Buradasınız
Şehir Hastanelerinin Gerçek Bedeli
Ankara’dan bir grup işçi

“Avrupa’nın en iyi hastaneleri”, “yüksek teknolojiyle donatılmış” diye övünülen şehir hastanelerinden Ankara Bilkent Şehir Hastanesi açıldı. Biz de Ankara’dan sağlık emekçileri, bu hastanenin yapımında çalışmış inşaat işçileri, iş güvenliği uzmanları olarak cafcaflı reklamlarda anlatılanların aksine bu hastanelerin biz işçilere çıkardığı gerçek bedel üzerine sohbet ettik. Sohbetimizden çıkan sonuç ise görünen şatafat ve ihtişamın ardında, işçilerin kötü çalışma koşulları, güvencesizlik ve kalitesiz sağlık hizmetinden başka bir şey olmadığı oldu.
- Hastane yerel seçimlerden evvel halkın gözünü boyama niyetiyle aslında tamamlanmadan açıldı. Bir sağlık kurumunda bunun doğuracağı sonuçlar tahmin edilemez değil. Sonuçta açılıştan sonra ciddi sorunlarla karşılaşıldı.
İnşaat işçisi: “Ben 1 yıldır hastanede çalışıyorum. 6 binadan 4’ü açıldı. Ortada hepsini bağlayan acil binasının da bir kısmı açıldı. Kullanılan, hasta alınan kısımlarda inşaat çalışmaları hâlâ devam ediyor. Mesela bazı sistemleri tamamen bitmemiş odada hastalar tedavi görüyor, bir yandan da işçiler çalışıyor. Merdivenlerimizi, araç gereçlerimizi taşıyoruz hastaların arasından. Yoğun bakımlarda bile eksikler var ve biz bazen oralara dahi girip çalışma yapıyoruz. Dolayısıyla yeterince sağlıklı bir ortam oluşmuyor.”
- Hastane şehir merkezine uzak ve trafiğin yoğun olduğu bir bölgeye kuruldu. Bu durum hastaneye gelirken hem daha fazla yol parası verilmesine hem ulaşımın zorlaşmasına neden oluyor.
Kadın sağlık işçisi: Bu hastane açıldıktan sonra merkezdeki büyük ve köklü hastaneleri, alanında özelleşmiş bir kadın doğum ve bir çocuk hastanesini şehir hastanesine taşıdılar. İlerleyen süreçte buraya ve Etlik’teki şehir hastanesine taşınacak başka hastaneler de var. Bilkent merkezi bir alan değil. Hastaneye ulaşmak herkes için daha zor hale geldi.
Erkek sağlık işçisi: Hastalar önceden hemen hemen Ankara’nın her yerinden tek vasıtayla ulaşabiliyorlardı kapatılan hastanelere. Şimdi ise hem maliyet arttı hem de hastaneye ulaşılacak zaman uzadı. Hayati tehlikesi olan acil hastaların hastaneye ulaşım süresi uzayacak. Kapanmayan ve daha merkezi olan diğer üniversite ya da devlet hastanelerinin de iş yükü artacak.
- Yapılan reklamların aksine hastanenin büyük olması hem hastalar hem de sağlık çalışanları için büyük zorluklara neden oluyor.
İSG uzmanı: Ben hastanenin inşaat sürecinde bir yıl sahada çalıştım. Sahayı dolaşırken biz bile kayboluyorduk. Navigasyon kullandığımız zamanlar oluyordu. Bir binadan bir binaya ulaşmak epey zaman alıyor. Hastaların bir bölümden bir bölüme ulaşması hastayı daha da hasta edecek bir sorun.
Kadın sağlık işçisi: Benim şehir hastanesinde çalışan bir arkadaşım acilden aldığı bir hastayı başka bir bölüme götürüp kendi servisine geri dönene kadar yaklaşık yarım saat geçtiğini anlattı. Gün içerisinde 16-24 saat çalışan arkadaşlar, nöbet boyunca 30 bin adım attıklarını söylüyorlar. Zaten çok yorucu olan iş, daha da yorucu hale geldi.
İnşaat işçisi: Ben şimdi hastanede henüz tamamlanmamış ama kullanılan bölümlerin eksik işlerini yapıyorum. Şef diyor ki “tamamlanmamış bloktan parçayı al, açık olan bloğa taşı.” Ben gidip parçayı alıp, geri gelip takana kadar neredeyse mesaim bitiyor. Düşünün nasıl bir mesafe gidiyorum. Bunu hasta insanlar nasıl yapacaklar?
İSG uzmanı: Hastanede iki kat bile çıksan asansör beklemek zorundasın. Çünkü yangın merdivenlerinden başka, kolayca ulaşılabilecek merdiven yok. Hastanenin yoğun olduğu zamanlarda epeyce bir süre beklemek zorunda kalıyoruz. Yangın merdiveninden çıktığında da hiç ilgisi olmayan biri bile yoğun bakımın içine girebilir. Bu hastalar için çok daha zor.
Erkek sağlık işçisi: Muayene olan hasta, tetkikler için daha fazla zaman harcıyor, daha fazla efor sarf ediyor. Yaşlı, engelli hastalar, hamile-çocuklu kadınlar daha fazla olumsuz etkileniyor.
- Hastaneyi şirketlerin yönetmesi hizmetin kâr odaklı yapılmasına neden oluyor. Bu durum da sağlık hizmetinin kalitesini düşürüyor aynı zamanda çalışanların iş yükünü ve güvencesizliği arttırıyor.
Erkek sağlık işçisi: Kapatılan hastanelerden birinde sterilizasyon ünitesinde 8 yıldır çalışıyordum. Şehir hastaneleri açıldığında daha düşük ücretle deneyimsiz personel çalıştırılmak istendi. Bizim gibi deneyimli personel tercih edilmedi. O yüzden daha az kişiyle ve deneyimsiz personelle iş yükü artışı olduğunu duyuyoruz. Ayrıca biz de devlet hastanesinde taşeron olduğumuz için hastane taşındığında hiçbir hakkımız ödenmeden kapının önüne konduk. Dava açtık ama onun da sonunun ne olacağı belli değil. Yani bize bu işin faturası bir yandan da işsizlik ve kıdem tazminatımızın gaspı olarak çıktı.
İSG uzmanı: İş yükü artınca verilen sağlık hizmetinin niteliği azalıyor. Çalışanlar açısından da yorgunluk ve stres iş kazalarının artmasına sebep oluyor. Sağlık hizmeti üretilen yerde işçiler hiç de sağlıklı olmayan koşullarda çalışıyor.
İnşaat işçisi: Şu an hastanede çalışan temizlik işçileri İŞKUR üzerinden işe alınıyor. 3 aylık deneme süreleri boyunca sigortasız çalıştırılıyorlar (sadece sağlık sigortası yapılıyor) Deneme süresi bitmeden işten çıkarılanlar oluyor. Sürekli sirkülasyon devam ediyor. Bu da yine bir sağlık sorunu ortaya çıkarıyor. Zaten çok büyük olan hastanede verimli temizlik yapılamıyor, temizlik işçilerinin de yükü artıyor.
Erkek sağlık işçisi: Görüntüleme, laboratuar, sekreterlik vs gibi işler şirketler eliyle yürütülmekte. Bu da sağlık hizmetlerinde aksamaya sebep oluyor. Şirket müdürleri kendilerini ön plana çıkarıyor. Sağlığın kamulaştırılmasının önüne geçilmiş oluyor. Denetimsizlik ortaya çıkıyor. Sağlık alanında bilgisi olmayan yöneticiler bir hastaneyi yönetiyor, tıbbi görüntüleme gibi işlemlerden sorumlu tutuluyor, bu da sıkıntılar yaratıyor. Bunlar sağlık gibi bir alanda telafisi olmayacak sorunlar doğurur.
Kadın sağlık işçisi: Şirketler hizmet ve personel sağlıyor; devlet bunları satın alıyor. Yine işçi-emekçilerin ödediği vergilerle şirketlere para kazandırılıyor. Şirketler de bu işi daha az maliyetle, daha çok kâr kazanarak yapmak istiyor. Bu yüzden alanında uzmanlaşmamış, vasıfsız, her işi yaptırabileceği, daha düşük ücret vereceği işçileri işe alıyor.
Erkek sağlık işçisi: Pek çok şirket var, bunlar da çalışan işçiler arasında iletişimsizliğe sebep oluyor. Bu durum sendikal faaliyetleri, örgütlenmeyi olumsuz etkiliyor. E, tabi bu hem taşeron şirketlerin, hem ana şirketin hem de devletin işine geliyor.
- 3. havalimanı ve benzer pek çok büyük projede yaşanan sıkıntılar şehir hastanelerinin inşaatı sırasında da yaşandı. Pek çok iş kazası oldu, önlemler ya alınmadı ya da hep göstermelikti. Hastane işletilirken de zihniyet değişmiyor. Ne işçi sağlığı düşünülüyor ne de iş güvenliği önlemleri önemseniyor.
İnşaat işçisi: İnşaat zamanı on binden fazla işçi çalışıyordu. Yeterli güvenlik önlemleri alınmıyordu. Taşeron şirketten gelen yemekler çok kötüydü, yenmiyordu. Yatakhaneler kötüydü, uygun barınma şartları sağlanmıyordu. Çoğu zaman fazla mesailere kalma zorunluluğu vardı. Ücretler zamanında ödenmiyordu. Gecikiyordu ya da parça parça veriliyordu. Açılışa yakın, bitirme telaşıyla işçilere çok fazla baskı yapılıyordu. Bunlara karşı ses çıkarıldığında da “bunlar terörist, bunlar provokatör” gibi karalamalara maruz kalınıyordu. Şimdi övünüyorlar dünyanın en güzel, en ihtişamlı hastanelerini yaptık diye. Ama o hastaneleri onlar değil biz yaptık ve de yaparken insan yerine bile konulmadık.
İSG uzmanı: İşverenler gereken kişisel koruyucu donanım önlemlerini maliyet olarak gördüğü için uygulamak istemiyordu. Bizler buna karşı çıkıyorduk ama her zaman sağlayamıyorduk. Sağlık Bakanlığından, Çalışma Bakanlığından denetime gelen müfettişler, sahanın bitmiş, küçük kısımlarını gezip önlemleri alınmış gibi gösteriyorlardı. Gerçekten denetim yapılmıyordu. Bitirme telaşıyla işçilere daha fazla baskı yapılıyordu bu da daha fazla iş kazalarına sebep oluyordu. Buna bir de ücretlerin ödenmemesinin yarattığı sinir, stres de ekleniyordu.
- Şehir hastanesi gerçeği anlatılan efsaneden çok farklı!
Kadın sağlık işçisi: Şehir hastaneleri projesini anlatırken çok büyük, çok nitelikli, çok teknolojik diye pek çok reklam yaptılar. Sanki bir hastanenin büyük olması avantajlı bir şeymiş gibi. Aslında bir sağlık merkezi ne kadar büyükse verilen sağlık hizmeti de o kadar aksar. Bu uluslararası standartlarla tanımlanmıştır. Ama açılan hastanelerde yaşanan sıkıntılar, şehir hastanelerinin daha iyi sağlık hizmeti için değil de her alanda şirketlerin, patronların kâr etmesi için yapıldığını gösterdi. Bunlar tabi ki medyaya daha az yansıdı. Duymadığımız pek çok şey yaşandı muhtemelen. Biz çalışan arkadaşlarımızdan, çalışırken yaşadığımız, karşı karşıya kaldığımız durumlardan bilebiliyoruz bunları.
İnşaat işçisi: Evet, inşaat sürecinde çeşitli sıkıntılar, protestolar yaşandı ama hiçbiri medyada duyulmadı. Çünkü böyle bir projede sıkıntılar yaşandığı insanlar tarafından bilinsin istemediler.
Erkek sağlık işçisi: Sermayeye daha fazla kazandırmak için halkın sağlığı hiçe sayılmıştır. Hastaların ihtiyacı büyüklük, lüks gibi şeyler değil şifa bulmaktır.
Kadın sağlık işçisi: Hastalar nereden, ne koşullarda gelmiş, randevu almak zor muymuş, personel sayısı yeterli miymiş bunlara bakılmıyor tabi. Bakılan tek şey hastanenin işlemesi, para kazandırması. Zaten yıllardır sağlıkta dönüşüm adı altında sağlık ticarileştirilmişken bu otel gibi hastaneler de bunun son görünümü.
İnşaat işçisi: Başından beri Cumhurbaşkanı da dâhil şehir hastanelerinin müşteri sayısını arttırmaktan bahsediyorlar. Lüks otel gibi anlatıyorlar. Bizi işçileri bu hastanelerin yapımında ve yapıldıktan sonra işletilmesinde sömürdükleri yetmiyor bir de hastalığımızdan para kazanmak istiyorlar.
- Peki, biz ne istiyoruz?
Kadın sağlık işçisi: Şehir hastanelerinin halkın sağlığı için değil şirketlerin para kazanması için yapıldığını düşünüyorum. Daha kolay ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti istiyorum. Çalışanlar için de tabi iş yükünün daha az olduğu, gerçekten hastayla hakkıyla ilgilenebileceğin zaman ve motivasyon bulabileceğin, daha çok dinlenebileceğin bir çalışma biçimi istiyorum. Orada çalışanların çalışma yükünün diğer hastanelere göre 3 kat olduğunu biliyorum. Çözüm elbette sağlık emekçilerinin hem kendileri için hem de hastalar için birlik içinde olup mücadele etmeleri.
İnşaat işçisi: Bir tek şehir hastanesinde değil bütün inşaat alanlarında iş güvenliği önlemleri alınmalı. Sözde güzel, iyi yönlerinin medyada yansıtılması değil de daha çok orada çalışanların çalışma koşullarına odaklanılmalı. Sendikalarda, UİD-DER gibi mücadele örgütlerinde bir araya gelip mücadele etmeliyiz.
İSG uzmanı: Biz yapım aşamasında nasıl denetimler yapıldığını daha doğrusu yapılmadığını gördük. Müfettişler geliyordu, sıkıntı olmayan yerleri gezip gidiyorlardı. Hastanenin inşaatı tamamıyla bitmedi. Sağlık gibi bir sektörde de önlemler alınmıyorsa başka yerlerde çok daha ciddi sıkıntılar yaşanıyor demektir. Bu sıkıntılar temizlik işçileri, sağlık işçileri, inşaat işçilerinin birlik olmasıyla çözülebilir. Aslında bunu her yerde uygulamalıyız. Her alanda birlik olmalı sendikalarımızda, mücadele örgütlerimizde örgütlenmeliyiz.
Erkek sağlık işçisi: Ben çalıştığım devlet hastanesinin şehir hastanesine taşınması sonucu işsiz kaldım. Taşeron olarak çalıştığım için 8 yıllık tazminatımı da alamadım. Şimdi mahkeme süreci başladı ama onun da neyle sonuçlanacağı belli değil. Kapanma aşamasında işten çıkarılacağımızı öğrendiğimizde kendi birimimizdeki arkadaşlarla şehir hastanesine geçebilmek için bazı girişimlerimiz oldu ama birlikteliğimizi bizimle aynı şekilde mağdur olan diğer bölümlerdeki arkadaşlara yayamadığımız için gücümüz yetersiz kaldı. Aslında tehlike çok önceden belliydi. Biz de çok daha önceden ve diğer bölümlerdeki arkadaşları da kapsayarak bir çalışma yürütebilseydik şimdi bir işimiz olabilirdi. Bugün arkadaşlarla şehir hastanelerindeki bir sürü sorunu konuştuk. Belli ki biz bir araya gelip kendi sorunlarımız için bir an önce birlikte hareket etmeye başlamazsak ödeyeceğimiz bedel çok daha büyük olacak. Sağlıkçı ya da değil bir an önce birlikte hareket etmeye niyetlenmeliyiz. Bunun içinde hastalar da olmalı. Hatta bütün sektörlerden işçilerle, bu durumdan mağdur olan ve daha olacak olan emekçilerle hep beraber, bir arada durmalıyız. Tıpkı başımıza bu çorapları örenlerin yaptığı gibi.
- Çare Sınıfımızda ve Örgütlü Mücadelemizde
- “Eşim Öyle Yerlere İzin Vermiyor”
- Hafta Tatili Haktır, Gasp Edilemez!
- Adres Doğru mu?
- Emekliler “AÇIZ” Diyor, Onları Kim Duyuyor?
- Geleceğimizi Kurmak İçin Birliğimizi Büyütelim
- “Asıl Haber Biziz Be Abla”
- Sağlık Çalışanlarına Sağlıksız Yemekler
- Sorunlar Mücadeleyle Çözülür
- İşyerinde “Paralı Eğitim!”
- Onların İnsafına Bırakmayalım!
- “Sana Ceza Veriyorum Tayfun!”
- Emekli Maaşı Ne Zaman Ödenecek?
- “Çalışanlarımıza Rapor Vermeyin!”
- “Kırtasiye Ürünleri İkinci Ele Düştü”
- Örgütlü Olmak ve Toplu İş Sözleşmeleri
- Alo 170: Yanlış Numara Çevirdiniz!
- Turgut Özal, Gökova Santrali ve Sonrası
- TÜİK Kimin Hizmetinde?
- Emekliler Sendika Kuramazmış!
Son Eklenenler
- Türk-İş’e bağlı Koop-İş Sendikasının örgütlü olduğu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın (SYDV) Türkiye genelindeki 1003 kurumunda çalışan 10 bin kamu işçisi 29 Ağustosta greve çıktı.
- Güvenliğin ve danışmanın olduğu katta her 5 dakikada bir “sistemsel hata ve arıza olduğu için tüm katlarda hizmet verilemiyor” şeklinde anonslar yapılıyordu. Önce güvenliğe gidip bu yapılanın yanlış olduğunu, insanlara memurların iş bıraktığının...
- Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca adlı romanında Yaşar Kemal, sömürülenlerle sömürücüler arasındaki büyük çelişkiyi anlatır. “Çünkü” der, “sömüren güçlü azınlıkla, sömürülen ve güçsüz sanılan çoğunluk, her çağda vardı. Ama bu çelişki...
- İktidarın “Kamu Çerçeve Protokolü” sürecindeki tutumunu protesto etmek için yapılan bir eylemin ardından bir kadın işçi çevresindeki insanlara sordu: “Bu sene hiç kiraz yediniz mi?” Bu soruya evet diyen tek bir kişi çıkmadı. Kilosu 700 lirayı aşan...
- Mücadele örgütümüz UİD-DER’in saflarında yer almış her işçi kardeşimizden, çoğu zaman övgü dolu sözler duyarız. Bu sözler tesadüf değil, UİD-DER’in sınıf mücadelesinin tarihsel deneyimlerinden süzülüp gelen mücadele kültürünün bir sonucudur. Ben de...
- İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında 31 Ağustos Pazar günü Kadıköy’de bir miting düzenleyeceklerini duyurdu. Miting çağrısı, Mecidiyeköy’de bulunan Tüm Bel-Sen İstanbul Şube binasında 27 Ağustosta...
- Toplamda 6,5 milyon kamu emekçisi ve emeklisini ilgilendiren 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde, anlaşma sağlanamadı. Kamu İşveren Heyeti ile konfederasyonlar arasında görüşmeler çıkmaza girdiği için, süreç Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna...
- İzmir’den İstanbul’a belediye çalışanları, ücretlerinin geç veya eksik ödenmesi, tazminatlarının ve yan haklarının ödenmemesi nedeniyle çeşitli eylemler yapıyor. Evlerini geçindirmekte zorlanan emekçiler, alacaklarının bir an önce ödenmesini talep...
- 600 bin kamu işçisini ilgilendiren Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü (KÇP) süreci, kamu işçilerinin taleplerinin görmezden gelinerek sefalet zammına imza atılmasıyla sonuçlandı. Harb-İş İstanbul Şube Başkanı Murat Yalçınkaya ile Kartal...
- Grev yerindeki bir sohbet sırasında bir işçi kardeşimiz çocuğunun aşçılık bölümünü seçtiğini anlatırken bu durumun onu üzdüğünü şu sözlerle dile getirmişti: “Biz istedik ki bizim gibi işçi olmasın, mühendis olsun, doktor olsun, ezilmesin. Ama olmadı...
- Biz Gebze’den bir grup UİD-DER’li işçi olarak Omsa Metal direnişini ziyaret ettik. Direnişçi işçilerle sorunlarımız üzerine sohbet ettik.
- Kapitalist sistemin tarihsel krizi, siyasi iktidarın sermaye sınıfının çıkarlarına göre yürüttüğü politikalar biz emekçileri derinden etkiliyor. Açlık sınırı altında kalan sefalet ücretlerine mahkûm edilmiş durumdayız. Bizler insanız, sadece...
- Metal işkolunda grup toplu iş sözleşmesi yaklaşıyor. Bu sözleşme MESS ve metal işkolunda örgütlü bulunan Birleşik Metal-İş, Türk Metal ve Çelik-İş sendikaları arasında gerçekleşecek. Biz işçiler bir araya geldiğimizde futbol üzerine konuşur, sohbet...