Navigation

Buradasınız

Zengin Olan Neden “Şehit” Olmaz?

Eylül 2015, No:90
Hayatını kaybeden askerin annesi Cennet Özata, oğlunu ne zor şartlarda büyüttüğünü, ne kadar yoksul olduklarını anlatırken yanındaki görevli kadın astsubay, “Teyzem bilmem mi? Zengin olan asker olur mu? Olmaz. Zengin olan asker de olmaz, şehit de olmaz” demişti.

Hayatını kaybeden askerin annesi Cennet Özata, oğlunu ne zor şartlarda büyüttüğünü, ne kadar yoksul olduklarını anlatırken yanındaki görevli kadın astsubay, “Teyzem bilmem mi? Zengin olan asker olur mu? Olmaz. Zengin olan asker de olmaz, şehit de olmaz” demişti.

Kadın astsubayın sarf ettiği bu sözler, aslında temel bir gerçeği yansıtıyor. Kapitalist kâr düzeninde emekçi bir ailenin çocuğu sermaye açısından öncelikle genç ve ucuz işgücü demektir. Bu sistemde sermayenin sahibi ya da yöneticisi olmayan insanlar, sermayenin çıkarları için fabrikada bir makine parçasına, sömürü aracına ya da cephede kullanılacak bir yeme dönüştürülürler.

Sermaye yoksulu nasıl işyerlerinde üretim için araç olarak kullanıyorsa, ordu içerisinde alt rütbeliler ve erler de basit birer araç haline gelirler. Sermayesi olmayan kişi, ekonomik zorunluluk yüzünden başkasına ait bir işyerinde “emir altında” çalışmak zorunda kalır. Bu düzende ordunun ana gövdesini ise hem ekonomik zorunluluk yüzünden profesyonel asker olmuş maaşlı personel, hem de yasa zoruyla askerlik yaptırılan gençler oluşturur. Üst rütbeliler ise tıpkı sermaye sahipleri gibi kendilerini ülkenin de sahibi olarak görürler.

Kapitalist kâr düzeninde emekçi bir ailenin çocuğu sermaye açısından öncelikle genç ve ucuz işgücü demektir. Bu sistemde sermayenin sahibi ya da yöneticisi olmayan insanlar, sermayenin çıkarları için fabrikada bir makine parçasına, sömürü aracına ya da cephede kullanılacak bir yeme dönüştürülürler.

İşçinin işgücünü satmaktan başka çaresi yoktur. Bu yüzden, işçilik ekonomik zora, askerlik yasal zora dayanır. Ancak her iki yerde de sermaye, emri altına aldığı insanları motive etmek için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Ödül-ceza sistemleri insanları verimli ve itaatkâr kölelere dönüştürmeyi amaçlar. Meselâ iş cinayetlerinde can verenler nasıl emekçi insanların çocuklarıysa, savaşa sürülenler de yine emekçi sınıfların çocuklarıdır. İşyerlerinde de orduda da yoksullar, sermayenin çıkarı için ölüme yollanırlar. Ne büyük patronlar iş kazası geçirir, ne de savaşta generaller ya da patronlar ölür.

İş cinayetlerinin ardından “kaza” diyerek sorumluluklarını geçiştirmeye çalışan egemenler, “kader” veya “fıtrat” gibi dini kavramları bile kendi çıkarlarına alet edecek kadar ahlâksızdırlar. Halkın inancı istismar edilerek iş kazalarının sebeplerinin sorgulanması, işçiler ölürken sermayenin büyüdüğü gerçeğinin görülmesi engellenmek istenir.

Savaşlarda gerçekleşen ölümlerin sorgulanmaması için çok yönlü bir propaganda mekanizması işletilir. Toplumun algılarını yöneten, düşünme yetisini felçleştiren bir psikolojik savaş yürütülerek toplum savaşa hazırlanır. Savaş asla sorgulanmamalıdır. Çünkü savaşın sorgulanması egemenlerin çıkarlarının da sorgulanması demektir.

Egemenler toplumun zihninde “düşman” yaratır. “Düşmana” karşı öyle bir kin ve nefret pompalanır ki, insanlar kendilerine düşman olarak gösterilen kesimin ne söylediğini bile dinleyemeyecek, duyamayacak, algılayamayacak hale gelir. Söz konusu düşmana karşı savaş kutsallaştırılır. Toplumda öyle bir psikoloji yaratılır ki “düşmanlar” insan değil, öldürülmesi gereken yaratıklar gibi görünür.

İktidar sahipleri, kendi çıkarları için yoksul çocuklarını savaşa, yani ölmeye ve öldürmeye gönderirken, askerleri, ailelerini ve toplumu söz konusu savaşa mutlaka ikna etmelidirler. Savaş karşıtı tüm sesler susturulur; barış isteyenler “terörist” ve “düşman” ilan edilir ve hedef haline getirilirler.

İktidar sahipleri, savaşı ve ölümleri kendileri için siyasi ranta çevirecek kadar zalimdirler. Ölen askerlerin ardından timsah gözyaşı dökerken, siyasi desteğin ne kadar arttığının hesabını yaparlar. Yoksulları ise, “şehitlik” söylemiyle uyutmaya, yanlarında koruma ordusu varken “ben de şehit olmak istiyorum” gibi sözlerle aldatmaya çalışırlar.

Yoksul emekçi çocuğu, onu bin bir çileyle büyüten anne babaları için, vatan koruyacak fedai, feda edilecek eşya değil, vatanın ta kendisidir, yaşama sebebidir. Ama ne yazık ki, işçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece egemenlerin savaşlarının veya iş cinayetlerinin kurbanı, sömürü aracı olmaya devam edecektir. Artık bu gidişata bir dur demeli, yoksulları ölüme gönderenlerden hesap sormalıyız.

23 Eylül 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...
  • Cargill işçileri 11 Ocak’ta direnişlerinin 1000. gününde Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek için Ankara’ya gittiler. Tek Gıda-İş Sendikası Ankara Şubesine gelen işçiler buradan Bakanlığa...
  • Hindistanlı tarım emekçilerinin mücadelesi 40 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine devam...
  • “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” yayın akışını farklı evlerde ama aynı duygularla takip eden genç metal işçilerinin duygu ve düşüncelerini paylaşıyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni