Navigation

Buradasınız

Tabandaki Örgütlülüğümüzü Güçlendirelim, Sendikalarımızı Sınıfımızın Mücadele Örgütleri Haline Getirelim ve Taleplerimiz İçin Mücadeleyi Yükseltelim!

15-16 Haziran Direnişini Unutma

Haziran 2010, No: 27

Kardeşler, 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin üzerinden 40 yıl geçti. 40 yıl önce, nüfusu iki milyonu biraz aşan İstanbul’da 150 binin üzerinde işçi sokaklara döküldü. Patronlar sınıfı ve onların sözünden çıkmayan Adalet Partisi hükümeti, DİSK’in önünü kesmek ve yükselen işçi hareketine büyük bir darbe vurmak istiyordu. Bu kapsamda hazırlanan yasayı meclis gündemine getirmişlerdi. Ama İstanbul’dan Kocaeli’ye uzanan bölgede 150 bin işçi şalter indirip sokağa indi. DİSK’e ve işçi hareketine vurulmak istenen darbeye “hayır” dedi, meclisteki yasaya karşı çıktı. İki gün boyunca sokaklar ve meydanlar işçilerin sloganlarıyla inledi. Birleşen, kaynaşan, kendilerine olan güvenleri artan ve “örgütüme-sendikama dokundurmam” diyen işçiler karşısında patronlar korkuya kapılmışlardı. Bu korku onların kaçmasına neden olmuş ve arkalarına bakmadan İstanbul’u terk etmişlerdi. 1970 yılının 15-16 Haziran günleri boyunca işçi kitleleri bir yumruk gibi birleştiler ve bu birleşme karşısında hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. DİSK’i hedef alan yasa geri çekildi.

Geçmişimizde başka büyük mücadeleler de var. 1980 öncesinde işçilerin verdiği mücadeleler patronların yüreğine korku salıyordu. Çünkü işçiler örgütlüydüler. Sendikalarına sahip çıkıyor ve sendikaların mücadele etmesi için basınç bindiriyorlardı. Ya bugün?! Bugün işçi sınıfının çok küçük bir kısmı sendikalıdır. Ama onların sendikalılığı da kâğıt üzerinde kalmaktadır. Yani gerçekte işçi sınıfı örgütsüzdür. İşte tam da bundan dolayıdır ki, patronlar dizginsizce saldırabiliyorlar. İşte bundan dolayıdır ki, sendikaların başına çöreklenmiş bürokratlar mücadeleden yan çiziyorlar ve işçilerin verdiği mücadeleleri baltalıyorlar. Genel iş bırakma kararının alındığı 26 Mayısın boşa çıkartılması, bunun son örneği olmuştur.

Kardeşler, hatırlanacağı gibi, Tekel işçilerinin Ankara’nın kara kışında verdikleri mücadele büyük bir yankı yaratmıştı. Tekel direnişi etrafında gelişen mücadele sendika bürokratlarını basınç altına sokmuş ve bürokratlar bazı eylem kararları almak zorunda kalmışlardı. Bunlardan biri de 26 Mayısta genel iş bırakma kararıydı. Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen başkanları bir araya gelerek 12 maddelik bir talepler listesi sıralamış ve eğer hükümet bu talepleri 26 Mayısa kadar yerine getirmezse Türkiye çapında iş bırakacaklarını açıklamışlardı. Taleplerden kimileri şunlardı:

  • Başta 4/C olmak üzere güvencesiz ve kuralsız tüm istihdam uygulamalarından vaz geçilmesi ve bu alandaki yasal düzenlemelerin değiştirilmesi; iş güvencesinin çalışma yaşamında temel bir hak olarak uygulanması; geçici işçiliği bir kölelik düzeni olarak yaygınlaştıran ve kamuoyunda “kiralık işçilik” olarak bilinen düzenlemeyi yasalaştırma girişimlerinden tümüyle vaz geçilmesi; taşeronlaştırmaya son verilmesi.
  • Çalışma hayatını düzenleyen yasaların ILO ve AB normlarına uyarlanması; çalışanların örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması; kamu çalışanlarının grevli toplu sözleşmeli sendika hakkının güvence altına alınması.
  • Kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıracak her türlü yaklaşımdan vazgeçilmesi.
  • İşçilere ait olan işsizlik sigortası fonunun amacı dışında kullanılmaması.
  • Çalışma hayatının sözleşme biçimleri, çalışma süreleri ve ücret yönünden insan onuruna yakışır iş temelinde düzenlenmesi için gerekenlerin yapılması.
  • İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş cinayetlerini de önleyecek şekilde yasal güvenceye kavuşturulması.

Ancak alınan genel iş bırakma eylemini güçlü bir şekilde hayata geçirmek için sendikalar üzerlerine düşen görevi yapmadılar. 26 Mayısa dönük işyerlerinde hiçbir çalışma yapılmadı. Ama utanmaz sendika bürokratları her konuşmalarında 26 Mayıstaki genel iş bırakma eyleminden söz ettiler. Ta ki 26 Mayısa birkaç gün kalana dek! İleri sürülen taleplerin hiçbirisi yerine getirilmediği ve hükümetin bu yönde olumlu bir açıklaması olmadığı halde, sendika konfederasyonları başkanları 26 Mayıstaki “bir günlük genel iş bırakma” eylemini, tümüyle göstermelik “bir saatlik iş bırakma” eylemine dönüştürdüler. Bir kez daha görüldü ki, sendikaların tepesinde oturan bürokratlar işçi mücadelesinin önünde büyük bir engel oluşturmaktadır.

Fakat İşçi Dayanışması’nı okuyan işçiler bürokratların işçi mücadelesini baltalayan uğursuz rollerine şaşırmadılar. Hatta bunun böyle olacağını bültenimizde yazdık. Biz UİD-DER’li işçiler biliyoruz ki, işçiler işyerlerinde sağlam bir örgütlülük yaratmadıkça, taban örgütlülüklerini geliştirip güçlendirmedikçe ve sendikalarını ele geçirip sahip çıkmadıkça güçlü bir mücadele örgütlenemez. Böyle bir örgütlülük ve mücadele olmadan ne Kavel destanı, ne 15-16 Haziran direnişi, ne DİSK Maden-İş’in görkemli grevleri, ne de 1980 sonrasında 12 Eylül faşist cuntasının işçilerin greve çıkmasını olanaksız kılmak üzere hazırladığı yasalara rağmen örgütlenen NETAŞ grevi olurdu.

Kardeşler, buradan çıkan sonuç bellidir: Yukarıda sıralanan talepleri hayata geçirmek için 15-16 Haziran ruhuyla girişilecek bir mücadeleye ihtiyaç var. Sermayenin işten atma saldırısını, iş saatlerinin uzatılmasını, iş kazalarını ve ölümleri, ücretlerin düşürülmesini, taşeronlaştırmayı, esnek çalıştırmayı ve sendikasızlaştırmayı durdurmanın tek yolu böylesi bir mücadeledir. Fakat taban örgütlülüklerimizi güçlendirmeden ve bürokratları sendikalarımızdan def etmeden böylesi bir mücadeleyi başarıya ulaştıramayacağımızı da bilelim.

15 Haziran 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...