Navigation

Buradasınız

İş Kazasında Oğlunu Kaybeden Ayşe Kıyak: “Başka Analar Ağlamasın, İşçi Ölümlerine Çare Bulunsun!”

Her ay onlarca işçi, sermayenin doymayan kâr hırsından dolayı iş kazalarında yaşamını kaybediyor. Hemen her gün fabrikalardan, tersanelerden, madenlerden ve inşaatlardan ölüm haberleri geliyor. En basit iş güvenliği önlemlerini bile “masraflı” ve “gereksiz” gören patronlar, gerekli önlemleri almıyorlar. Devlet ise, üstüne düşen denetleme görevini yapmıyor. Böylece her ay ortalama 100 işçi yaşamdan ve ailelerinden kopartılıyor. İşçilerin sorunlarına sahip çıkan, işçilerin birleşmesi ve haklarını aramaları için çalışan UİD-DER, iş kazalarında duyarlılığı artırmak ve ölümlere dur demek amacıyla yeni bir kampanya başlatıyor. İş kazalarında yaşamlarını kaybeden işçilerin aileleri de, yaşadıklarını anlatarak UİD-DER’e destek veriyor ve başka işçilerin ölmemesi için çağırı yapıyorlar.

11 Mart gecesi Esenyurt’ta bir alışveriş merkezi inşaatında çalışan 11 işçi yanarak can vermişti. Sağlıklı ve güvenli ortam sağlanmadığı için şantiye alanındaki naylon çadırlarda kalan işçiler, elektrik sobasının çadırı tutuşturması sonucu diri diri yandılar. Cesetleri, aileleri tarafından bile teşhis edilemeyecek hale gelen gencecik işçilere, işyerleri mezar oldu. Bu işçilerden 30 yaşındaki Barış Kıyak’ın ailesiyle gerçekleştirdiğimiz röportajı yayınlıyoruz.

Sizin gibi birçok aile evladını toprağa verdi. Siz de kısa bir süre önce evladınızı yitirdiniz, Barış’ı toprağa verdiniz. Öncelikle kaza nasıl yaşanmış onu anlatır mısınız?

Ayşe Kıyak: Elektrik kaçağından kaynaklı yangın çıkmış. Biz televizyondan yangın haberini duyduk… (Konuşamıyor)

Damla Kıyak: Çadır olarak kullandıkları şeyin yanmaz olanları varmış ama daha ucuz olduğu için kolaylıkla tutuşan malzemelerden almışlar. İş güvenliği önlemi alınmıyormuş ve direkt tutuşmuş yataklar. Kaçamamışlar zaten…

Ayşe Kıyak: Orada bir kaynakçı çocuk varmış. “Ben çadırı kestim ama ateş hızla yayıldığı için yanaşamadım, az kalsın yanıyordum” diyor.

Televizyondan yangın haberini duyduğunuzda anladınız mı orası olduğunu?

Damla Kıyak: Başta anlamamıştık. Ablamı aramışlar Kıraç Belediyesi’nden. Demişler ki “adli tıpa geleceksiniz”, teşhis yapılacakmış. Çünkü yandığı için kimliği belirlenemiyormuş. Biz gittik ablamla, bizden kan almadılar. Babamdan kan almaları gerekiyormuş. Ertesi günü gittik babam kan verdi. Daha sonra cenazeyi aldık.

Siz de telefondan mı duydunuz ölüm haberini yoksa oraya gittiğinizde mi öğrendiniz?

Ayşe Kıyak: Hayır, bana haber vermediler. Kızlarım geldikten sonra bana söylediler. Yalnız içime düşmüştü bir korku. Esenyurt’ta yangın çıktığını duyunca hiç gitmek aklıma gelmedi.

Kaza haberini duyduğunuzda ne hissettiniz?

Ayşe Kıyak: Çok acı çok, dayanılacak gibi değil. Her gün aynı şeyi görüyorum. Uyduğumda onu görüyorum hep. Bitmek tükenmek bilmeyen bir acı işte… Allah düşmanımın başına vermesin. Bir ölen ölmüyor. Arkada kalanlar daha çok ölüyor, her gün ölüyor… Diri diri 11 tane genç yandı. Bu iyi bir ölüm değil. Hasta olsa doktora götürürsün, tedavi ettirirsin. Olmazsa, Allah aldı dersin. O gençler diri diri, sapasağlam öldü gitti. Kendimi de çok suçluyorum, benim yüzümden öldü diye. İşe girmesini ben istedim.

Damla Kıyak: Herkes çalışıyor sonuçta. Kendini suçlamana gerek yok anne.

Barış’ı biraz anlatır mısınız? Nasıl biriydi? Neler düşünüyordu, neler hayal ediyordu hayatına dair?

Ayşe Kıyak: 30 yaşındaydı. İçine kapanık biriydi. Uslu, kendi halinde, hiç kimseye zararı olmayan biriydi.

Damla Kıyak: İşi bırakmak istiyordu, çalışma saatlerini artırdıkları için. Beğenmiyordu işi zaten. Okul kapanınca işi bırakıp köye gitmek istiyordu. Muğla’yı daha çok seviyordu.

Ayşe Kıyak: Okul tatil olunca ben onu bir ay sonra köye gönderecektim. Çalışmak istemiyorsan işi bırak diyecektim. Bir keresinde iki gün evde kaldı, daha sonra “ben gidip çalışayım, bir ay sonra köye gideyim” dedi. İşte o son gün… Nerden bilecektim öleceğini… Çok çalıştırıyorlardı. Akşam altıya kadar çalıştırıyorlardı. Çok yoruluyoruz, çadırın içi kokuyor diyordu.

Sizce bu iş kazasının sebebi nedir?

Damla Kıyak: Bir kere çadırların içi çok pismiş. Hiçbir güvenlik önlemi yokmuş çadırlarda. Zaten denetlemeye gelen müfettişler de hiçbir denetleme yapmıyormuş. Sadece inşaat alanını denetleyip gidiyorlarmış. Çadırlara bakmıyorlarmış. Orası bizim denetimimiz dışında, diyorlarmış. Hâlbuki öyle olmaması gerekiyor. Çok büyük bir alan ve çadırlar da oranın bir parçası sonuçta. Sırf masraf olacak diye bir ambulans bile bulundurmuyorlarmış. Ambulansın her zaman hazır bulunması gerekiyormuş normalde. İnsan canının hiçbir değeri yok. Önce bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Çünkü yapılacak masraf çok büyük bir masraf değil. Kendilerine göre bir seçim yapıyorlar. İşçileri insan yerine koymuyorlar.

Ayşe Kıyak: Bir işyeri çalışmaya uygun değilse durdurulmalı.

Damla Kıyak: Bu işyerinde iş güvenliği müfettişinin durdurma yetkisi varmış aslında. Hatta daha önceden bir kere durdurmuş ama mahkemede “ben sadece bildiririm, hiçbir şekilde durduramam, müdahale edemem” dedi. Daha önceki denetlemelerde burası ödül almış ve bir ay sonra aynı inşaat alanında bir kişi daha ölmüş. Artık nasıl denetliyorlarsa…

Patron sorumluluğu üzerine aldı mı peki?

Damla Kıyak: Hayır, almadı. Taşeron şirketin işçileri tutuklanmış. Bir tane de asıl firmadan işçi tutuklanmış.

Peki, ne gerekçeyle işçileri tutuklamışlar?

Damla Kıyak: Yine işçileri tutuklamışlar işte. Meselâ bir işçi var, C sınıfı iş güvenliği uzmanı. O diyor ki, benim bir yetkim yok, ben sadece bildiriyorum. O bildirmiş zaten. Ama ondan daha üst, onu atayan bir uzman daha var, o tutuklanmamış. İş güvenliği müfettişi asıl tutuklanması gereken kişi ama o da tutuklanmamış.

Ayşe Kıyak: KALDEM İnşaat’ın sahibi var içeride. O suçlamayı kabul etmiyor. “Ben çadırın yanıcı olduğunu bilmiyorum” diyor. Suçlamayı kabul etmiyor.

Damla Kıyak: Bir tane kalfa var meselâ, onu niçin tutukladıklarını ben anlamadım. Kendisi de hangi suçlamadan içeri alındığını anlamamış. Sonra bir tane usta, bir tane mimar var…

Ayşe Kıyak: İşçiler tutuklanır, patronlar gezer. Türkiye’nin kanunu bu! Bizim işçiler toprağın altında ama patronlar gezip bol bol para harcıyorlar.

Damla Kıyak: Kayı İnşaatın bir mimarı var. Onun avukatı şöyle diyor: “Biz iki yüz milyar tazminatı verdik size, her türlü mağduriyeti karşıladık. Daha da böyle şikâyetçi olmanız anlamsız artık!”

Davalar açtınız, şu an davalar ne durumda, kimler tutuklu?

Damla Kıyak: Şimdi 10 kişi tutuklu. Bir kişi de tutuksuz yargılanıyor. İşte, ifadeleri falan alındı. İlk duruşma oldu zaten. İlk duruşmada bizim ifadelerimiz, tutukluların ifadeleri alındı. Tutuklu işçiler de var.

Çadırda 11 işçi hayatını kaybetti. Peki, kaç kişi bu şekilde şikâyetçi oldu?

Damla Kıyak: Beş aile şikâyetçi oldu. Oradan kurtulan işçilerden biri şu anda hastanede psikolojik tedavi görüyor. “Ben alevlerin arasından kaçmaya çalışırken, az kalsın lağım çukuruna düşüyordum” diyor. O da şikâyetçi olacakmış. Diğerleri parayı aldıkları için şikâyetçi olmamışlar. İmza attırmışlar, herhangi bir şikâyette bulunmasınlar diye. Ama böyle bir şey geçersiz. Zaten biz tazminat davası değil ceza davası açıyoruz.

Peki, siz diğer ailelere ulaşıp iletişim kurabiliyor musunuz?

Damla Kıyak: Biz sadece şikâyetçi olan ailelerle görüşebiliyoruz, diğerleriyle görüşemiyoruz. Ama avukatlar ulaşmaya çalışıyormuş.

Ayşe Kıyak: Bazıları da dilekçe gönderip şikâyetçi olmadıklarını söylüyorlarmış.

Bu süre içerisinde sizler de diğer iş kazalarında yaşamını yitirenlerin aileleriyle bir araya geldiniz. Vicdan Nöbeti eylemlerine katılıyorsunuz. Bu eylemleri biraz anlatır mısınız?

Damla Kıyak: Mesela Davutpaşa’daki patlamadan işçi aileleri var, sonra maden ve set işçilerinin aileleri var. Onlarla tanışıyoruz. Bu eylemde aileler, davada, duruşmada yaşadıkları süreci birbirine anlatıyorlar. Dayanışmaya çağrı yapılıyor.

Siz, iş cinayetlerinin son bulması için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Ayşe Kıyak: Devletin denetlemesi gerekiyor. Bir işyeri çalışmaya uygun değilse iş durdurulmalı. Durdurulmasa bile işçilerin durdurması gerekir. Burası bizim için uygun değil desinler. Ben bu kadar uygunsuz olduğunu bilseydim evladımı orada çalıştırmazdım. Hiç gidip bakmadım da. Ben başka anaların ağlamasını istemiyorum. İşçi ölümlerine bir çare bulunsun.

Şu andaki iş güvenliği yasasında, işçilerin barınabilmesi için tavanın yüksekliği, zeminin yıkanabilir olması, orada barınabilecek işçi sayısına kadar her şey belirlenmiş. Peki, o işçiler yanarak can vermeden önce; “biz burada kalamayız, burası bizim can güvenliğimiz için tehlikeli, burada hastalanabiliriz, burada yangın çıkabilir, burada kazalar yaşanabilir, bu bizim yasal hakkımız” deselerdi sizce yeterli olur muydu?

Damla Kıyak: Bence değişirdi. En azından örgütlenebilirlerdi. Ama dediğim gibi, denetim için gelmemiş kimse. Zaten işlerine gelmiyor herhalde.

Peki, işçiler bunu fark etmesine rağmen neden bir şey söylemiyorlardı? Yani sorunlarını dile getirmelerine engel olan neydi?

Ayşe Kıyak: İşsizlik var. Türkiye’nin yarısı işsiz! Dışarıdan çok insan getirip üç kuruşa beş kuruşa çalıştırıyorlar.

Damla Kıyak: Hepsinin örgütlenmesi gerekir. Bir kişinin ses çıkarmasıyla olacak iş değil. Sonuçta o gönderilir, başkası getirilir. Birlik olmaları gerekiyor. Bırakıp gidenlerin geridekilere bir faydası olmadı. Gittiği yerde de aynı sorunu yaşayacak sonuçta. Öncelikle birlik olmamız gerekiyor. İşçilerin hepsinin birlik olması gerekiyor. Meselâ bu duruşmada beş aile beraber olmasaydık, avukatların dediğine göre dava kapanıp giderdi. Biz direndiğimiz için, mücadele ettiğimiz için birçok tutuklu var. Ama asıl suçluların tutuklanması için elimizden geleni yapacağız. Vicdan nöbetleri de iyi oluyor tabii.

Son olarak eklemek, söylemek istediğiniz bir şey var mı buradan işçilere, iş kazasında yaşamını yitirenlerin ailelerine?

Ayşe Kıyak: Aileler şikâyetçi olsunlar. Gencecik evlatlarının hakkını arasınlar. Ben, genç yaşta toprağın altına koyduğum evladımın hakkını arayacağım. Ben oğlumu evlendirmeyi düşünüyordum. Ama düğünü yerine mevlüdünü yaptık. Bundan sonra da yaşamak çok zor, çok acı. Dünyada yaşayasım yok, gezesim yok. Ölsem bundan daha iyi olur. Acı çekiyorsun, özlüyorsun sürekli ama yok işte... Patronlar üç kuruş paradan ötürü işçilerin canını yakmasınlar… (Ağlayarak anlatıyor.) Anlasınlar patronlar işçilerin de insan olduğunu. İşçiler öldüklerinde onca tazminat ödeyeceklerine, o paranın onda birini işçilerin iyi şartlarda çalışmasına harcasınlar. Üç kuruşluk para için insanın hayatı hiçe sayılıyor. Bu yaptığınız çalışma çok iyi bir şey. Sizler de çok sağ olun. Uğraşıyorsunuz, çaba harcıyorsunuz.

Damla Kıyak: Bunlara gerek kalmaması için işçilerin başta bilinçlenmesi, dayanışma içerisinde olması gerekiyor.

16 Ekim 2012

Son Eklenenler

  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuzda meydana gelen patlama sonucunda 7 işçi yaşamını yitirmiş 126 işçi ise yaralanmıştı. Ayrıntılar belirginleştikçe işçilerin bir kez daha sermayenin kâr hırsının kurbanı...
  • Kıdem tazminatına devlet güvencesi geliyor! Bir gün çalışan işçi dahi kıdem tazminatı alacak! Kıdem tazminatında devrim! Gündemdeki yerini işte bu “müjdelerle” aldı kıdem tazminatıyla ilgili yeni tasarı. Biz işçiler de epey zamandır bu müjdeli...
  • Nejat Elibol Direnen Haliç romanında 1970’li yılları anlatır. Üç fabrikada işçilerin mücadelesinin ve yürüttükleri direnişin öyküsünü aktarır. Olaylar geliştikçe işçilerin değişimini görürüz. Hakları için mücadele ettikçe, birlik olmanın önemini...
  • İktidara geldiğinden beri işçi düşmanı yasaları yapmakta pek mahir olan AKP iktidarı, uzun zamandır peşinde olduğu kıdem tazminatını fon aracılığıyla ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçti. Burjuvazi her fırsatta işçi sınıfının mücadelelerle...
  • Bir bilginin veya haberin ya da bir olayın değiştirilip, bozulup, çarpıtılıp çıkar sağlamak amacıyla yeniden dolaşıma sokulmasına dezenformasyon deniliyor. Burjuvalar yüzlerce televizyon kanalını, sayısız gazete ve dergiyi, koca bir troller ordusunu...
  • Kapitalist sömürü düzeninde egemenlerin tek bir gayesi vardır; kârlarını arttırmak ve böylece sermayelerini büyütmek. Bu uğurda yapamayacakları şey yoktur. Onların ne vicdanları, ne ahlakları, ne de insanlıkları vardır, tek kutsalları sermayeleridir...
  • İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin safında yer almış sanatçılarından biri olan Rıfat Ilgaz, 1911’de, yoksul bir ailede, hırçın Karadeniz’in ve dik başlı Ilgaz dağlarının yanı başında doğdu. Yaşadığı döneme savaşlar, devrimler, ayaklanmalar ve...
  • Bir Amerikan hapishanesinde geçiyor Esaretin Bedeli filmi. Suçsuz olduğu halde müebbet hapse mahkûm edilmiş Andy’nin hapishaneden kaçış öyküsünü anlatıyor. Yıllarca dört duvar arasına hapsedilen insanların psikolojilerini, alışkanlıklarını,...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasında 6 işçinin hayatını kaybettiği, 118 işçinin ise yaralandığı patlama sonrası patron örgütü MÜSİAD, fabrikanın sahibi Yaşar Coşkun’a kol kanat germekte gecikmedi. MÜSİAD Genel...
  • Bir tüccar tüm eşyalarını eşeğinin sırtına yüklemiş atının sırtına binmiş ve yeni pazarlar bulmak için şehre doğru yola koyulmuş. Ne at ne de eşek bir ay sürecek zorlu bir yolculuğa çıktıklarının farkındaymış. Başlangıçta bir zorluk görünmüyor, yol...
  • Kendisini sermayeyi büyütmeye adamış kapitalist egemenler, bu uğurda sürekli politika geliştirmişlerdir. Örneğin yıllarca evin dört duvarı arasına sıkıştırılmış kadın emeği, patronların ihtiyacı olduğunda derhal fabrikalara yönlendirilmiştir. 1....
  • Onların isimlerini okul kitaplarından öğrendik. “Yeni Dünya”nın kurucuları olarak bahsediliyordu onlardan. “İlkellere”, “vahşilere” medeniyet götürmüşlerdi çünkü. Yıllarca Batı uygarlığının kahramanları, medeniyetin sembolleri olarak anılıp...
  • “Gereksiz yere yanan ışıkları kapatın”, “duş süresini kısaltın”, “pencerelerinizi kontrol edin”, “diş fırçalarken suyu kapatın”, “peteklerinizin arkasındaki duvarı kaplayın”… Biz işçi ve emekçiler böyle tavsiyeleri çok sık duyarız. Ama koronavirüs...

UİD-DER Aylık Bülteni