Navigation

Buradasınız

İşsizliğe, Hayat Pahalılığına, Kıdem Tazminatımıza Göz Dikilmesine, EYT’lilerin Haklarının Yok Sayılmasına Hayır!

1 Mayıs’a Sahip Çıkalım, Birlik ve Dayanışmamızı Güçlendirelim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 133
Siyasi iktidar ve sermaye sınıfı el ele vermiş haklarımıza saldırıyor. Maliye Bakanı Albayrak’ın hükümet adına açıkladığı Yeni Ekonomi Programı, krizin faturasını işçi sınıfının sırtına yüklüyor. Siyasi iktidar, patronlar sınıfının taleplerini karşılamak için seçimlerin bitmesini bekliyordu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart gecesi yaptığı konuşmada sıranın ekonomik reformlara geldiğini açıkladı.

İşçiler, emekçiler, kardeşler!

Siyasi iktidar ve sermaye sınıfı el ele vermiş haklarımıza saldırıyor. Maliye Bakanı Albayrak’ın hükümet adına açıkladığı Yeni Ekonomi Programı, krizin faturasını işçi sınıfının sırtına yüklüyor. Siyasi iktidar, patronlar sınıfının taleplerini karşılamak için seçimlerin bitmesini bekliyordu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart gecesi yaptığı konuşmada sıranın ekonomik reformlara geldiğini açıkladı. Aynı gece, patron örgütleri peş peşe bildiriler yayınlayıp reformların hayata geçirilmesini istedi. “Reform” iyileştirme anlamına geliyor. Ama biz biliyoruz ki onların reform dediği şey, sadece sermaye sınıfının çıkarına olan iyileştirmeler, uygulamalar ve yasal düzenlemelerdir.

Siyasi iktidar ve patronlar sınıfı haklarımıza saldırırken sessiz kalamayız! 1 Mayıs’a sahip çıkmak ve haklarımız için mücadele etmek yarınlarımıza sahip çıkmaktır. Bu saldırı dalgasına karşı durmak; işsizliğe, hayat pahalılığına, kıdem tazminatımıza göz dikilmesine, EYT’lilerin haklarının yok sayılmasına hayır demek için birlik ve dayanışmamızı güçlendirmek zorundayız!

Hükümetin açıkladığı programa göre, kıdem tazminatı fona devredilecek ve BES’ten çıkmanın önü kapatılacak. Hükümet, sermaye sınıfı için yeni bir kaynak oluşturmak istiyor. Kurulacak kıdem tazminatı fonunu ve BES’i ortak bir sistem içine alarak, burada biriken muazzam parayla bankaları ve şirketleri fonlamayı hedefliyor. İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken on milyarlarca lirayı işsizler yerine bankalara ve şirketlere aktaran AKP hükümeti, kıdem fonunu da aynı şekilde patronlar sınıfı için kullanacak.

Kıdem tazminatı, işçinin kolayca işten atılmasını engelliyor. Bu açıdan iş güvencesi sayılır. Patronlar sınıfı, elimizde kalan bu hakkı da çalmak ve hiçbir engelle karşılaşmadan bizi işten atmak istiyor. Krizin ağırlaştığı ve işten atmaların hızlandığı şu günlerde, kıdem tazminatının kaldırılması çok daha fazla işçiyi işsiz bırakacak.

Sınıf kardeşlerimiz!

Maliye Bakanı Albayrak, kurumlar vergisinin düşürüleceğini ve verginin tabana yayılacağını açıkladı. Sermaye hükümeti, acı ilacı ışıltılı paketlere sarıp bize şerbet diye içirmeye çalışıyor. Kurumlar vergisinin azaltılması demek, şirketlerin daha az vergi ödemesi demektir. Verginin tabana yayılması ise, işçi ve emekçilerden alınan verginin arttırılmasıdır. Yani hükümet, patronlar sınıfını daha fazla zengin etmek için sırtımızdaki vergi yükünü arttırıyor. Kıdem tazminatının gasp edilmesi, BES’in zorunlu hale getirilmesi ve sırtımızdaki vergi yükünün artırılmasıyla, yaşam koşullarımız daha fazla kötüleşecek.

Gözümüzü açmanın, bir sınıf olduğumuzu hatırlamanın, işçi sınıfının bayrağı altında birleşmenin zamanı gelmedi mi? Biz üreten milyonlarız, biz işçi sınıfıyız. Biz birleşir ve ayağa kalkarsak, dağılır toplumdaki korku, umut boylu boyunca sarar ülkeyi, sarsılır egemenlerin sömürü düzeni!

Emekçilerin mutfağındaki yangın siyasi iktidarın umurunda bile değil. Kriz, işçi sınıfının alım gücüne ağır bir darbe indirdi. Yükselen enflasyon ücretlerimizi erittikçe eritiyor. Meyve sebzede enflasyon yüzde 70’leri aşıyor. Efendiler saraylarında, yalılarında, villalarında lüks ve ihtişamlı bir yaşam sürerken, alın teri döken milyonlar için menemen bile lüks bir yemek haline gelmiştir.

İşsiz sayısı son bir yılda bir milyondan fazla artarak 7 milyonun üstüne çıktı. Bin kişinin alınacağı işe on binlerce kişinin başvurması, işsizlik kuyruklarının uzayıp gitmesi işçilerin ne duruma düşürüldüğünü ortaya koyuyor. Milyonlar işsizlikten dolayı evine ekmek götüremezken ve bunalıma düşerken, milyonlarca EYT’li ise emekli olamıyor. Sermaye hükümeti, “EYT’lilerin istekleri olursa SGK batar” yalanıyla halkı aldatmaya çalışıyor. EYT’lilere “türedi” diyen bu hükümet, SGK’nın fonlarını özel hastanelere akıtmaktan geri durmuyor. Bu nasıl düzen, bu nasıl adalet?

Üretenler, kardeşler!

İşsizlik ve yoksulluk canımızı yakıyor. Ücretlerimiz düşük. İş saatleri uzun, çalışma koşulları son derece ağır, yorucu. Erken yaşlarda yıpranıyor, çöküyoruz. Her ay iş kazaları yüzünden ortalama 150 kardeşimizi kaybediyoruz. Ama siyasi iktidar işçi sınıfının daha iyi çalışma ve yaşam koşulları talebine kulak tıkıyor. Zaten grevlerimizi yasaklayan, patronlar karşısında işçilerin elini kolunu bağlamak isteyen bu iktidar değil mi? Siyasi iktidarın tek önceliği patronlar sınıfını daha fazla zengin etmektir.

Kriz giderek ağırlaşıyor, tarım tümüyle çökmüş durumda. Bu yüzden, alın teri döken milyonların hoşnutsuzluğu artıyor. Egemenler ise, sopa sallayarak, devlet gücünü kullanarak üreten milyonları korkutmaya ve sindirmeye çalışıyorlar. Tek kişinin yönetimine dayalı rejim kendisini eleştiren herkesi, hakkını arayan işçiyi hain olmakla damgalıyor. Toplumu yapay temelde kutuplaştırıyor, emekçilerin bir bölümünü diğer bölümüne karşı kışkırtarak birlik ve beraberliğimizi engellemek istiyor. Yandaş medya, tam anlamıyla zehir saçan, nefret ve kin kusan bir dil kullanıyor. Dini inançlarımızı kendi çıkarları uğruna paspas ediyorlar. Yalanlarla bilinci bulandırılmış, iradesi esir alınmış, sorgulamayan, karşı çıkmayan, boyun eğen bir toplum istiyorlar. Çünkü iktidarın nimetlerini, mevki ve makamlarını, ayrıcalıklarını, lüks ve ihtişamlı yaşamlarını kaybetmek istemiyorlar. Çünkü hangi inançtan olursa olsun emekçilerin birleşmesinden, hakları için ayağa kalkmasından ödleri kopuyor.

Sınıf kardeşlerimiz!

Gözümüzü açmanın, bir sınıf olduğumuzu hatırlamanın, işçi sınıfının bayrağı altında birleşmenin zamanı gelmedi mi? Biz üreten milyonlarız, biz işçi sınıfıyız. Biz birleşir ve ayağa kalkarsak, dağılır toplumdaki korku, umut boylu boyunca sarar ülkeyi, sarsılır egemenlerin sömürü düzeni! Dünya ve Türkiye işçi sınıfı, geçmişte defalarca örgütlenip ayağa kalkmayı başardı. Bu sayede 16 saati aşan işgününü 8 saate düşürmeyi, çalışma ve yaşam koşullarımızı düzeltmeyi başardık. İşte 1 Mayıs işçi sınıfının bu mücadelesini simgeleyen bir gündür.

1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. 1 Mayıs, uzun iş saatlerine, düşük ücretlere, kötü yaşam koşullarına, horlanmaya “yeter” diyen dünya işçilerinin mücadelesinin adıdır. Demokratik hak ve özgürlükler mücadelesidir 1 Mayıs! 1 Mayıs, emekçi kadının ikinci cins sayılmaya hayır demesi, tacize ve şiddete karşı çıkmasıdır. 1 Mayıs, sömürünün, savaşların, toplumsal eşitsizliklerin olmadığı; insanlığın barış içinde, kardeşçe bir yaşam sürdüğü sınıfsız ve sınırsız bir dünya hayalidir!

Siyasi iktidar ve patronlar sınıfı haklarımıza saldırırken sessiz kalamayız! 1 Mayıs’a sahip çıkmak ve haklarımız için mücadele etmek yarınlarımıza sahip çıkmaktır. Bu saldırı dalgasına karşı durmak; işsizliğe, hayat pahalılığına, kıdem tazminatımıza göz dikilmesine, EYT’lilerin haklarının yok sayılmasına hayır demek için birlik ve dayanışmamızı güçlendirmek zorundayız!

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği!


16 Nisan 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Bir zamanlar yoksullara çare olan ayçiçeği yağı bugün el yakıyor. Şöyle en ucuzundan 5 litre ayçiçeği yağının fiyatı 72 lira! Oysa insanlığın kadim tecrübeleri ve yapılan araştırmalar sayesinde sağlıklı ve dengeli beslenmede proteinlerle birlikte...
  • “Uzaya çıkabilir miyiz?” sorusu dilden dile herkesin ağzında. Verilen cevaplara gülmemek elde değil. “Bırak abi uzaya çıkmayı, biz koronadan sokağa çıkamıyoruz. Geç kaldık uzaya, biz anca markete çıkarız!” diyenler mi arasınız, “liderimizle biz her...
  • Merhaba arkadaşlar, ben yeni mezun bir rehber öğretmenim. Engelli bireylerimizin eğitim aldığı özel bir rehabilitasyon merkezinde kısa bir süre çalıştım. Malûmunuz eğitimde fırsat eşitsizliği özellikle pandemi koşullarında hepten alıp başını gitti....
  • İnsanların uğrak noktalarından biri olan AVM’lerin sayısı her geçen gün artıyor. Dışarıdan bakıldığında çok şaşaalı duran AVM’lerin iç dünyası maalesef ki düşünüldüğü kadar parlak değil. Uzun süredir AVM’de çalışan bir işçi olarak size birkaç şey...
  • Edebiyatın Türkçe söyleyen büyük ustası Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te hayata gözlerini yumdu. 90 yılı aşan ömründe Anadolu’nun yoksul insanları ile hemhal olan büyük usta, onların acılarını, korkularını, mutluluklarını, cesaretlerini anlatan...
  • İktidar ve avenesi yediklerini, içtiklerini canlı yayınlarda gözümüze sokuyorlar. Ahali, gördüğü yemekler karşısında yutkunadursun kendi saraylarına, malikânelerine, villalarına krizin gölgesi bile uğramaz. Kendileri tok olduğundan “uçuyoruz,...
  • Asgari ücretin belirlenmesini hepimiz dört gözle bekliyorduk. Bunlardan çok bir umudumuz yoktu zaten, bizi yanıltmadılar. “Ekmek yiyorlarsa o zaman aç değiller” diyen zihniyetin bizlere bunları layık göreceği belliydi. 2021’de asgari ücret 2825 lira...
  • 2020, patronlar ve yönetenler için zenginliklerine zenginlik kattıkları, işçilerin alın terini, emeğini arsızca, hoyratça sömürdükleri bir yıl oldu. İşsizlik, ekonomik kriz, hayat pahalılığı, iş kazaları, hak gaspları, yasaklar, intiharlar....
  • Yoksul bir inşaat işçisinin çocuğu olarak büyüdüm. Az çok idare ederdik işte... Tüm yoksulluğumuza rağmen annemin eldeki parayı mümkün olduğunca beslenmemize ayırması bizi hayatta tuttu. Ama bazen işler çığırından çıkardı. Borçlar birikir, bakkal...
  • Maltepe Belediyesi işçilerinin grevi devam ediyor. Grevin üçüncü gününde Tugay Yolu’ndaki Park ve Bahçeler Müdürlüğü önünde bekleyen grevci işçileri ziyaret eden UİD-DER’li işçiler, dördünce gününde ise Gülsuyu’nda bulunan Maltepe Belediyesi...
  • CHP’li belediye yönetimleri işçilerin taleplerini karşılamak yerine, grevi karalayarak gözden düşürmeye çalışıyor. Belli ki tek merkezden harekete geçirilen trol ordusu, belediye işçilerini aşağılıyor. Demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar...
  • Çorum’da üretim yapan Ekmekçioğulları Metal fabrikasının işçileri DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenmiş ve bu nedenle işten atılmışlardı. Ekmekçioğulları patronu, işyerinde çoğunluğu sağlayıp Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler...
  • 26 Şubat 1984’te kaybettiğimiz işçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil, acıyı da, umudu da, hasreti de, kavgayı da yazdı. Yaralara merhem olsun, karanlıkta ışık olsun, yüreklerde sevinç olsun, kavgaya çağıran ses olsun diye şiirleri, yüreğini...

UİD-DER Aylık Bülteni