Navigation

Buradasınız

Akrebe Aldanan Kurbağanın Hazin Sonu ve İşçiler

Akrep bir nehir kenarına gelir. Yüzme bilmediği için nehrin karşısına nasıl geçeceğini düşünürken kıyıda bir kurbağa görür. Ona doğru yürür, kurbağa akrebi görünce korkudan suya atlayıp kaçmaya çalışır. Lakin akrep uyanıktır. Kendisine acındırarak kurbağaya yalvarmaya başlar: “Kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. Beni sırtında taşır mısın?” Kurbağa gözleri korkuyla büyüyerek cevap verir: “Daha neler? Beni sokup öldürürsün!” Ama akrep uyanık, ağlamaklı bir sesle yalvarır: “Olur mu öyle şey kurbağa kardeş? O zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm.” Kurbağa biraz düşünür ve akrebin ağlamaklı sesine aldanarak kıyıya çıkıp onu sırtına alır.

Akrep bir nehir kenarına gelir. Yüzme bilmediği için nehrin karşısına nasıl geçeceğini düşünürken kıyıda bir kurbağa görür. Ona doğru yürür, kurbağa akrebi görünce korkudan suya atlayıp kaçmaya çalışır. Lakin akrep uyanıktır.  Kendisine acındırarak kurbağaya yalvarmaya başlar: “Kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. Beni sırtında taşır mısın?” Kurbağa gözleri korkuyla büyüyerek cevap verir: “Daha neler? Beni sokup öldürürsün!” Ama akrep uyanık, ağlamaklı bir sesle yalvarır: “Olur mu öyle şey kurbağa kardeş? O zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm.” Kurbağa biraz düşünür ve akrebin ağlamaklı sesine aldanarak kıyıya çıkıp onu sırtına alır. Sırtında akrep, suyun karşı yakasına doğru yüzmeye başlar. Yolun yarısında aniden ensesinde bir sızı hisseder. Vücudu hızla soğumaya başlar. Kolları, ayakları hissizleşir. Kurbağa suya batarken son nefesinde sorar; “hani sokmayacaktın akrep kardeş?” Akrep cevap verir; “ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, doğam bu.” Elbette bu bir hikâye ve teşbihte hata olmaz derler. Amaç meramımızı anlaşılır kılmak.

Akrep ile kurbağanın hikâyesinde olduğu gibi içinde yaşadığımız sistemin doğasına aykırı olmasına rağmen patronların bizi düşünebileceğine, çok kazanırlarsa işçilere de çok vereceğine inanan işçiler var.  Ve maalesef bu işçiler patronlar sınıfının çıkarlarını koruyan politikacılara da aldanıyorlar. Bizim mutfaklarımızda yangın varken “ekonomi şahlanıyor” diyenlerin yalan söylediğine inanmak istemiyorlar. İşçinin hakkını savunabilmek için sendikaya üye olmasını engelleyenden, grevini, direnişini yasaklayandan iyilik bekleyebiliyorlar. Patronlar sınıfı ne zaman zora girse işçilere “hepimiz aynı gemideyiz, gemi batarsa hepimiz batarız. Biz kazanacağız ki siz de kazanasınız. Fedakârlık edin” diyorlar. Hele şimdi salgını da kullanıyorlar ve haklarımıza saldırırken çok daha arsızlar. İşçileri işten çıkarıyor ve “salgın var ne yapalım” diyorlar. Ücretsiz izine gönderip bizi açlığa mahkûm ediyorlar; “çünkü sağlığımız daha önemli” diyerek sanki bizi düşünüyormuş gibi rol yapıyor, bizleri kandırmaya çalışıyorlar. Böylece işten çıkarmaya, ücretsiz izinlere, kesintilere karşı mücadele etmeyip boyun eğmemizi istiyorlar. Ne yazık ki bu konuda çoğu zaman başarılı da oluyorlar. O nedenle sınıf bilinci olmayan işçi kardeşlerimiz, bütün bu olanlara tepki vermek yerine sanki başka türlü davranmak mümkün değilmiş gibi kendilerini çaresizce patronların ya da politikacıların insafına terk ediyorlar. Hatta bazen şöyle şeyler de söylüyorlar: “Bütün dünya böyle, bizim durumumuz iyi bile, hiç olmazsa bir işimiz var.” Ya da “kader, ne yapalım, buradan yiyecek ekmeğimiz yokmuş!” diyorlar. Bu durum patronlar sınıfının cesaretini arttırıyor. Mesela geçtiğimiz günlerde bir tekstil patronu fabrikasında çalışan işçileri üye oldukları sendikadan istifa ettirerek alın terinin hesabını sormasını, haklarını söke söke almasını engelledi. Kendisine aldanıp sendikadan istifa eden işçilere de 2 bin lira SADAKA verdi.

Bizler örgütsüz olduğumuzda kendilerini güçlü hisseden patronlar sadece haklarımızı çalmakla kalmıyor bir de onurumuzla oynuyor, bunu yaparken korku bile duymuyorlar. Geçmişte işçi sınıfının örgütleri güçlüyken işçilere hakaret etmeye ya da onurlarıyla oynamaya kalkan patronlara haddini bildirmek kolaydı, çünkü birlik içindeydi. İşçilerin bilinçlenmesi, dayanışmanın güçlenmesi için çalışmalar yürütülüyordu. Bu sayede işçiler de patronların yalanlarına aldanmıyor, tehditlerine pabuç bırakmıyordu. Bizim yeniden yaratmamız gereken de işte bu örgütlülüktür. Akreple kurbağa hikâyesinde olduğu gibi, işçi sınıfıyla patronlar sınıfı doğaları gereği birbirleriyle dost olamazlar. Çünkü birinin çıkarına olan diğerinin zararınadır. Bugün adı kapitalizm olan bu sistem, işçiyi akrep-patronu sırtında taşımak zorunda bırakmaktadır.

19 Ekim 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde Ekim Devriminin 103. yıldönümünde uidder.org’da yayınlanan “İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu” programını heyecanla, coşkuyla takip ettik. Bu programı takip ederken sık sık içinde yaşadığımız sistemi, koşulları, Ekim Devrimi...
  • Dünyanın ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu salgın hastalık süreci, birçok alanda olduğu gibi eğitim ve öğretim alanını da sekteye uğrattı. Milyonlarca öğrenci gibi ben de bu “yeni düzene” uyum sağlama konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığımı...
  • Kriz ve koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dünyada işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşulları daha da zorlaştı. Bu süreçten en çok etkilenenler ise sağlık emekçileri oldu. Egemenler yeterli güvenlik önlemlerini almıyor, yeterli işçi...
  • Ekonomik krizin etkilerini en ağır biçimiyle yaşadığımız malumunuz. Tablo gittikçe kötüleşiyor. Haklarımıza dönük saldırıların dozunu arttıran egemenler bir kez daha krizden çıkışın faturasını işçi sınıfına kesiyorlar. İlk olarak koronavirüs salgını...
  • “Evde kal” derler, ama kalamayız. İşçi işine gitmezse aç kalır, hasta olan hastaneye gitmezse ayağına ne doktor gelir ne yurtdışına uçup tedavisini yaptırabilir. Hastanedeyim. O sürekli tekrar ettikleri “maske, mesafe, hijyen” üçlüsünden maske...
  • Evvel zamanlardan birinde, bir çiftlikte duvardaki çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü. “İçinde yiyecek mi var?” derken, bir baktı ki paketten çıkan bir fare kapanıydı. Hemen bahçeye koşup alarm verdi: “...
  • Pandemi sürecinde siyasi iktidarın ve patronların salgını nasıl kullandıklarını, önlem alma konusunda ne kadar samimiyetsiz olduğunu defalarca gördük, görmeye de devam ediyoruz. Temizlik-mesafe-maske söylemini dillerinden düşürmezken, bağışıklık...
  • Ben bir işçiyim / Soyum belki Spartaküs/ Bilmem belki de Bedreddinlere uzanır./ Çalışırım yaşamak için/ Yarını görmek için bugün çalışmam gerek./ Yarının bugün gibi olmaması için / Bugün çalışmam gerek.
  • Bugün 18 Kasım, Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde oldukça önemli yer tutan bir grevin, Netaş Grevinin 34. Yıldönümü… Darbenin zifiri karanlığının topluma kanser gibi yayıldığı bir dönemde, cesaretin, kararlılığın ve inanmışlığın hikâyesini...
  • Tüm dünyada işçi sınıfının çalışma koşulları ağırlaşıyor, koronavirüs işçi haklarına saldırıların bahanesi olarak kullanılıyor. Temel kamu hizmetlerine ayrılan bütçenin tüm ülkelerde kısıldıkça kısılması sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlarda tam bir...
  • Öncelikle “İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu” akışında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İşçi sınıfının mücadele saflarına yeni katılan ve sınıf bilincine sahip olmayan çalışan genç bir işçiyim. Yapılan bu çalışma benim için hem çok...
  • Haftalardır tazminat ve ücret alacakları için mücadele eden Soma ve Ermenek madencileri 17 Kasımda bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. İşçiler basın açıklaması sırasında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşüp çözüm sözü almalarının ardından...
  • Emekçiler olarak yaşam koşullarının giderek ağırlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Patronların ve iktidarın dozu sürekli artan saldırılarına maruz kalıyoruz. Haklarımız yeni yasalarla ve uygulamalarla elimizden alınıyor. Yoksulluk, işsizlik artıyor,...

UİD-DER Aylık Bülteni