Navigation

Buradasınız

İki Farklı Dönem, İki Sözleşme ve İki Bildiri

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 143
19 Ocakta Gebze’de yapılan mitingde Birleşik Metal-İş genel başkanı, işçilerin baskısına dayanamayarak 5 Şubatta greve çıkılacağını açıklamıştı. Keza Türk Metal de grev kararı almış ama tarihini açıklamamıştı. Bu gelişme üzerine MESS tekrar sendikalarla masaya oturdu ve Türk Metal, işçilere sormadan yüzde 17’lik ücret zammına imza attı. Birleşik Metal-İş ise, MESS’in bu teklifini merkezi toplu sözleşme komisyonuna sundu. Temsilcilerin ve şube başkanlarının da katıldığı komisyondan GREV kararı çıktı.

19 Ocakta Gebze’de yapılan mitingde Birleşik Metal-İş genel başkanı, işçilerin baskısına dayanamayarak 5 Şubatta greve çıkılacağını açıklamıştı. Keza Türk Metal de grev kararı almış ama tarihini açıklamamıştı. Bu gelişme üzerine MESS tekrar sendikalarla masaya oturdu ve Türk Metal, işçilere sormadan yüzde 17’lik ücret zammına imza attı. Birleşik Metal-İş ise, MESS’in bu teklifini merkezi toplu sözleşme komisyonuna sundu. Temsilcilerin ve şube başkanlarının da katıldığı komisyondan GREV kararı çıktı. Sendikanın genel merkezi grev kararını duyururken, Maden-İş’in MESS’e karşı yürüttüğü grevlere de işaret ederek şöyle diyordu: “Metal işçileri daha önce defalarca yapılmaz denileni yaptı, olmazı oldurttu, tarih yazdı ve şimdi bir kez daha tarih yazma görevi metal işçilerinin önünde durmaktadır.” Fakat bu lafları edenler birkaç gün sonra, Türk Metal’in imzaladığı satış sözleşmesinin aynısının altına imza koydu. Üstelik de bunu “başarı” olarak sundular!

Peki, şimdi bir de geçmişte MESS’e karşı verilen toplu sözleşme mücadelelerinde DİSK/Maden-İş yöneticilerinin işçilerle birlikte nasıl kararlı bir duruş sergilediklerine bakalım. Maden-İş Çalışma Grubunun hazırladığı “Derinden Gelen Kökler” adlı kitaptan birçok deneyimi daha önce İşçi Dayanışması’nda paylaşmıştık. Kemal Türkler liderliğindeki Maden-İş, toplu sözleşme taleplerini işyerlerinde ve sendika şubelerinde işçilerle birlikte hazırlayıp MESS’in karşısına çıkıyordu. 1977’de on binlerce işçiyi kapsayan toplu sözleşmeler söz konusuydu. MESS yeni bir sözleşme düzeni getirerek, ücret artışlarını sınırlandırmak ve işçi haklarını geriletmek istiyordu. Bu yüzden daha en baştan toplu sözleşme masasına uzlaşmaz bir tavırla oturmuştu. MESS, on binlerce işçinin katılacağı kitlesel bir greve Maden-İş’in öncülük edemeyeceğini, mali zorluklardan ötürü böyle bir grevi yürütmeye gücünün yetmeyeceğini ve sonunda pes edeceğini düşünüyordu. İşçilerin iradesini kısa zamanda kırarak sonuç alacağını hesaplıyordu. MESS’in bu tavrı, büyük sermayenin örgütlü işçi hareketine ve mücadeleci sınıf sendikacılığına karşı genel saldırısının işaretiydi. Fakat Maden-İş’in tutunamayacağını düşünen MESS, ilerleyen süreçte örgütlü işçilerin nasıl kararlı olduğunu bizzat görecekti!

Maden-İş, grev kararı almadan önce İstanbul Spor ve Sergi Sarayında 5 bin işçinin katıldığı bir toplantı yapmıştı. İşçiler MESS’e karşı mücadele etmekte kararlıydılar ama sendikal liderlik de çok kararlıydı. Şimdiki bürokrat sendikacılar gibi, dayatılan sözleşmeyi imzalayıp işgal ettikleri makamların keyfini sürme derdinde değillerdi. Maden-İş liderliği, sınıf sendikacılığı temelinde bir mücadele yürütüyordu. İşte bu yüzden, grev 8 ay sürdü ve tarihe Büyük Grev olarak geçti. Grev sürecinde işçilerle sendikanın genel merkezi sürekli diyalog halindeydi. İşyeri temsilcileri Maden-İş Genel Merkezine geliyor, bilgi alıyor, grev sürecini ve mücadeleyi nasıl ileriye çekeceklerini tartışıyorlardı. Sonunda MESS geri adım attı, kazanan işçi sınıfı oldu.

Büyük Grev’in sonunda varılan anlaşmayla, çalışma süreleri düşürüldü, izin süreleri uzatıldı. Mevcut ikramiyelere en az bir ikramiye eklendi. Yakacak, bayram ve izin ödemelerinde yüzde 200-300 arasında değişen büyük artışlar sağlandı. Sosyal ödemelerde yeni haklar elde edildi. Maden-İş 8 ay süren bir grev gerçekleştirmiş ve işçilerin gücüyle MESS’i dize getirmişti. Ama buna rağmen kazanımları “büyük başarı” olarak sunmuyor, elde edilemeyen talepler için mücadele vurgusu yapıyordu. Yayınladığı bildiride şöyle diyordu: “Emekçilik namusumuz üzerine verdiğimiz sözü tuttuk, sonuna kadar yılmadan direndik. Hep birlikte bu onurlu sonuca ulaştık. Fabrikalarımıza başı dik dönüyoruz. İşçi sınıfının onuruna leke sürmediğiniz, sendikamızın ve sınıfımızın gücüne güç kattığınız için sizleri kutlarız.”

Şimdi bugüne dönelim ve işçilerin iradesini çiğneyerek sözleşmeyi imzalayan Birleşik Metal-İş genel merkezinin yayınladığı bildiriye bakalım. Metal işçisinin karşı çıktığı yüzde 17’lik zam başarı olarak sunularak şöyle deniliyor: “Bu gelişmelerin ortaya çıkmasına aracılık eden Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına teşekkür ederiz.” İki sözleşme ve iki bildiri arasında dağlar kadar fark olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek var mı? O zaman işçiler MESS’i dize getirmenin onurunu yaşıyordu. Bugün ise hayal kırıklığı ve üzüntü var. Ama metal işçileri aynı zamanda son derece öfkeliler. Ve bu iyi bir şeydir. Çünkü umut ve mücadele kararlılığı dimdik ayakta demektir. O zaman metal işçilerine düşen görev, taban örgütlülüklerini daha fazla güçlendirmek ve bürokrat sendikacıları işgal ettikleri makamlardan söküp atmaktır!

21 Şubat 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni