Navigation

Buradasınız

Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!

İşçi Dayanışması 153. Sayı, Başyazı
Ekonomik krizin, dünya genelinde on milyonlarca işçinin işten atılarak işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmesinin, sağlık ve eğitim sisteminin çökmesinin, demokratik hakların yok edilmesinin suçu salgına yüklenmektedir. Egemenlerin propagandasının özü şudur: Tüm kötülüklerin anası kapitalizm değil salgındır, asla başka türlü düşünmeyin, maskenizi takın ve sosyal mesafenizi koruyun!

Dünyadaki siyasal ve toplumsal gidişatı derinden etkileyerek tarihte iz bırakan, insanlığın ortak hafızasında kalıcılaşan yıllar, dönemler vardır. Kuşku yok ki küreselleşmiş bir dünyada, tarihte benzeri olmayan olayların sahne aldığı 2020 yılı da insanlığın ortak hafızasına derinden kazınacak, izler bırakacak. Dünya ölçeğinde cadde ve meydanların ıssızlığa terk edildiği, sosyal yaşam alanlarına kilit vurulduğu, bilim kurgu filmlerini aratmayan korkutucu ve bunaltıcı bir manzaranın hâkim olduğu böyle bir yıl tarihte iz bırakmaz mı? Çok açık ki sıra dışı bir zamanın içinden geçiyoruz. Bu sıra dışı tarihsel kesitin farkında olmak, onun ne anlama geldiğini tespit edip kavramak işçi sınıfının örgütlü mücadelesi açısından çok hayatidir.

Hiç akıldan çıkartmayalım: Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir. Kapitalist düzenin egemenleri, örgütsüz olan ve düzen kurumlarının açıklamalarına sorgusuz sualsiz inanan kitleleri istedikleri gibi yönetirler. Covid-19 hastalığı küresel boyutta yayılırken kapitalist düzenin uluslararası kurumları başta olmak üzere egemenler, dört bir taraftan koronavirüse karşı savaşta olduklarını açıkladılar! Böyle dönemlerde egemen düşünce toplum üzerine tüm ağırlığıyla çöker ve bu düşünceyi sorgulayanlar derhal toplumdan aforoz edilir. Nitekim düzen cephesinin salgına karşı “önlemlerini” sorgulayanlar şu şekilde baskı altına alındı: “Bu hastalığı küçümsüyor musunuz? Sağlık mı, yoksa özgürlük mü önemli?” Bu şekilde bilinçler bulandırılırken, insanlar kasıtlı olarak korkutulup paniğe sürükleniyor ve toplum bir korku tüneline itiliyordu. Oysa gerçekte egemenlerin asıl derdi salgına karşı kapsamlı ve etkili bir mücadele yürütmek değil, onu çok yönlü bir saldırı aracına dönüştürmekti. Daha 14 Mart’ta kaleme aldığımız yazımızda, zamanı karanlığa boğan egemenlerin salgını kullanarak baskı ve yasakları, ekonomik krizin ağır sonuçlarını meşrulaştırmak istediklerine dikkat çekmiştik.

Asıl savaş salgına değil işçi sınıfına karşı yürütülüyor. Geride bıraktığımız dönemdeki uygulamalar bu gerçeği gözler önüne seriyor. Ülke yönetimleri salgın öncesine göre daha otoriter ve baskıcı hale gelmiş, toplum üzerindeki baskı ve zorbalık artmış, dünya daha boğucu bir yere dönüşmüştür.

Gazetemizin 144. sayısında şöyle yazmıştık: “Egemenler korkuyu özellikle körüklüyorlar. Çünkü koronavirüs salgınıyla aynı anda başka bir şey daha oluyor. Sömürüye dayanan ve akıl almaz ölçüde toplumsal eşitsizlikler yaratan kapitalizmin bağrında biriken sorunlar patlıyor.” Tarihsel olarak tıkanmış kapitalizm, 2020’ye tarihinde eşi benzeri olmadık bir krizle girmiştir. Salgın sürecinin bu krizle kesişerek ekonomik çöküşü derinleştirmesi, bu gerçekliği değiştirmez. Krize salgının yol açtığı iddiası kocaman bir yalandır ve amaç kapitalizmi aklamaktır. Üstelik bu kriz, beklenmedik bir anda peydah olmuş değildir. Bizzat sermayenin uluslararası sözcüleri, 2018’in başından itibaren ekonomik fırtına ve 1929’daki gibi büyük bir krizin gelmekte olduğu üzerine konuşup duruyorlardı. Sonunda beklenen olmuş ve işte o zaman egemenler, salgını kapitalist sistemin yarattığı yıkıcı sorunların üzerini örtmek üzere bir kılıfa dönüştürmüşlerdir.

İlk günden beri vurguladığımız gibi, asıl savaş salgına değil işçi sınıfına karşı yürütülüyor. Geride bıraktığımız dönemdeki uygulamalar bu gerçeği gözler önüne seriyor. Ülke yönetimleri salgın öncesine göre daha otoriter ve baskıcı hale gelmiş, toplum üzerindeki baskı ve zorbalık artmış, dünya daha boğucu bir yere dönüşmüştür. Ekonomik krizin, dünya genelinde on milyonlarca işçinin işten atılarak işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmesinin, sağlık ve eğitim sisteminin çökmesinin, demokratik hakların yok edilmesinin suçu salgına yüklenmektedir. Egemenlerin propagandasının özü şudur: Tüm kötülüklerin anası kapitalizm değil salgındır, asla başka türlü düşünmeyin, maskenizi takın ve sosyal mesafenizi koruyun! Salgının siyasi iktidar ve sermaye sınıfı tarafından nasıl bir sopaya dönüştürüldüğünü Türkiye’de iliklerimize kadar hissediyoruz. Siyasi iktidar salgınla mücadele kisvesi altında toplumu baskı altına almakta, sendikaların faaliyetlerini yasaklamakta ve işçi eylemlerini engellemektedir. Çalışma yaşamında tam anlamıyla orman kanunları egemen kılınmaktadır. Patronlar, ücretsiz izin uygulamasıyla sendikalaşan, hakkını arayan işçileri cezalandırmakta ve milyonlarca insan asgari ücretin çok altında bir gelire mahkûm edilmektedir.

Egemenlerin asıl derdi kapitalizmin günahlarını salgınla örtmektir. Topluma söylenenler ile gerçek yaşamdaki uygulamalar arasında büyük bir uçurum var. Bir taraftan insanlığın büyük felaketle karşı karşıya olduğunu söylüyor ama öte taraftan salgını durdurmak için gerekli adımları atmıyorlar. Oysa derhal sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilebilir, sağlık hizmetleri hızlı ve parasız hale getirilebilirdi. Yeni hastaneler kurulurken, sağlık çalışanlarının sayısı arttırılır, tüm yaşam alanlarında kapsamlı tarama yapılır ve böylece salgın kısa sürede kontrol altına alınabilirdi. Ancak bunların hiçbiri yapılmadı, yapılmıyor. Son 40 yıldır tüm dünyada sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe kısıldığı için sağlık sistemi tam anlamıyla çökmüştür. Hâlihazırda dünya nüfusunun yarıdan fazlasının herhangi bir sosyal güvencesi yoktur ve milyarlarca insana söylenen şudur: “Paran yoksa öl!” Tam da bu yüzdendir ki Hindistan’dan Brezilya’ya “it bağlasan durmaz” sözünü hatırlatan varoşlarda, birçok hastalık ve açlıkla boğuşan emekçiler şimdi de koronavirüs salgınının etkisi altındadır. Daha önce belirttiğimiz gibi, korona yalnızca bir virüstür ama kapitalizm salgındır! Dolayısıyla ölümlerin asıl nedeni koronavirüs değil kapitalizmin yarattığı yoksulluktur.

Salgın sürecinde süper zenginlerin serveti katlanırken ve sermaye giderek daha az insanın elinde toplanırken; dünya genelinde işsizlik artmış, reel ücretler düşmüş, yoksullaşma derinleşmiş ve emekçilerin yaşam standardı gerilemiştir. Gerçek toplumsal kutuplaşmanın yani sınıfsal kutuplaşmanın bir tarafında bir avuç kapitalist, öte tarafında ise milyarlarca emekçi var. Yoksullaşma dalgası yüz milyonlarca insanı daha açlık sınırına itmiştir. Uzayın dolaşıldığı, yapay zekânın ve robotların üretim sürecinde kullanıldığı bir çağda, egemenler salgına karşı mücadeleyi maskeye, sabun ve suyla el yıkamaya indirgiyorlar. Ancak onların kahrolası düzeninde 3 milyar insan yani dünya nüfusunun yüzde 40’ı ellerini su ve sabunla yıkayacak lavabodan yoksundur. Böylesine çürümüş bir sistem insanlığa ne verebilir ve böyle bir sistem milyonların isyan edip ayağa kalkmasını nasıl engelleyebilir?

Nitekim son 20 yıldır dünyanın dört tarafında emekçiler ayağa kalkıyor. Bir ülkede geri çekilen isyan dalgası öteki ülkeye sıçrıyor. Hatırlayalım, 2019 yılı boyunca Şili’den İran’a sayısız ülkede emekçiler sömürü düzenine karşı isyan etti; işsizliğe, yoksulluğa ve adaletsizliğe başkaldırdı. Salgın sürecinde topluma enjekte edilen korku da emekçilerin isyanının önüne geçemedi. ABD’de siyah bir emekçinin öldürülmesinin ardından patlayan öfke, “nefes alamıyorum” sloganıyla kıtadan kıtaya yayıldı. Latin Amerikalı emekçiler yeniden ayağa kalkarken, onlarca ülkede işçi sınıfı grevlerle hakkını aramaktadır. Albert Einstein’ın dediği gibi, “bir şey hareket ediyor!” Gazetemizin orta sayfasında Hindistan’da yüz milyonların grevinden görkemli kareler görecek ve şunu bir kez daha hatırlayacağız: Egemenler sömürü ve zulüm karşısında emekçileri susturamazlar. Sömürü varsa, baskı ve zulüm varsa, orada isyan ve özgürlük türküleri de vardır. Yarınlara umut ekenler de vardır.

25 Aralık 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni