Navigation

Buradasınız

İnsanlık Dün de Boyun Eğmedi Bugün de Eğmeyecek!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 146 Başyazı
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Bu ifade, sabah akşam sermaye medyasında tekrarlanıyor. Uzman ve bilim insanı kılığında birileri sürekli bu ve benzeri lafları geveleyip duruyor. Koronavirüs ile birlikte dünyanın tümden değiştiğini; eski kuralların ve toplumsal hayatın geride kaldığını söylüyorlar. Her konuşma bir fikri ifade eder. Peki, kendini pek bilgili sanan bu kişiler kimlerin düşüncelerini dile getiriyor? Sömürücü efendilerin mi, yoksa işçi ve emekçilerin mi? Onlar kapitalist sömürü düzeninin çıkarları adına konuşuyorlar. Bir amentü gibi “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek toplumu ve emekçileri yeni baskı ve yasak dalgasına, hak gasplarına hazırlıyorlar. Her türlü demokratik hakkın ortadan kaldırıldığı, özgürlüklerin yok edildiği, yeni teknolojiler sayesinde herkesin adım adım izlendiği, dayanışma ve yardımlaşmanın katledildiği, insanların bireycilik ve bencillik çukuruna itildiği dünya tasvirine, “yeni normal” diyorlar!
Eğer diğer grip hastalıklarından pek de farklı olmayan bir salgını, insanlığın başına gelmiş en büyük felaket olarak sunuyorlarsa, ahlâksızlıkta ve yalan söylemekte sınır tanımıyorlarsa, bilelim ki sömürü düzeni ölümcül sorunlarla boğuşuyor. Kapitalizm denen sömürü sistemi, yaşlanmış, içten içe çürümüş ve tarihsel miadını doldurmuştur.

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Bu ifade, sabah akşam sermaye medyasında tekrarlanıyor. Uzman ve bilim insanı kılığında birileri sürekli bu ve benzeri lafları geveleyip duruyor. Koronavirüs ile birlikte dünyanın tümden değiştiğini; eski kuralların ve toplumsal hayatın geride kaldığını söylüyorlar. Her konuşma bir fikri ifade eder. Peki, kendini pek bilgili sanan bu kişiler kimlerin düşüncelerini dile getiriyor? Sömürücü efendilerin mi, yoksa işçi ve emekçilerin mi? Onlar kapitalist sömürü düzeninin çıkarları adına konuşuyorlar. Bir amentü gibi “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek toplumu ve emekçileri yeni baskı ve yasak dalgasına, hak gasplarına hazırlıyorlar. Her türlü demokratik hakkın ortadan kaldırıldığı, özgürlüklerin yok edildiği, yeni teknolojiler sayesinde herkesin adım adım izlendiği, dayanışma ve yardımlaşmanın katledildiği, insanların bireycilik ve bencillik çukuruna itildiği dünya tasvirine, “yeni normal” diyorlar!

Durmaksızın topluma korku enjekte edilmesi, şu anda dünyada olup bitenin asıl nedeninin koronavirüs olmadığını açıklamıyor mu? Eğer diğer grip hastalıklarından pek de farklı olmayan bir salgını, insanlığın başına gelmiş en büyük felaket olarak sunuyorlarsa, ahlâksızlıkta ve yalan söylemekte sınır tanımıyorlarsa, bilelim ki sömürü düzeni ölümcül sorunlarla boğuşuyor. Kapitalizm denen sömürü sistemi, yaşlanmış, içten içe çürümüş ve tarihsel miadını doldurmuştur. Tarihte, insanın insan tarafından sömürüldüğü, eşitsizlik ve adaletsizlik üzerinde yükselen hiçbir sistem ayakta kalamamıştır, kapitalizm de kalamayacak. Bu sistem bir çıkmaza girerek duvara toslamıştır. Buradan çıkamıyor, çıkamaz. Zira bu sistem insanın, bilim ve teknolojinin bugünkü gelişmişlik düzeyine ters düşüyor. İnsanlık yıllar içinde üretim aletlerini geliştirip ilerletti. Öyle bir noktaya geldik ki birçok sektörde tümüyle robotlarla üretim yapabilir, açlık ve hastalıkları yeryüzünden silebiliriz. İş saatlerini kısaltabilir ve herkese iş verebiliriz. Bir kısmımız yük hayvanı gibi çalışmak, bir kısmımız da işsizlik ve umutsuzluk girdabında kıvranmak zorunda kalmaz. Fakat toplumun çoğunluğu için yararlı olan şey, sermaye sınıfı için kârlı değil. Bir tarafta insanlar asgari ihtiyaçlarını karşılayamazken, öte tarafta pazarlar dolup taşıyor. Böyle bir sistem nasıl ayakta kalabilir, insanlığa ne verebilir?

Tarihte, insanın insan tarafından sömürüldüğü, eşitsizlik ve adaletsizlik üzerinde yükselen hiçbir sistem ayakta kalamamıştır, kapitalizm de kalamayacak.

Bir düşünelim, koronavirüs denerek bir korku imparatorluğu yaratılmadan önce dünya nasıldı? Toplumsal eşitsizlik, adaletsizlik, haksızlık ve zulüm arşa yükseliyordu. Sadece 2150 kişinin toplam serveti, dünya nüfusunun yüzde 70’inin toplam zenginliğinden fazlaydı. Mesela 2018 verilerine göre, uluslararası alışveriş sitesi Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un 112 milyar dolarlık serveti, 136 ülkenin bir yıllık toplam gelirinden büyüktü. 2 milyar insan açlık çekiyor, dünya nüfusunun yarıdan fazlası herhangi bir sosyal güvence olmadan, pamuk ipliğine bağlı yaşıyordu. İşsizlikten, yoksulluktan ve emperyalist savaştan dolayı, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar milyonlarca insan göç yollarına düşüyordu. Bu kadar büyük sorunlar yaratan bir sistemde isyan ve ayaklanmalar eksik olabilir mi? Nitekim son 20 yıldır, dünyanın dört tarafında emekçiler ayağa kalkıyordu. Bir ülkede geri çekilen isyan dalgası öteki ülkeye sıçrıyordu. 2019 yılı boyunca Şili’den İran’a sayısız ülkede emekçiler sömürü düzenine karşı isyan etti; işsizliğe, yoksulluğa ve adaletsizliğe başkaldırdı.

Hani diyorlar ya sermaye düşünürleri, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye. Zaten dünyada zamanın ruhu değişmiş ve egemenler için hiçbir şey eskisi gibi gitmemeye başlamıştı. İşte tam da bu süreçte kapitalizm, tarihinde eşi benzeri olmayan bir krize yuvarlandı. Koronavirüs ile gölgelenen bu kriz beklenmiyor değildi. Çünkü sömürü düzeni 2000 yılı dönemecinde tarihsel tıkanmışlıkla yüz yüze gelmişti. Biyolojiden hareketle anlatmak istersek; yaşlanan, dolaşımdan solunuma kadar birçok alanda ciddi sorunlarla boğuşan, tık nefes hale gelmiş bir insan düşünelim. Özellikle son yirmi yıldır kapitalizm, aynı yaşlı bir insanın solunum sorunlarıyla boğuşması gibi tık nefes haldedir. Her kriz, sistemin durumunu ağırlaştırmaktadır. Nitekim artık tıkanmış ve tık nefes hale gelmiş sistemin bağrındaki yıkıcı güç, 2001’deki krizle kendini dışa vurdu. Fakat 2008’de küresel düzeyde ortaya çıkan kriz dalgası çok daha derin, büyük ve şiddetliydi. Bir sonraki krizin daha öldürücü olacağının da habercisi… Üstelik sistem akıl sınırlarını zorlayan bir kredi ve borsa balonu yaratmıştı ve zincir her an kopabilirdi. İşte bu yüzden, daha 2020’ye girmeden, bizzat sermayenin uluslararası sözcüleri “ekonomik fırtına” üzerine konuşup duruyorlardı. Ve sonunda beklenen olduğunda; ani, şiddetli ve kontrol edilemez bir ekonomik çöküşün önünü kesmek için ekonomiyi yoğun bakıma aldılar.

Ekonomiyle birlikte toplumsal yaşamı da dondurdular. Eğer bir korku tiranlığı yaratılmasaydı, kriz yüzünden işten atılan on milyonlarca işçi sokaklara dökülür, yeri göğü inletir ve isyan dalgası tüm dünyayı sarardı. Fakat koronavirüs diyerek şişirdikleri korku canavarlarını kullanarak milyarlarca insanı evlerine kapattılar, birçok ülkede sürüp giden isyanı bitirdiler. Bu sayede sadece ABD’de 36 milyon işçiyi rahatlıkla işten atabildiler. Peki, aldatılan ve korkutulan milyonların haksızlığa ve zulme sessiz kalması sağlanırken ne oldu? Forbes Dergisi’ne göre, dünyanın en zengin 25 kişisi, son iki ayda servetlerine toplam 255 milyar dolar ekledi. Böylece bu 25 kişinin toplam serveti 1,5 trilyon dolara ulaştı.

ILO, kriz yüzünden 200 milyon işçinin işten atılacağını, 500 milyon insanın ise aşırı yoksullaşarak açlık sınırına itileceğini açıkladı. Yani koronavirüs ile gizlenen kriz öncesine göre dünyadaki işsizlik, eşitsizlik, yoksulluk çok daha fazla artmış durumda. İşte bu yüzden zamanı korkuya boğup insanları düşünemez hale getirmek, iradelerini ellerinden almak ve bir sürü gibi yönetmek istiyorlar. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek felaket tellallığı yapıyor, kapkaranlık bir dünya tablosu çiziyorlar. Bilimkurgu filmlerine konu olmuştur: Yapılan sözde bilimsel çalışmaların ardında, aslında zalimlerin ölümsüzlük arayışı vardır. Kapitalizmin bugünkü durumu, ölümün kıyısına gelmiş, zalim ve kötülük saçan bir bunağın çocuk kanıyla yaşamını uzatma çabasına benziyor.

Ancak tarih şahittir, başaramayacaklar! Korkuyla, teknolojik yeniliklerle, baskı ve yasaklarla işçi sınıfını sindiremeyecekler! İnsanlık, geçmişten geleceğe tüm zorlu dönemeçleri aşıp bugüne geldi. Kimi zaman gittiği noktadan gerilere savruldu ama düştüğü yerden kalkıp ilerlemesini bildi. Hiçbir dönemin sömürücü egemenleri, saltanatlarını ilelebet sürdüremedi. İnsanlık kapitalizmden kurtulacak ve binlerce yıldır geliştirdiği üretici güçleri kullanarak sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum yaratmayı başaracak. İnsanlığa bu yolda örgütlü işçi sınıfı önderlik edecektir. Çünkü tüm üretimi gerçekleştiren, hayat pınarlarını sulayan işçilerin emeğidir. İşçi sınıfı tarih denen sahneye defalarca fırlamış ve sömürü düzenini yıkmak için destansı mücadeleler vermiştir. Yine verecektir. İnsanlık büyük bir değişimin eşiğinde durmaktadır. Doğrudur, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! İnsanlık kapitalist sömürücülere boyun eğmeyecek!

28 Mayıs 2020

Son Eklenenler

  • Hindistan’da kamuya ait CIL işletmesinin kömür madenlerinde çalışan yüz binlerce işçi 3 günlük grev gerçekleştirdi. Modi hükümetinin 42 madeni açık arttırmayla satışa çıkarma ve özelleştirme kararına karşı çıkan işçiler, beş sendikanın çağrısıyla 2-...
  • Sakarya Hendek’te bulunan Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında 3 Temmuzda patlama meydana gelmiş, 7 işçi hayatını kaybetmiş ve 114 işçi yaralanmıştı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bu fabrikanın her patlama sonrası isim ve il...
  • Her gün TV ekranlarından, internetten, gazetelerden “büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuz ve buna karşı bir savaş verdiğimiz” yalanlarıyla gerçeklerin üzeri örtülüyor. Koronavirüs ortaya çıktığı ilk günden beri tüm dünyada egemenler için...
  • Sakarya Hendek’te bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaşamını yitirmiş, 126 işçi de yaralanmıştı. Olayın ardından gerçek sorumlular yerine fabrikada çalışan mühendis, ustabaşı ve iş güvenliği uzmanı tutuklandı. Tepkilerden...
  • Tüm dünyada egemenler koro halinde aynı nakaratı tekrarlıyorlar: “Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.” Koronavirüs tedbirlerinin “gevşetilmesiyle” “yeni normale” geçiş sürecinin başladığı söyleniyor. Koronavirüs bahanesiyle işçilerin çalışma ve...
  • Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayına ait işgücü istatistiklerini açıkladı. Rakamların bolluğuna rağmen dikkatle okunması gereken TÜİK raporu şöyle diyor: “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Nisanda geçen yılın aynı ayına...
  • Lübnanlı işçi ve emekçiler 2019’un son günlerinde sokaklara dökülmüş, zamlara, hayat pahalılığına, yolsuzluklara, aşırı vergilere duydukları öfkeyi ortaya koymuşlardı. Hükümet eylemleri polis ve asker baskısıyla bastırmayı denemiş ama başarılı...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, önlem almayan patronlara ciddi bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle gerçekleşen iş cinayetleri her ay yüzün üzerinde işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Haziran...
  • Yeni bir şehirde yaşamayı öğrenebiliriz. Yeni komşularımızla yaşamayı öğrenebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm emekçi kardeşlerimizle bir araya gelip birlikte mücadele etmeyi öğrenebiliriz. Bunlar hayatımızın yeni...
  • Sabah 07.40. Servis geldi, arkadaşımla beraber bindik gidiyoruz SASA fabrikasına. Arkadaşım kendi servislerine binebileceğimi söylemişti. “Yol parası verme oraya gelmek için” demişti. SASA fabrikasını önceden duymuştum ama hiç görmemiştim. Arkadaşım...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuzda meydana gelen patlama sonucunda 7 işçi yaşamını yitirmiş 126 işçi ise yaralanmıştı. Ayrıntılar belirginleştikçe işçilerin bir kez daha sermayenin kâr hırsının kurbanı...
  • Kıdem tazminatına devlet güvencesi geliyor! Bir gün çalışan işçi dahi kıdem tazminatı alacak! Kıdem tazminatında devrim! Gündemdeki yerini işte bu “müjdelerle” aldı kıdem tazminatıyla ilgili yeni tasarı. Biz işçiler de epey zamandır bu müjdeli...
  • Nejat Elibol Direnen Haliç romanında 1970’li yılları anlatır. Üç fabrikada işçilerin mücadelesinin ve yürüttükleri direnişin öyküsünü aktarır. Olaylar geliştikçe işçilerin değişimini görürüz. Hakları için mücadele ettikçe, birlik olmanın önemini...

UİD-DER Aylık Bülteni