Navigation

Buradasınız

“Milli İrade” mi Dediniz?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 108

AKP hükümeti, 16 Nisanda yapılacak referandumda, tek adam rejimi getiren başkanlık sisteminin onaylanmasıyla “milli irade”nin tecelli edeceğini iddia ediyor. İşçi ve emekçi kitleleri tek adam rejimine ikna etmek için “milletin seçtiğini yani milletin iradesini başa getireceğiz” diyor. Yürüttükleri siyasete karşı çıkanları “milli iradeye” saygı duymamakla itham ediyor. Her fırsatta “milletin dediği olur” diyor. Elbette bu sözler çok sayıda insanın kulağına son derece hoş geliyor.

Grev kararı alan işçilerin iradesi, irade değil mi? İşçilerin yasal haklarını yok saymak bu iradeye saygısızlık değil mi? Üretenlerin iradesine saygı duymayanların “milli irade”ye saygı duyması söz konusu olamaz!

Geçmişte tiranların, firavunların, sultanların veya kralların yönetiminde halkın hiçbir söz ve karar hakkı yoktu. Yönetim bütünüyle tepedeki kişinin elindeydi. Krallar ve padişahlar “dediğim dedik, çaldığım düdük” rejiminin ifadesiydiler. Bunlar öldüklerinde yerlerine oğulları geçiyor ve toplum yıllar yılı bu şekilde yönetiliyordu. Ama bu durum halkı canından bezdiriyordu, çünkü tepedeki kişi her canının istediğini yapıyordu ve kimse de ona karşı çıkamıyordu. Halkın yönetim üzerinde hiçbir söz hakkı yoktu. Ancak 1789 Fransız Devrimiyle yeni bir dönem açıldı. Birçok ülkede gerçekleşen devrimlerle imparatorluklar ve krallıklar son bulmaya başladı. Yönetim biçimi parlamenter cumhuriyetlere dönüştü. Tek kişinin mutlak otoritesi son buldu. Yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden ayrılığını esas alan kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistem dünya ölçeğinde genelleşti.

Ancak bu sistemde de işçi-emekçi halkın yönetime katılması söz konusu değil. 4-5 yılda bir seçimler yapılıyor ve halk gidip sadece oy veriyor. Bu nedenle işçi sınıfı, bu sistemi değiştirmek için mücadeleye girişmiştir. İşçi sınıfı, siyasal iktidarın bir avuç azınlıktan alınarak ezilen ve sömürülen milyonlara verilmesinden yanadır. Tüm işçi-emekçi halkın her düzeyde yönetime katıldığı doğrudan demokrasiyi yani işçi demokrasisini savunur. İşyerlerinden mahallelere kadar her alanda hayat bulacak olan işçi konseyleri, doğrudan demokrasinin araçları haline gelirler. Doğrudan demokrasinin hâkim olmasıyla tüm görevliler seçimle işbaşına gelecek ve istenmedikleri zaman görevden alınabilecekler. Bu görevlilerin tüm toplumun üzerinde hâkim kimseler haline gelmemesi için ise tüm ayrıcalıklar ortadan kaldırılacak ve onların ücretleri de nitelikli bir işçinin ücretine eşitlenecek. Eğer bir iradeden söz edeceksek işte bu “üretenlerin iradesi” olacak!

Biz işçiler böyle bir demokrasi arzularken, tek adam rejimiyle, sınırlı bir demokrasi anlamına gelen parlamenter sistem de ortadan kaldırılmak isteniyor. AKP ve Erdoğan’ın savunduğu başkanlık sistemi, “milli irade” kılıfı altına saklanmak isteniyor. Gerçek şu ki “tek adam rejimi” tarihsel gelişmeye ve emekçi halkın özlemlerine uygun değildir. Onlar halkın siyasete dâhil olacağı kanalları iyice kapatmak, tek adamın otoritesini, sultasını güçlendirmek istiyorlar. Onlar ceberut devlet geleneğini daha güçlü bir biçimde devreye sokmak istiyorlar. Onlar tüm yetkilerin tek kişide toplandığı totaliter bir düzen kurmak istiyorlar.

Aslında AKP hükümeti ve Erdoğan’ın “milli irade” diyerek neyi kastettiğini yakın dönemde yaşadığımız örneklerden de anlayabiliriz. 7 Haziran seçimleri sonrasında hükümet kurma çalışmaları yarıda kesildi ve yine Erdoğan’ın direktifiyle seçim kararı alındı. Erdoğan “milli irade”nin kararını takmadı ve ülkeyi yeni bir seçime götürdü. Sonraki dönemde ise, Davutoğlu’nu görevden aldı ve yerine Binali Yıldırım getirildi. Yeni hükümet “milli irade”nin kararına göre değil, herkesin bildiği gibi Erdoğan’ın iradesine göre kuruldu.

Keza Erdoğan ve AKP hükümetinin imzasıyla yakın zamanda metal işçilerinin grevleri milli güvenlik gerekçesiyle yasaklandı. Peki, işçilerin sandıklara giderek, “grev istiyoruz, patron bize başka bir yol bırakmadı” demesi milli güvenliği nasıl tehdit ediyor? Grev kararı alan işçilerin iradesi, irade değil mi? İşçilerin yasal haklarını yok saymak bu iradeye saygısızlık değil mi? Üretenlerin iradesine saygı duymayanların “milli irade”ye saygı duyması söz konusu olamaz! Aslında grev yasakları, AKP hükümeti ve Erdoğan’ın nasıl bir “milli irade” istediğini ortaya koyuyor. Onlar, kendi çıkarlarını ve iktidarlarını korumak amacıyla “milli irade” kavramını canlarının istediği şekilde kullanıyorlar.

İktidardakiler bütçenin planlanmasında asgari ücretin ne olacağını işçilere sormayı reddediyorlar. Suriye, Irak ve benzeri ülkelerde savaşa dayalı bir siyaset izlerken bunu halka sormuyorlar. Toprakları özel şirketlere satıp, siyanürlü altın madeni açarken o yöredeki köylülerin taleplerini hiçe sayıyorlar. Yasaları çıkartırken halkı umursamıyorlar. Sonra da çıkıp “milli iradeden” bahsediyorlar.

Sonuçta “milli irade” diyerek bizlerden referandumda “evet” oyu isteyenler, gerçekte bizlerin iradesini zerrece umursamıyorlar. “Milli irade” dedikleri işçi ve emekçilerin iradesi değildir. Onlara yönetime daha fazla dâhil olma hakkı tanımak değildir. Milli iradeye bu kadar çok vurgu yapmaları sadece göz boyamadır ve emekçi halkı tek adam rejimine ikna etmek içindir. Erdoğan başta olmak üzere burjuva siyasetçileri sık sık “ayakların baş olduğu nerde görülmüştür” diyerek milli iradeden ne anladıklarını göstermişlerdir. Biz onların gözünde ücretli köleyiz, ayak takımıyız. O halde biz işçi ve emekçilere düşen, egemenlerin yalan dolu siyasi taktiklerine kanmamak ve sınıf iradesini esas alarak mücadeleyi büyütmektir!

5 Mart 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kuzey Afrika ülkesi Cezayir’de emekçiler yine meydanlarda! Geçtiğimiz Şubat ayında ülkede başlayan isyan dalgasıyla birlikte emekçi kitleler, Devlet Başkanı Abdelaziz Buteflika’yı 20 yıldır oturduğu koltuktan alaşağı etmişlerdi. İşçi ve emekçiler bu...
  • Bu sistemde bizi yıllarca hayallerle büyüttüler. Büyümeye başladığımız anda hayaller küçüldü, kapitalist sistemin yarattığı, önümüze koyduğu sorunlar büyümeye başladı. Gerçekler işçi çocuklarının yüzüne gün geçtikçe acı bir şekilde vurmaya başlıyor...
  • 8 Aralıkta Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bir çanta fabrikasında yangın çıktı. Sabah saatlerinde 100’den fazla işçi fabrikada uyurken çıkan yangında 43 işçi hayatını kaybetti 15 işçi yaralandı. Elektrik tesisatında yaşanan bir arızadan dolayı...
  • Maden-İş Sendikasının sınıf sendikacılığına dayanan mücadele anlayışı işçilerin haklarını söke söke almasını sağlamakla kalmadı, işçilerde büyük bir dönüşüm yarattı. Topluma umut ve coşku verdi. Derinden Gelen Kökler kitabında Elektropak işçisi...
  • Türkiye işçi sınıfı hareketinde çok önemli bir yere sahip olan Maden-İş sendikasının ortaya koyduğu mücadeleci sendikacılık anlayışına dair bir başka somut örnek, “Baba işveren” imajı ile mücadeleydi. Derinden Gelen Kökler kitabında, Maden-İş’in...
  • Derinden Gelen Kökler kitabında 1970’li yıllarda, sarı sendika Çağdaş Metal-İş’in Bursa’da işçilerin Maden-İş’e geçmesini engellemek için yaptıkları anlatılıyor. Çağdaş Metal-İş yöneticileri kadın işçilerin aklını daha kolay bulandırabileceklerini...
  • On binlerce işçiyi doğrudan ve yüz binlerce işçiyi ise dolaylı olarak ilgilendiren metal sektöründeki toplu sözleşme süreci, MESS’in üç yıllık sözleşme ve yüzde 6 oranında zam dayatması üzerine tıkanmış durumda. Metal patronları, MESS üzerinden...
  • Endüstriyel kauçuk hortum üreten İsveç merkezli Trelleborg’da işçilerin grevi sürüyor. Petrol-İş Sendikası Gebze Şubesinin örgütlü olduğu Trelleborg’a ait iki fabrikada 10 Aralıkta başlayan grev dayanışmayla güçlenirken, işçiler hakları için...
  • Finlandiya, posta ve ulaşım işçilerinin ardından bu kez sanayi işçilerinin ve onlarla dayanışma içinde olan farklı sektörlerden işçilerin 9-11 Aralıktaki 3 günlük greviyle sarsıldı! 9 Aralıkta cam, petrokimya, teknoloji, metal, orman ve maden...
  • Fransa’da Macron hükümetinin emeklilik reformu adı altında hayata geçirmek istediği saldırı paketine karşı 5 Aralıkta başlayan genel grev devam ediyor. Hükümet reform adı altında emeklilik hakkını gasp etmeye çalışıyor. Yüz binlerce işçi üretimden...
  • Metal patronları sendikası MESS ile Birleşik Metal-İş ve Türk Metal sendikaları arasında 150 bin metal işçisini ilgilendiren Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri 4 Aralıkta uyuşmazlıkla sonuçlandı, arabulucu aşamasına geçildi. MESS, işçilere hem...
  • Petrol-İş Sendikası Gebze Şubesi ile Trelleborg arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlandı. Yaklaşık 6 ay süren görüşmelerin 9 Aralıkta yapılan son oturumundan da sonuç çıkmaması üzerine Trelleborg’un Gebze’deki 2...
  • Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde bir kanser hastasının ilacını temin etmediği için SGK’ya dava açtığını ve kazandığını gördüm. Kanser hastası İlhan Okçu’nun kullandığı Keytruda adlı ilacın bir dozu 23 bin liraymış, bu ilacı alabilmek için...