Navigation

Buradasınız

Sıbyan Mektepleri Değil, Nitelikli ve Ücretsiz Kreş!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 116

İşçi ailelerinin, özellikle de emekçi kadınların en büyük sorunlarından biri çocuklarının bakımı. 4857 sayılı İş Kanununa göre kreş zorunluluğu sadece 150 ve daha fazla kadın işçi çalıştıran işyerleri için geçerli. Buna rağmen çoğu durumda yasal olarak kreş olması gereken fabrikalarda kreş bulunmuyor ve devlet bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Ücretli (özel) kreşler ise işçi ailelerinin karşılayamayacağı meblağlar istiyorlar. Hal böyle olunca emekçi kadınlar çocuklarını bırakabilecekleri bir kreş olmadığı için ya çalışamıyorlar ya da çocuklar büyükannelerin, komşuların, akrabaların yanında büyüyor. Hatta çocuğunu evde tek başına bırakmak zorunda kalanlar da var. Bir de çocuklarını sıbyan mekteplerine (sübyan mektepleri de deniyor) vermek zorunda kalan aileler var ve bunların sayısı da az değil.

Kreş sorunu işçi ailelerinin en büyük sorunlarından biri olmaya devam ederken, yandaş medyada bu sorunun çözümü için gösterilen yol yine ya büyükanneler ya da sıbyan mektepleri oluyor.

Bu konuda devletin attığı hiçbir ciddi adım yok. Bugüne kadar tek adım, referandum öncesinde, torunlarının bakımını üstlenen büyükannelere maaş bağlanması oldu. O da “pilot uygulama” adı altında ve sadece 1 yıl süreyle geçerli, 6500 kişiyi kapsıyor. Verilen maaş ise 425 lira. Bozdur bozdur harca! Üstelik büyükannenin maaş alabilmesi için pek çok şart var. Çocuk 3 yaşın altında olmalı, büyükanne 65 yaşın üzerinde olmamalı, anne en az 1 yıldır sigortalı bir işte çalışıyor olmalı vs. İşin özü bu proje toplumsal bir sorun olan çocuk bakımı sorununu çözmeye yönelik değildi, bir seçim projesiydi.

Kreş sorunu işçi ailelerinin en büyük sorunlarından biri olmaya devam ederken, yandaş medyada bu sorunun çözümü için gösterilen yol yine ya büyükanneler ya da sıbyan mektepleri oluyor. Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak “konunun uzmanı!” olarak, “Kreş mi dediniz, Allah korusun!” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yazısının başında uzun uzun kreş kelimesinin kökeninin “kilise”den geldiğini ispatlama çabasına giren Dilipak, kısacası “kreş gâvur işidir, kilisede eğitim gören çocukların yeridir” demeye getiriyor. Sonra da Müslümanlara yakışanın, çocuğunu “cami yanına bırakmak” olduğunu anlatıyor. Elbette kastettiği rastgele cami yanına bırakmak değil, tam da son yıllarda pıtrak gibi çoğalan sıbyan mektepleridir. Sıbyan mekteplerinde din ağırlıklı eğitim veriliyor.

Çocuklarımızın ihtiyaç duyduğu eğitim, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirecek nitelikli bir eğitimdir. Bu eğitimi verebilecek uygun nitelikte kreşler işçi mahallelerinde, sanayi bölgelerinde ücretsiz ve yaygın olmalı, çalışsın çalışmasın bütün emekçi kadınlar çocuklarını bu kreşlere verebilmelidir.

Geçtiğimiz günlerde Evrensel gazetesinde sıbyan mektepleriyle ilgili bir haber yayımlandı. Haberde çocuklarını sıbyan mekteplerine gönderen ailelerin yaşadığı sıkıntılar anlatılıyor. Sıbyan mekteplerinde 3-6 yaş arasındaki çocuklara pedagoji ile uzaktan yakından alakası olmayan din ağırlıklı bir eğitim veriliyor. Henüz soyut düşünebilecek yaşta olmayan çocukların psikolojisinin bozulmasına neden olan bir eğitim bu. Örneğin 3 yaşındayken çocuğunu sıbyan mektebine veren ve çocuğun davranışları değişmeye başladıktan sonra doktora götürmek zorunda kalan bir anne, şöyle anlatıyor yaşadıklarını: “Çocuk çok ciddi psikolojik sorunlar yaşıyormuş. Neyin günah olup neyin olmadığının çelişkisini yaşadığı için depresyona girmiş. En çok da kardeşinden hırsını almaya çalışıyor. Örneğin resim yapmak istiyor, ama resim yapmak günah! Sadece ev resmi, ağaç resmi yapabilir. İnsan ve hayvan sureti yapmak Allah’ı incitmek olurmuş. Bu nedenle çocuk çelişkiye düşmüş. Evin içinde anne, baba ve kardeş resimleri yapmak günah, ‘Öyleyse evin içinde yaşamaları da günah mı?’ diye sorular sormaya başladı.”

İşte kreşleri kötüleyen yandaş yazarların ve hükümetin önerdiği alternatif sıbyan mektepleri çocuklarımızı bu hale getiriyor. Oysa çocuklarımızın ihtiyaç duyduğu eğitim, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirecek nitelikli bir eğitimdir. Bu eğitimi verebilecek uygun nitelikte kreşler işçi mahallelerinde, sanayi bölgelerinde ücretsiz ve yaygın olmalı, çalışsın çalışmasın bütün emekçi kadınlar çocuklarını bu kreşlere verebilmelidir. Geçmişte işçiler bu uğurda mücadele etmiş ve kreş hakkını kazanmıştır. Çocuklarımız için bu hakkı korumalıyız.

Yandaş yazarlar kreşi kilise ile ilişkilendirerek emekçilerin bilincini bulandırmaya çalışıyorlar. Oysa bugün Avrupa’da nitelikli ve ücretsiz kreşler varsa bunun nedeni Avrupalı işçilerin geçmiş yıllarda verdikleri mücadelelerdir. İşçi ve emekçilerin yapması gereken hem kendileri için hem de çocuklarının sağlığı ve geleceği için nitelikli ve ücretsiz kreş hakkı için mücadele etmektir.

22 Kasım 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni