Navigation

Buradasınız

Emekçi Kadının Kariyeri, Mücadelesidir!

Mart 2015, No: 84

Her yerde duyarız “kadın olmak çok zor bu dünyada” diye. Bir kadın işçi olarak söylüyorum: Evet doğru, patronların hüküm sürdüğü bir dünyada kadın olmak çok zor. Nasıl zor olmasın ki? Koşturmacayla başlar her günümüz. Sabahın kör karanlığında kalkacaksın, çocuk varsa çocukların kahvaltısı, okul hazırlıkları derken, günün ilk ışıklarıyla başlayacak maraton. Sabah sabah yorgun bir bedenle evini arkanda bırakacak ve düşeceksin fabrika yollarına. Hele bir de servisin yoksa yandın. Dikil ayakta varacağın yere kadar. Hınca hınç dolu belediye otobüslerinde, tutunacak bir yer arayacaksın, düşmeden nasıl giderim işe diye. Saatinde ulaşabildiysen işe iyi. Ustabaşından ya da vardiya amirinden paparayı yemeden yorgun bir bedenle başlayacaksın işe. Buradaki maraton, patronunu daha zengin etmek içindir. Eh… Aybaşı geldiğinde sana da bir kırıntı düşecek elbet. Karnın doyacak ve onların tezgâhlarında ömür tüketmeye yetecek kadar bir yaşam harcı. Artık 8 mi, 10 mu, 12 saat mi çalışacaksın bilinmez. Yasa masa hak getire. Yasa dediğin, patronun iki dudağından çıkan sözden ibaret. Kim takar haftalık çalışma saatini? Kal dediler mi kalacaksın ve çalışacaksın. Çünkü senin varlığının temel nedeni onlar için budur. İşçisin, çalışacaksın ve patronunun ihtişamlı yaşamı için kâr üreteceksin.

Ne kadar takatin kaldı bilmem ama mesai bitiminde artık “özgürsün”. Ne kadar zamanın kaldıysa, cebinde ne kadar paran var ise istediğini yapabilirsin artık. Yapabilir miyiz? Mümkün mü? 12 saatlik çalışmanın ardından, yolda geçen zamanı da eklersek ne kalıyor ki geriye? Bir de asgari ücretten kira, faturalar derken cepte para kalmış mıdır dışarıda vakit geçirmek için? Sen hiç hayal kurma, eve gitmekten başka bir şansın yok ki. Evde daha yapılacak işler var. Akşam yemeği, ev işleri, çoluk çocuk seni bekler. Hem sen “kariyer” sahibi bir kadınsın. Ne diyor bu düzenin temsilcisi olan AKP iktidarının sözcüleri: “Annelik en büyük kariyerdir!”

Şu satırları yazarken bile yoruldum anlattıklarımdan. Yazdıkça da öfkem bir kat daha arttı. Oysaki yazdıklarım sadece küçük bir kısmı yaşadıklarımızın. Her kadın bilir ki bunun kat be kat fazlasını yaşıyoruz. 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken bir kez daha öfkelendim bu düzenin efendilerine, medyasına, ikiyüzlülüklerine. “Kadınlar Günü”ymüş! “Hangi kadın?” diye sorarız biz mücadeleci işçi kadınlar? Yaşadıklarımızın zerrece bir benzerliği yokken, patronlar sınıfının kadınlarıyla bizleri nasıl da aynı kefeye koyup bilinçlerimizi bulandırıyorlar. Hangi burjuva kadın bizler gibi sabahın köründe kalkıp, akşamın kör karanlıklarında, ağzı bir karış açık geliyor evine? Gelse gelse eğlenceden gelirler... Ya da hangisi işe giderken “acaba bugün çocuğumu kime bıraksam” diye düşünüyor? Hangisi akşam evde boş buzdolabının önüne geçip kara kara düşünerek “bu gün ne pişirsem acaba” diye düşünüyor? “Çocuğum işsiz kaldı, eşim işten çıkarıldı” diye kahırlanan bir burjuva kadın gördünüz mü? Gittiğimiz hastanelerde, saatlerce muayene olmayı bekleyen, kuyruklarda sersefil olan bir burjuva kadın göreniniz oldu mu? Ya da cam silerken düşerek ölen, ya da iş kazasında evladını kaybeden? Saymakla bitmez…

Düzenin cambazları, ekranlarda karşımıza geçip, utanmadan emekçi kadınların yaşadıkları sorunları sanki sermaye sınıfının kadınları da yaşıyormuş gibi, bütün kadınları aynı kefeye koyuyorlar. Öfkem bundandır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü sahiplenmem bundandır. Bu günü yaratan dokuma işçisi kadınlar, daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için mücadele ettiler, bizlere de bu mücadeleyi miras bıraktılar. Emekçi sınıfın kadınları, bu mirasa sahip çıkmalıdırlar.

İşçi Dayanışması’nın 83. sayısında yazdığı gibi: “Emekçi kadınların doğuracağı çocuklar için mütevazı düşleri, ümitleri var. Evlatları mutlu ve huzurlu olsun, işsiz kalmasın, yoksulluk yüzü görmesin istiyor emekçi kadınlar.” Bundan daha güzel, daha onurlu bir kariyer olabilir mi? Emekçi kadınlarımızı birlikte mücadele etmeye, çocuklarımıza savaşsız, sömürüsüz bir dünya bırakmak için mücadeleyi birlikte büyütmeye davet ediyorum. Biz UİD-DER’li mücadeleci kadınlar biliyoruz ki, emekçi kadınlar mücadeleye katılmalı ki, özlem duyduğumuz dünyayı, kadınıyla erkeğiyle inşa edebilelim.

Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!

28 Şubat 2015

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...