Navigation

Buradasınız

Maden-İş MESS’in Oyunlarını Nasıl Boşa Çıkarttı?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 142
Metal işkolundaki sözleşme süreci başladığında, MESS işyerlerinde işçilerle anketler yaptı. İşçilerin kafasını karıştırmayı amaçlayan sorular şöyleydi: 1) Her iki senede bir sözleşme süreci sebebiyle iş süreçlerinin ve tüm gidişatın sekteye uğramasından memnun musunuz? 2) Sözleşmenin iki seneden uzun olması karşılığında daha iyi şartlarda sözleşme imzalamayı nasıl değerlendirirsiniz? 3) Toplu iş sözleşmesi ile ödenen yılda 4 ikramiyenin, işe devamsızlık yapan çalışanlar ile performansı yüksek çalışanlar arasında fark gözetmeden dağıtılmasını adil buluyor musunuz?

Metal işkolundaki sözleşme süreci başladığında, MESS işyerlerinde işçilerle anketler yaptı. İşçilerin kafasını karıştırmayı amaçlayan sorular şöyleydi: 1) Her iki senede bir sözleşme süreci sebebiyle iş süreçlerinin ve tüm gidişatın sekteye uğramasından memnun musunuz? 2) Sözleşmenin iki seneden uzun olması karşılığında daha iyi şartlarda sözleşme imzalamayı nasıl değerlendirirsiniz? 3) Toplu iş sözleşmesi ile ödenen yılda 4 ikramiyenin, işe devamsızlık yapan çalışanlar ile performansı yüksek çalışanlar arasında fark gözetmeden dağıtılmasını adil buluyor musunuz?

Metal işkolundaki patronların örgütü olan MESS, sürekli olarak işçilerde kafa karışıklığı yaratmaya çalışır. Geçmiş yıllarda da sayısız girişimde bulunmuş ama işçilerin örgütlü gücüne çarpmıştı. Kısaca hatırlatırsak, 1977 yılında Maden-İş Sendikasına üye on binlerce işçi greve çıkmıştı. Kıdem tazminatının yükseltilmesi, işsizlik tazminatının uygulanması, yıllık ücretli izinlerin uzatılması, haftalık çalışma süresinin 45 saate indirilmesi gibi maddeler sendikanın temel talepleri arasındaydı. İşçileri çok düşündüğünü iddia eden MESS, bu talepleri kabul etmemiş ve görüşmeler sonuçsuz kalmıştı. MESS, greve çıkan işçiler için çok endişelendiğini iddia ediyor ve kendi gazetesinde işçilerden gelen mektupları paylaşmak istediğini söylüyordu. İşçilerin milli duygularını kışkırtmak için şöyle diyordu: “Sorunları yazınız, görüşmek olanağı yaratalım. Ama daima medeni koşullar içinde kalalım ve bunu başarırsak aramıza başkaları sızamayacak ve Ay Yıldızlı bayrağımızın gölgesinde hepimiz, ailelerimiz ve çocuklarımız istikbale daha umutla bakacaklardır.” Bugün de MESS benzer yöntemlere başvuruyor. Ama işçileri ve ülkeyi düşündüğünü iddia eden bu patron örgütü, “kabul etmekten başka seçeneğiniz yok” diyerek sefalet zammı dayatıyor.

Peki, 1977’de MESS’in yalanlarının ve çarpıtmalarının grevci işçiler üzerindeki etkisi ne olmuştu? Grevi bırakmalarına ve işbaşı yapmalarına yol açmış mıydı? Elbette hayır! İşçilerin kararlı ve dirençli durmasının nedeni Maden-İş’in sendikal geleneğinde yani örgütlenme tarzında gizliydi. İşçiler sendikalarına sahip çıkmış ve kendilerini sendikalarıyla bütünleştirmişlerdi. Maden-İş, mücadeleci sendikacılık ilkelerine bağlı kalarak ve işçilerle birlikte hareket ederek MESS’in saldırılarını göğüslemişti. “Grev bilinci”yle donanan işçiler sıkı durmuşlardı. Bu konu Derinden Gelen Kökler kitabında şöyle aktarılıyor: “«Grev bilinci» denen şey son dakikada ortaya çıkıp «ajitasyon çekmek»le sağlanabilecek bir şey değildir. Greve çıkan işçinin hedefleri etrafında kararlılığın sürdürülebilir olması, işyerinde sendikal birliğin sağlanmasına, açık ve şeffaf bir toplu sözleşme politikasının varlığına, işçinin ve işverenin ekonomik ve sosyal hayattaki konumlarını iyi tanımlayabilen bir eğitim programının işlerliğine bağlıdır. «Gerçekçilik» ilkesinden sapmadan olanı olduğu gibi işçiye aktarmak, «karar»ı en azından tabana danışarak, görüşe sunarak almak, hiçbir şeyi «vaat etmemek» ve her şeyi «birlikte mücadele ederek kazanmayı» her olayda gösterebilmek işçilerin gözünde güven sağlamanın temel kuralıdır.”

Grev bilinci, dayanışma ve kardeşleşme duygusunun gelişmesi sürekli iletişim halinde olmaktan, kararları birlikte almaktan geçiyordu. Mesela grev çadırları sendikanın ana iletişim noktası haline gelmişti. Toplu sözleşmeyle ilgili gelişmeler, aralarda yapılan toplantılar buradan işçiye duyurulurdu. Grevlere yönelik saldırılar buralarda tartışmaya açılırdı. Grevci işçinin nabzı buralarda tutulurdu. Maden-İş, patronların “arkadaşça” yaklaşmalarının arkasındaki tuzağı teşhir ediyor, “sorun maddi koşullarsa bunları sağlarız ama sendikanız buna yanaşmıyor, bizim söylediklerimizi sizden gizliyor” yalanlarını boşa çıkartıyordu. Bunun yapılabilmesi o güne kadar verilen emeklerin sonucuydu. İşçilerde sınıf bilinci oluşmaya başlamıştı ve patronların yalanları işe yaramıyordu. Maden-İş işçilere tarihsel örnekleri aktarıyor, işçilerle patronların çıkarlarının hiçbir zaman ortak olamayacağını tekrar tekrar hatırlatıyordu. İşçiler, sendikaların ve diğer işçi örgütlerinin ne derece hayati önem taşıdığını yaşayarak öğrenmişlerdi. Bu örgütler olmadan dayanışma büyümez ve grevler de başarıya ulaşmazdı.

Dün işçiler birlik ve dayanışmalarını güçlendirerek zorlukların üstesinden gelmiş ve MESS’i dize getirmişlerdi. Bugün de geçmişteki örnekler bize yol gösteriyor.

27 Ocak 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni