Navigation

Buradasınız

Hendek’ten Sonra: İş Güvenliği Uzmanları Gerçekten Sorumlu mu?

Sakarya Hendek’te bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaşamını yitirmiş, 126 işçi de yaralanmıştı. Olayın ardından gerçek sorumlular yerine fabrikada çalışan mühendis, ustabaşı ve iş güvenliği uzmanı tutuklandı. Tepkilerden sonra patronlardan Yaşar Coşkun tutuklandı. Yaşar Coşkun, savcılıkta verdiği ifadede büyük bir ikiyüzlülükle fabrikaya doğru düzgün gitmediğini, asıl sorumluların kimya mühendisi, iş güvenliği uzmanı ve işçiler olduğunu söyledi. Elbette bu ifadeler şaşırtıcı değil. Tüm iş cinayetlerinde patronlar benzer açıklamalar yapıyorlar. Bir mühendis bulup fabrika müdürü/işveren vekili yapıyorlar, tüm sorumluluğu o mühendisin üstüne atıyorlar. İş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu olduğu için iş güvenliği uzmanı çalıştırmak zorunda kalıyorlar.

Sakarya Hendek’te bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaşamını yitirmiş, 126 işçi de yaralanmıştı. Olayın ardından gerçek sorumlular yerine fabrikada çalışan mühendis, ustabaşı ve iş güvenliği uzmanı tutuklandı. Tepkilerden sonra patronlardan Yaşar Coşkun tutuklandı. Yaşar Coşkun, savcılıkta verdiği ifadede büyük bir ikiyüzlülükle fabrikaya doğru düzgün gitmediğini, asıl sorumluların kimya mühendisi, iş güvenliği uzmanı ve işçiler olduğunu söyledi. Elbette bu ifadeler şaşırtıcı değil. Tüm iş cinayetlerinde patronlar benzer açıklamalar yapıyorlar. Bir mühendis bulup fabrika müdürü/işveren vekili yapıyorlar, tüm sorumluluğu o mühendisin üstüne atıyorlar. İş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu olduğu için iş güvenliği uzmanı çalıştırmak zorunda kalıyorlar. Çoğu zaman iş güvenliği uzmanına verilen parayı boşa verilmiş bir para, maliyeti arttıran bir unsur olarak düşünüyorlar. Uzmanın alınması gerektiğini söylediği önlemlerin birçoğunu almıyorlar. Çünkü iş güvenliği önlemlerini de gereksiz masraf, maliyet görüyor patronlar.

6 yıldır iş güvenliği uzmanı olarak çalışıyorum. Kısmi zamanlı olarak birçok işyerinde görev yaptım. Bizler bağımsız denetmenler gibi çalışamadığımız için söylediklerimizi patronlar hiçbir zaman dinlemiyorlar. Bu süreçte zorluklar yaşadığım birçok fabrika oldu. Bunlardan birkaç tanesini örnek olarak anlatmak istiyorum. Biz uzmanlara patronların nasıl baktığını daha net anlayabilirsiniz. Daha önce gittiğim fabrikalardan biri demir döküm fabrikasıydı. Bu fabrika ilkel çağlardan kalmış gibi görünen bir yerdi. Her yerden alevler çıkıyordu. Kumdan kalıplar yapıldığı için fabrikada her yer kum ve toz içindeydi. Burada tüm işçilerin pnömokonyoz olabileceğini, bir an önce önlem alınması gerektiğini, bu şekilde bu fabrikanın çalışmaması gerektiğini söyledim patronlara. Eğitimde işçilere de benzer durumları anlattım. O gün peşimden OSGB’yi (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimlerinin çalıştığı işyerleri) arayarak benim patronumla görüşmüşler. “Biz bu uzmanı istemiyoruz, bize başka uzman gönderin” demişler. Beni o fabrikadaki görevden aldılar başka bir uzman arkadaş görevlendirdiler.

Başka bir fabrika denetiminde yüksekte çalışan işçiler vardı. İşi durdurdum, işçileri yüksekten indirdim, o sırada hemen patron yanıma geldi. “Sen ne yapıyorsun, biz bu işi yıllardır bu şekilde yapıyoruz, sen kim oluyorsun da işi durduruyorsun” gibi cümleler kurdu ve beni çalışma sahasından uzaklaştırdı. Benim durdurduğum işi hiçbir önlem almadan tekrar başlattı. Burada iş güvenliği uzmanı olarak yapabilecek hiçbir şeyim yoktu. Yasal olarak bizlerin iş durdurma yetkileri de bulunmamaktadır. Kendi inisiyatifimizle bu tür işlemler yapıyoruz fakat düzeltebildiğimiz yer çok az. Bu fabrika için yapabileceğim tek şey vardı, o da fabrikayı Bakanlığa bildirmek. Fabrikayı 2 kere Bakanlığa bildirdim. Uzun bir aradan sonra fabrikaya müfettişler geldi. Gelen müfettişler fabrikada doğru düzgün hiçbir önlem aldıramadılar. Çünkü para cezası dışında patronlara kesilebilecek bir ceza bulunmamaktadır. O fabrikaya da komik bir rakamda ceza kesildi. Patron önlem almak isteseydi yapacağı masraf ödediği cezanın belki de 10 katı olacaktı. Bu durum patronun işine gelmediği için cezayı ödedi, aynı şekilde hiçbir önlem almadan fabrikada çalışmaya devam etti.

İş güvenliği uzmanı olarak alınması gereken önlemleri veya tespit ettiğimiz uygunsuzlukları noter onaylı “iş güvenliği öneri tespit defterleri”ne yazmamız gerekiyor. Birçok işyerinde bu defter patronun kasasında kilitli olarak duruyor. Bir şey yazmak isterseniz patrondan izin almanız, defteri istemeniz gerekiyor. Defteri alabilsek bile önce yazacaklarımız hakkında bilgi alıyorlar. İşlerine gelmeyen hususları yazdırmıyorlar. Üstüne utanmaz bir şekilde “siz deftere yazıp sorumluluktan yırtmak istiyorsunuz, sorumluluğu bizim üstümüze atmak istiyorsunuz, yok öyle bir şey” diyerek deftere bir şey yazdırmak istemiyorlar. Sanki işyerleri bize ait! Her önlemi masraf diyerek engelliyorlar üstüne de bizim sorumluluk almamızı istiyorlar.

Başka bir fabrikada deftere tespit ettiğim eksiklikleri yazdım. Patrona defteri götürdüm, imza atmasını istedim. Yasal olarak patron imza atmasa da deftere yazılanları tebliğ etmiş sayılıyoruz. Defteri okudu, bunu imzalamayacağını söyledi. Peşinden “sizin paranızı ben veriyorum, siz gelmiş benim aleyhime olan durumları deftere yazıyorsunuz” diyerek yine beni OSGB’deki patronuma şikâyet etti. OSGB’deki patronum beni yanına çağırarak “neden her şeyi deftere yazıyorsunuz, sözlü söyleyin yaparlar zaten. Her şeyi deftere yazdığınızda sorun yaşıyoruz, bizimle çalışmak istemiyorlar” dedi. Bu arada patronumuz da bir iş güvenliği uzmanı ve bal gibi de biliyor yasal olarak bizim deftere yazmaktan başka şansımızın olmadığını. Ben de “benim yapabilecek bir şeyim yok, deftere yazmam gerekiyor, yazdıklarımızı yaparlarsa deftere yapıldı diye de yazarız. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki deftere yazmadıklarımızdan bizler sorumlu tutuluyoruz” dedim. Yine sorun çıkartan işyerindeki görevimden alınıp başka işyerlerinde görevlendirildim.

En ucuz önlem olan kişisel koruyucu donanım aldırmak istiyorsunuz, en ucuzundan en kalitesizinden alıp işçilere dağıtıyorlar. Gittiğim birçok işyerinde tek kullanımlık kulaklık ve maskeleri işçilere haftalık veya aylık veriyorlar. Oysaki onlar tek kullanımlık veya bir gün kullanım için uygun. Diğer günlerde hiçbir koruyuculuk özelliği kalmıyor. Bu konu ile ilgili bir şey söylediğimizde hemen çok masraflı oluyorsunuz diyorlar.

Sakarya-Hendek’te yaşanan patlamanın ardından patronun verdiği ifadelere baktığımızda bizlerin sürekli yaşadığı sorunları görüyoruz. Hendek’te yaşanan patlamada çalışan işçilerin yanlarında fazla patlayıcı malzeme olduğu söylenmişti, patron ise mevzuat gereği bulundurması gerektiği kadar malzeme bulundurduklarını öne sürüyor. Bakın ifadesinde ne diyor:“Bunun, belirlenmesinin sorumluları ise kimya mühendisleri ve iş güvenliği uzmanıdır. Uyarılara rağmen işçiler fazla malzeme getirmeye devam ediyorsa işçiler de sorumludur. Bunun kontrolü ve sorumluluğu bende değildir. Bu hususta iş güvenliği ve sorumlu müdür deftere yazmış ise de bana iletmemiştir.

“Ayrıca defter önüme gelmemiştir. Gelseydi zaten imzam olurdu. Yapılan iş güvenliği toplantısına en son 4-5 sene kadar önce katılmıştım. Bundan sonra toplantılara katılmadım çünkü fabrikanın işveren vekili Asiye Hanım’dır. İmza yetkisi ondadır. MÜSİAD Başkanı olduğum için çok yoğunum. Yaklaşık 3-4 yıldır fabrikaya nadiren gelirim. İş güvenliği uzmanı Aslı Bozkurt’un tespitleri varsa çalışmaya neden devam etti ya da neden durumu deftere yazmadı? Çalıştığı sürece de bana herhangi bir eksiklik bildirmemiştir. Ayrıca fabrikada yılda 3-4 denetim yapılırdı. Kesinlikle bize denetimden önce haber gelmezdi.”

İfadeleri okuduğumuzda deftere yazılmadığını söylüyor. Acaba iş güvenliği defteri nerede? Uzman bu deftere ulaşabiliyor muydu? Bu durumu fabrikanın iş güvenliği uzmanı ifadesinde anlatmıştı. Söylediklerinin hiçbirinin yapılmadığından, deftere tespitleri yazdırmadıklarından bahsetmişti. Patron fabrikayı yönetmiyormuş, bütün kararları mühendisler ve yetkilendirdiği kişiler alıyormuş gibi ifade vermiş, düpedüz yalan ifadedir. Hangi işyerinde patrondan habersiz önlem aldırılabilir?

Önlem almak demek para harcamak demek, iş güvenliği önlemlerini masraf olarak gören patronlar hiçbir işyerinde bu önlemler için para harcamak istemiyorlar. O yüzden de her yıl 2000’den fazla işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor. Bu durumu düzeltebilecek tek durum işçilerin örgütlü hareket etmesidir. İş kazalarında ölmemek için örgütlenmekten başka çaremiz yok.

11 Temmuz 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...

UİD-DER Aylık Bülteni