Navigation

Buradasınız

Direnişçi İşçiler Sendikal Hakları Değerlendiriyor

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 115

Türkiye’de her işçinin sendikalı olma hakkı var. Ancak bu hak kâğıt üzerinde kalıyor. Çünkü patronlar, işçiler birlik olmasınlar, haklarını topluca aramasınlar diye sendikalı olan işçileri derhal işten atıyor. AKP hükümeti de işçilerin önüne türlü zorluklar çıkartıyor ve patronları destekliyor. OHAL’i işçi grevlerini yasaklamak için kullanıyor. Gerçek bu olduğu için, Başbakan Binali Yıldırım’ın işçilere “sendikalaşmaktan ve örgütlenmekten korkmayın” demesi göz boyamadan öteye geçmiyor. Yıldırım bu sözleri, 2-5 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 10. Avrupa Bölge Toplantısında söyledi. Ülkenin imajını düzeltmek için söylemek zorunda kaldı. Çünkü davetli 51 ülkeden sadece 4 ülkenin işçi konfederasyonu toplantıya katıldı. Diğer işçi konfederasyonlarının ezici çoğunluğu, Türkiye’de işçi haklarına ve sendikal haklara yönelik ciddi saldırılar olduğu için toplantıyı boykot ettiler.

İşçi Dayanışması olarak konunun muhataplarıyla konuştuk. Sendikalaştıkları için işten atılan, baskı altına alınan Avcılar Belediyesi, DHL Express, Kod-A, ve Akkim direnişçi işçileriyle sendikal haklar konusunda bir röportaj gerçekleştirdik.

ILO toplantısında sendikaların boykotunu ve Başbakanın ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

DHL Express işçisi: Sendika dediğimiz bir işçi örgütü! Devlet tarafından yürütülen yanlış politikalara ilk tepki her zaman örgütlü kesimlerden gelir. Sendikaların buradaki tavrını çok doğru buluyorum. Yapılması gereken buydu. Başbakanın açıklamalarının ise gündelik hayatta bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Biz sendikalaştığımız için işten atıldık ve direnişimiz 3 ayı geride bıraktı. Şu an işyerinde çalışan arkadaşlarımızın çekindiğini, korktuğunu biliyoruz. Aynı şeyin onların da başına gelmesinden korkuyorlar. Ayrıca polisin şirketten yana tavır takındığını görüyorlar. Bu sözler yerine daha somut adımlar atılıyor olması lazım. Örneğin OHAL’i kaldırsalar da biz burada polis ile karşı karşıya gelmesek. İnsanlar Türkiye’de polisten korkuyor, çekiniyor. Neler yaşandığını televizyonlardan görüyoruz.

Akkim işçisi:: Bence sendikalar toplantıyı boykot etmekle en doğrusunu yaptılar. Biz Türk-İş’e bağlı bir sendikada örgütlüyüz, konfederasyonumuzun katılmasını da doğru bulmadık. Bu toplantının Türkiye’de yapılması da Başbakanın sözleri de samimi değil. Sendikalaşın dedi ama sendikalaşmanın önünü kapatıyorlar, bu sözler boş, lafta kalıyor. Hak istemek, sendikalı olmak, örgütlenmek terörist olmakla eş tutuluyor. Bence devletin bütün kurumları patronlar için, üst tabaka için, zenginler için çalışıyor. Böyle köle olmaya devam etmemizi istiyorlar. İşçi bir şey duymasın, görmesin, sesini çıkarmasın istiyorlar. Kimse hakkını aramasın ki kölelik düzenini devam ettirelim diyorlar.

Kod-A işçisi: Sendikaların boykotunu doğru buluyorum. İşçilerin bu konuda ortak bir tutum alması çok anlamlı… Zaten biz de DİSK olarak toplantıyı boykot ettik. Başbakanın sendikalı olmak serbesttir, herkes bu konuda özgür, örgütlenin demesine rağmen baskılar devam ediyor. Mücadeleci sendikalara karşı zulüm devam ediyor. Devlet yandaşı sendikalar var, başbakan bunları kast ediyor. Sendikalaşın derken kendi sendikalarına üye olsunlar diyor, bu kesin. Bu sendikalar işçilerin çıkarlarını savunmuyorlar.

Avcılar Belediyesi işçisi: Biz sendikamızın şubesinde bu konuyu tartıştık, tartışmanın sonunda da bir karar aldık. Konfederasyonumuz toplantıya katıldı fakat biz boykot edip katılmadık. Örgütlenmenin önünde hiçbir engel yok diyen hükümet, herkes sendikalı olsun diyen hükümet aslında işçileri kendi istediği sendikalarda örgütleme çabasındadır. Biz bu sendikaları sarı sendika olarak nitelendiriyoruz. Biz onların gösterdiği değil kendi istediğimiz sendikalara üye olmak istiyoruz. Patronların hakkını savunan sendikalara değil bizim hakkımızı savunacağını düşündüğümüz sendikaları istiyoruz. Ama burada her zaman bir engele takılıyoruz.

Türkiye’de sendikal örgütlenmenin önünde ne gibi engeller var, siz neler yaşadınız?

Akkim: Türkiye’de sendikalı çalışma hakkı tanınmış işçilere ama patronlar bunun önünü kesiyor. Üstelik bunu devlet de biliyor. Sendikalı olduğumuz için işten atılıyoruz, mahkemeler uzadıkça uzuyor. 3 sene-5 sene süren mahkemeler olunca işveren de işyeri içini tamamen sendikalı işçilerden boşaltıyor. Kardeşim hiç olmazsa Çalışma Bakanlığı sendikaya yetkiyi verdikten sonra bunun arkasında dursun. Zaten sendika başvuru yaptığında bir çalışma, inceleme yapıyor. Bu işyerinin mesela %51’i sendika üyesi diye onay veriyor. Zaten onay verdiğin bir şeye neden itiraz yolu açıyorsun, işçiyi 3-5 sene mahkemelerde koşturtuyorsun ve patrona saldırmak için zaman veriyorsun. Ayrıca bir de OHAL meselesi var. Cumhurbaşkanını dedi ki; “ben OHAL’i grevleri yasaklamak için kullanıyorum, işyerinde sorununuz olmasın diye.” İşçi grev yapamıyor, basın açıklaması yapamıyor, bir araya gelemiyor, peki neden? Gerekçe OHAL var! Sen diyorsun ki sendikalaşın. İşte biz sendikalaştık ve hakkımızı istiyoruz, eylem yapmak için bir araya geldiğimizde polis bize engel çıkartıyor, OHAL var diye. Bu nasıl olacak? Hem öyle diyorlar, hem önümüzü kesiyorlar. Göz boyuyorlar, hep insanları kandırmaya çalışıyorlar. Ben AKP’ye oy verdim son seçimde. Ama artık vermeyeceğim, çevremi de ikna edeceğim onlar da vermesinler diye. Neden? Çünkü her şeyi işçiye karşı, hep zenginleri düşünüyorlar. İşçiye ne var, hiçbir şey yok!

Avcılar Belediyesi işçisi: Bir kamu kurumunda örgütlenmek fabrikada örgütlenmekten daha kolaydır. Ama kamu kurumunda çalışmamıza rağmen üç yüz işçi arkadaşımız sendikaya üye olduğu gerekçesiyle işten çıkarıldı. Burada sendikal örgütlülüğümüze saygı duyulmadı, işten atma saldırısıyla karşılık verildi. En basitinden bizim işyerinde yaşadığımız bu örneğin benzeri Türkiye’nin her bölgesinde yıllardır tekrar ediyor. Geçmiş yıllara oranla sendikalaşma sayısında ciddi bir azalma var. 1970’lerde sendikal örgütlenme oranı oldukça yüksekti, bugün bu oran bir hayli azalmış durumda. Örgütlülüğe vurulan darbeyi ve örgütlülüğün önünde duran engelleri bu oranları karşılaştırdığımızda bile rahatlıkla görebiliriz.

DHL Express işçisi: Bize göre OHAL başlı başına bir engel. İşverenlerin hepsi sendikal örgütlenme karşısında aynı tepkileri veriyorlar. Bizim burada olduğu gibi yaptıkları ilk şey işten atma saldırılarıyla bizleri yıldırmaya çalışıyorlar. Sendikaların da bu saldırılara karşı birlikte hareket etmesi gerekiyor. Türkiye’de sendikaların gelişmediğini biliyoruz. İşçiler sendikalara güvenip örgütlenemiyor. Sendikaların ortak olarak daha ses getiren eylemler yapmalarından yanayım. Biz bir direniş alanındayız. Sendikaların burayı daha sık ziyaret ediyor olmaları lazım. İşverenin bunu görüyor olması lazım. İşverenin daha huzursuz olması, bu kadar rahat hareket edememesi lazım!

Kod-A işçisi: Devletin işverene baskı yapmamasından dolayı kendilerini çok rahat hissediyorlar. Sendikalaşmak senin ne haddine diye düşünüyor ve çok rahat işçi çıkartmaya başlıyorlar. İçeride ise baskıların şiddeti artıyor. Devlet işverene müdahale etmiyor, sanki ediyormuş gibi göstermelik davranıyor. Asıl sorun da burada; söz var icraat yok. İnsanlar artık bunlara kanmasınlar. İşçi sınıfı Türkiye’de eziliyor. Bu bir gerçektir.

Akkim işçisi:: Bir örnek aklıma geldi onu anlatayım. Geçen gün ses aracı getirdik direniş alanına. İçerdeki arkadaşlarımız yemeğe, çaya çıktıkları zaman müzik açıyoruz. Bir baktık bahçedeki müdürler telefonlara sarıldılar. Şaşırdık ve merak ettik acaba kimi arıyorlar diye. İnanır mısınız o gün 10-12 kere polis geldi. “Müziği kapatın, çevre rahatsız oluyor” dediler. Bilmeyenler için söyleyeyim; bizim orada rahatsız edilecek bir çevre yok, Akkim o bölgedeki tek fabrika. Çevresinde birkaç küçük depo ve bomboş araziler var. Yani bırakalım sendikayı, müziğe bile tahammül edemiyorlar ki!

İşçi Dayanışması aracılığıyla neler söylemek istersiniz?

Avcılar Belediyesi işçisi: Sizin aracılığınızla işçilere bütün yürekliliğimizle söylüyoruz; örgütlenmekten korkmasınlar. Örgütlenmek aslında en kutsal değerlerimizden bir tanesidir.

DHL Express işçisi: Dikkat edelim patronlar ne kadar net tavır sergiliyorlar. İşçilerin tavrının da net olması lazım! Tüm işçilerin sendikalarda ve işçi örgütlerinde örgütlenmesi gerekiyor.

Akkim: Biz işçiler birlik olmadığımız sürece boşa kürek sallarız. Yine işverenlerin, zenginlerin dedikleri olur. Bu yüzden önce işçilerin ve sendikaların kenetlenmesi gerekiyor.

Kod-A: İşçi sınıfının ezilmemesini istiyorsak, birlik olup ses getirmemiz lazım. Biz birlik olursak kimse bizi yıkamaz. Bizlerin birbirinden haberdar olmasını sağlayan işçi basını, işçilerin arasında bağ kurulmasına katkı sağlıyor. Sizlere de çok teşekkür ediyoruz.

25 Ekim 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni