahkemeler aylar, yıllar sürüyor. Sen gariban bir karıncasın, nasıl dayanırsın? Ailene, çoluk çocuklarına geçim sağlaman lazım. En az iki yıl sürer bu mahkeme. Gel anlaş, sana da üç beş bir şey verelim. Aylarca bekleyeceksin o zaman alacağın para pul olacak. Şimdi alırsan az da olsa ailen mağdur olmaktan kurtulur, sen de rahatlarsın, önüne bakarsın. Hem unutma, mahkeme senin aleyhine de sonuçlanabilir. Aklını kullan şimdi, timsahtan ne koparırsan kârdır. Yanlış anlama, ben tamamen senin iyiliğin için söylüyorum, senden yanayım.”

Örgütsüz olmanın getirdiği bilinçsizlik ve yalnız başınalığın verdiği çaresizlik bir araya gelince, zavallı karıncaların gözüne ve zihnine karanlık bir perde düşermiş sanki. Doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan ayırt edemez olmuşlar. Oynanan bu hileyi göremez ve bu sistemin adil olmayan bir sistem olduğunu, güçlü ile zayıfın arasının bulunmaya çalışıldığını, bunu yaparken de mağdur olanın taviz vermeye zorlandığını anlayamazmış. Sonunda da tilkinin hükmüne razı olup eline geçen bir avuç buğdayla davasından vazgeçermiş.

Ne diyelim hikâye böyle devam eder gider. Kıssadan hisse; eğer örgütlü olsaydı karıncalar, kolayca kandırılıp haklı davalarından vazgeçmezlerdi. Hatta hakları için birleşip, bir araya gelerek alttan alta oyup o sarayları, tahtını da, tacını da, sistemini de, düzenini de timsahların başına yıkabilirdi. O güzel günleri görmek ümidiyle kalın sağlıcakla, sevgili karınca kardeşlerim.

19 Aralık 2017


...önceki
Bu Nasıl Gemi?




Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this