Navigation

Buradasınız

“Yasa ve Düzen” Ne Anlatıyor?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 150
Sermaye sınıfı, pandemiyle birlikte işçilere dönük saldırılarını örtebildiği kullanışlı bir şal buluverdi. “Açlık mı, ölüm mü” ikilemini dayattığı işçi sınıfının ayağındaki prangaları gün geçtikçe ağırlaştırıyor. İşçilerin çalışma ve yaşam koşulları kötüleşiyor, kazanılmış hakları tırpanlanıyor, hayat pahalanıyor. Türkiye dâhil hangi ülkeye bakarsak bakalım işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın arttığını görüyoruz. Dahası bizzat yaşıyoruz! Koronavirüsü kullanan egemenler krizin ağır faturasını işçi sınıfına ödetiyorlar. Emekçiler kaygılı, depresif, mutsuz…

Sermaye sınıfı, pandemiyle birlikte işçilere dönük saldırılarını örtebildiği kullanışlı bir şal buluverdi. “Açlık mı, ölüm mü” ikilemini dayattığı işçi sınıfının ayağındaki prangaları gün geçtikçe ağırlaştırıyor. İşçilerin çalışma ve yaşam koşulları kötüleşiyor, kazanılmış hakları tırpanlanıyor, hayat pahalanıyor. Türkiye dâhil hangi ülkeye bakarsak bakalım işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın arttığını görüyoruz. Dahası bizzat yaşıyoruz! Koronavirüsü kullanan egemenler krizin ağır faturasını işçi sınıfına ödetiyorlar. Emekçiler kaygılı, depresif, mutsuz… Nasıl olmasınlar? Doğayı kâr hırsına kurban eden, haksız savaşlarla yeryüzünü cehenneme çeviren, açlığı ve sefaleti, vahşeti ve zulmü yaratan sermaye düzeni insanlığı nefessiz bırakıyor.

Hâl böyleyken sermaye sınıfının siyasi aktörlerinin ağzından sık sık “yasa ve düzen” lafları işitiyoruz. Trump mesela… “Nefes alamıyoruz” diye sokağa dökülen, bu düzenden memnun olmadığını haykıran ABD’li emekçileri yağmacılıkla suçluyor, “yasa ve düzen”i korumaktan bahsediyor. Bu sömürü düzeninden hoşnutsuz insanları bastırmak isteyen tüm dünya liderlerinin dilinde “yasa ve düzen” var. ABD’de, Rusya’da, Macaristan’da, Brezilya’da, Filipinler’de, Türkiye’de… Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya sermaye düzeninin temsilcileri farklı dillerde konuşuyor ama aynı şeyden bahsediyorlar. Peki, nedir bu yasa ve düzen?

Korumak istedikleri düzen, işçilerin sömürülmesine dayalı kapitalist düzendir. Kapitalizm her şeyin kâr amacıyla üretildiği ve aynı amaçla alınıp satıldığı bir israf düzenidir. Bu sömürü düzeninde ne doğanın kıymeti vardır ne emeğin ne de insan hayatının… Bu düzenin tek kutsalı; bir canavar iştahına sahip sermayenin çıkarlarıdır, kârdır. Sermayedarlar, kârlı değilse ne ekmek üretirler ne de ilaç… Öte yandan halkları acıya, gözyaşına ve kana boğan silahlar üretmekten geri durmazlar. Çünkü çok kârlıdır. Yasalarsa en genel haliyle, hak ve özgürlükleri belirleyen, herkesin uyması gereken toplumsal kurallar olarak bilinir. Ama kapitalist toplumdaki yasalar, aslında sömürü ilişkilerinin hukuksal kılığa sokulmasıdır. Sözde herkes yasalar karşısında eşittir ama biliriz ki yasalar sadece parası olanları kollar.

Hangi ülkeye bakarsak bakalım, işçiler lehine olan tüm yasalar çetin mücadeleler sonucunda elde edilmiştir. Mesela işçiler zamanında örgütlenip mücadele etmiş ve 8 saatlik işgünü hakkını kazanmıştır. İşçi sınıfı oy kullanma hakkını, grev hakkını, sendikalaşma hakkını, sigortalı çalışma hakkını da böyle kazanmıştır. Hiçbir hak bize lütfedilmemiştir, her biri bizden önceki işçi kuşaklarının kazanımlarıdır. Yani demokrasinin gelişmesini sağlayan işçi sınıfının mücadelesi olmuştur. Ne zaman ki işçilerin birlikleri zayıflayıp örgütlülükleri dağılmışsa, mücadeleyle kazanılıp yasalaşan haklar da teker teker kaybedilmiştir ya da fiilen kullanılamaz hale gelmiştir.

Bilelim ki egemenler tarih boyunca “yasa ve düzen” diye haykırdılar ve kendi saltanatları uğruna yoksul halklara zulmetmekten kaçınmadılar. Hitler Almanya’da, Mussolini İtalya’da, Kenan Evren de Türkiye’de aynı şeyden bahsediyordu. Hepsi de “yasa ve düzeni yeniden tesis edeceğiz” diyor ve işçi sınıfına saldırıyorlardı. Bugün yine “yasa ve düzen” diye buyuruyor dünyanın efendileri! Çoğu zaman bağırarak ve gözlerinden ateşler salarak, parmak sallayarak yapıyorlar bunu. Bu ne tesadüftür ne de içinden geçtiğimiz zamanın ruhundan bağımsızdır.

Kapitalist sömürü düzeni bugün çıkmazdadır. Sistem her yanından su alıyor. İşte bugün insanlığın katmerlenen sorunlarının sebebi budur. Çürümüş ve kokuşmuş sömürü sistemlerini ayakta tutmak isteyen efendiler, insanlığı nefessiz bırakmaktadır. Bu dayanılmaz koşulların emekçi kitlelerde hoşnutsuzluk ve öfke yaratmaması düşünülemez. Zira biriken tepki sık sık dünya meydanlarını zapt edecek şekilde açığa çıkıyor. İşte muktedirleri korkuya sürükleyen budur! Onlar “nefes alamıyoruz” diye haykıran, ayağa kalkan kitleleri sindirmek istiyorlar. Emekçiler için kaos ve yıkım yaratan sömürü düzenini korumak istiyor; demokratik hakları yok ediyor, baskıcı rejimler kuruyorlar.

Ancak tarihten biliyoruz ki tehditkâr söylemler, baskılar ve zulüm bir sistemi ilelebet ayakta tutmaya yetmez, yine yetmeyecek. İşçi ve emekçiler için kâbus anlamına gelen kapitalizm elbet bir gün yıkılacak. Öyle bir zaman gelecek ki örgütlü işçi sınıfı tarih sahnesine çıkacak ve insanlığa sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünyanın kapılarını aralayacak. İşte o zaman, bugün çığlık çığlığa “nefes alamıyoruz” diye haykıran insanlık, derin bir oh çekecek.

27 Eylül 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...

UİD-DER Aylık Bülteni