Navigation

Buradasınız

Kapitalist Kâr Düzeni Son Bulmadan İnsanlık Huzur Bulmaz!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 137 Başyazı
Kaz Dağlarında altın arayan Alamos Gold adlı Kanadalı şirket ve onun yerli ortağı Doğu Biga Madencilik, şu ana kadar 200 bin civarında ağacı kesmiş ve doğada büyük bir tahribata yol açmıştır. Bu şirketler, siyanürle altın arıyor ve yerin altını üstüne getiriyorlar. Kesilen on binlerce ağaç, yok edilen bitki örtüsü, toprağa ve suya karışan siyanürün yarattığı kirlilik, insanı ve doğal yaşamı tehdit ediyor. Alamos Gold adlı şirket dâhil, altın ve diğer maden şirketleri tüm dünyada doğaya korkunç zararlar veriyorlar. Ama ne insan ne de doğal yaşam bu şirketlerin umurundadır. Onlar, doğanın bağrını sökerek daha fazla maden çıkartma ve kârlarını katlama hırsıyla yanıp tutuşuyorlar. Çünkü kapitalist sistemde üretimin tek amacı kâr elde etmek ve birikmiş sermayeyi daha fazla arttırmaktır. Dolayısıyla mesele sadece bu şirketlerin açgözlülüğü değildir, mesele bir sistem sorunudur. 

Kaz Dağlarında altın arayan Alamos Gold adlı Kanadalı şirket ve onun yerli ortağı Doğu Biga Madencilik, şu ana kadar 200 bin civarında ağacı kesmiş ve doğada büyük bir tahribata yol açmıştır. Bu şirketler, siyanürle altın arıyor ve yerin altını üstüne getiriyorlar. Kesilen on binlerce ağaç, yok edilen bitki örtüsü, toprağa ve suya karışan siyanürün yarattığı kirlilik, insanı ve doğal yaşamı tehdit ediyor. Alamos Gold adlı şirket dâhil, altın ve diğer maden şirketleri tüm dünyada doğaya korkunç zararlar veriyorlar. Ama ne insan ne de doğal yaşam bu şirketlerin umurundadır. Onlar, doğanın bağrını sökerek daha fazla maden çıkartma ve kârlarını katlama hırsıyla yanıp tutuşuyorlar. Çünkü kapitalist sistemde üretimin tek amacı kâr elde etmek ve birikmiş sermayeyi daha fazla arttırmaktır. Dolayısıyla mesele sadece bu şirketlerin açgözlülüğü değildir, mesele bir sistem sorunudur. 

Eğer üretim insanlığın ortak çıkarları, refahı ve mutluluğu için yapılsaydı, dünyamız bir yeryüzü cennetine dönüşmüş olurdu. İnsanlık, doğayla uyum içinde huzurlu bir yaşam sürerdi. Ama kapitalist kâr düzeni buna engel oluyor. Bu düzende üretimin hedefi ve mantığı insanlara yararlı ve kaliteli ürünler üretmek değil, daha fazla kâr getirecek ürünler üretmektir.

Eğer üretim insanlığın ortak çıkarları, refahı ve mutluluğu için yapılsaydı, dünyamız bir yeryüzü cennetine dönüşmüş olurdu. İnsanlık, doğayla uyum içinde huzurlu bir yaşam sürerdi. Ama kapitalist kâr düzeni buna engel oluyor. Bu düzende üretimin hedefi ve mantığı insanlara yararlı ve kaliteli ürünler üretmek değil, daha fazla kâr getirecek ürünler üretmektir. Bu yüzden, sistem bu amaç doğrultusunda örgütlenmiştir. En basitinden, ekmek üretmek kârlı değilse, sermaye sahibi gider parasını silah üretimine yatırır. Ekmek insan için vazgeçilmez temel bir ihtiyaç maddesiyken, silah savaş ve yıkım demektir. Ama bu durum sermaye sahibini zerrece ilgilendirmez. O vicdanına değil cüzdanına bakar. Üstelik savaşla birlikte kentler yıkılır ve yeniden yapılmaları gerekir. Bu da kapitalistler için yeni kârlı alanlar demektir. 

Sermaye sahipleri, ister elle tutulsun ister tutulmasın, ister maddi isterse manevi olsun, dünyadaki her şeye kâr gözüyle bakarlar. Her şeyi metaya dönüştürmek, satıp kâr elde etmek isterler. Şair Orhan Veli, Türkiye’de kapitalist ilişkilerin az geliştiği dönemde yazdığı şiirinde şu mısralara yer vermişti: “Bedava yaşıyoruz, bedava/Hava bedava, bulut bedava/Dere tepe bedava/Yağmur çamur bedava/Acı su bedava.” Eğer Orhan Veli bugün yaşasaydı, muhtemelen acı acı tebessüm ederdi, acı suyun bile paralı ve üstelik çok da pahalı olduğunu görerek.

Sermaye sahipleri her şeye satılacak ve kâr edilecek mal gözüyle bakmakla kalmaz, aynı zamanda kullanım ömürleri son derece kısa olan mallar üretirler. Meselâ 1940’larda bir kimya şirketi, geliştirdiği sentetik kumaşla çok dayanıklı ve kaçmayan kadın çorapları üretmişti. Bu çoraplar, bir otomobili çekecek kadar dayanıklıydı. Ama 30 yıl boyunca giyilebilecek bu çoraplar, sermaye sahibi için kârsızdı ve bu yüzden de kısa ömürlü çoraplar üretmeye başladı. Uzun ömürlü ve kaliteli otomobiller, buzdolapları, çamaşır makineleri, bilgisayar ya da cep telefonları üretildiğini ve bunların teknolojik yeniliklere uyumlu olduğunu düşünelim… Bu durum kapitalistlerin işine gelir mi? Elbette gelmez. Çünkü o zaman bu ürünlerin yeni versiyonlarını satmak için tüketimi kışkırtamazlar. Böylece insanların ihtiyacı ve tüketimi azalır, tüketim azalırsa üretim de azalır ve kapitalistler yüksek kârlar elde edemezler. Yani böyle bir durum kapitalist üretimin mantığına terstir. Kısa sürede ıskartaya çıkan teknolojik ürünler örneğinde gördüğümüz üzere, sermayedarlar, kullanım eşyalarının ömrü kısaldıkça daha çok üretiyor, daha çok satıyor ve daha çok kâr elde ediyorlar.

İşçileri iliklerine kadar sömüren, yoksulluğa ve sefalete mahkûm eden sermaye sınıfı, doğayı da talan ederek gezegenimizin doğal yapısını bozmuştur. Bu gerçek görülmeli ve her alandan yükseltilen mücadele, aynı zamanda kapitalizmi hedef almalıdır.

Ne var ki üretimin durmaksızın genişlemesi ve büyümesi, hammadde ihtiyacının da sürekli olarak artması demektir. Üretim genişledikçe daha fazla metal cevherine, daha fazla petrole, gaza ve kömüre, daha fazla suya, daha fazla inşaat malzemesine ihtiyaç vardır. Bu da doğanın bağrının daha fazla sökülmesi, ormanların ve bitki örtüsünün yok edilmesi, barajlar ve santraller kurulması, suların kuruması, çevrenin tahrip edilmesi anlamına gelir. Bugün küresel iklim değişikliğinin temel nedeni, kapitalizmin bu yapısıdır. Havanın ısınması, buzulların erimesi, mevsimlerin değişmesi, hortumlar ve yıkıcı sellerin oluşması ile kapitalist üretim arasında derin bir bağ vardır.

Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlar, hava kirliliğinin oluşmasında başı çekiyorlar. Oysa fosil yakıtlar kullanmadan da dünyadaki enerji ihtiyacını karşılamak mümkündür. Örneğin güneş, hem insanlığa bolca yetecek hem de doğayı tahrip etmeyecek türde devasa bir enerji kaynağıdır. Ancak güneş enerjisinden yararlanmak için büyük yatırımlara ihtiyaç vardır. Ne var ki kapitalistlerin amacı yatırdıkları sermayeyi bir an önce yerine koymak ve kâra geçmektir. Bu yüzden, asla insanlığın çıkarına olacak böylesine büyük ve kârsız yatırımlara girişmezler. “Peki, devletler ne yapıyor? Onlar bu büyük yatırımları üstlensinler” denebilir ama bu düzende devletler de sermaye sınıfının hizmetindedir.

Kapitalist düzende üretim ve toplumsal yaşam petrol ve doğal gaz gibi fosil enerji yakıtlarına bağımlıdır ama bu hammaddeler doğada oldukça sınırlıdır. Nitekim bugün Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya savaşının başlıca nedenlerinden biri de, bu enerji yataklarını ve pazarlarını kontrol etmektir. Pazar ve yatırım alanları ile enerji kaynaklarını kontrol etmek üzere sürdürülen emperyalist savaş; Afganistan’dan Suriye’ye, Irak’tan Libya’ya kadar geniş bir coğrafyada milyonların canını almış bulunuyor. Milyonlarca insanın göç yollarına düşmesinin nedeni emperyalist savaştır. Ve bu savaşın nedeni de kapitalist kâr düzenidir. İşte bu yüzden her işçi kardeşimiz bu gerçeği görmeli, işsizlik ve yoksulluktan doğan tepkisini göçmenler yerine kâr düzenine yöneltmelidir.

Üretimin kâr amacıyla yapıldığı kapitalist düzen, bu yapısından dolayı derin bir çıkmaza saplanmıştır. Üretim, ticaret ve dolayısıyla nüfus kentlerde toplanmış, kentler betonlaştırılmış ve milyonlar bu beton yığınağında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Söz konusu olan tam bir kaos ve keşmekeştir. Asya’dan Afrika’ya yüz milyonlarca insan kentlerin varoşlarında derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi veriyor. Yüz milyonlarca insan işsiz, aç ve perişandır. İki milyar insan doğru düzgün karnını doyuramıyor. Bir bu kadar insanın ise herhangi bir sosyal güvencesi yok. Her sene 11 milyon çocuk; temiz su, yeterli yiyecek ve ilaca ulaşamadığı için ölüyor.

İşçileri iliklerine kadar sömüren, yoksulluğa ve sefalete mahkûm eden sermaye sınıfı, doğayı da talan ederek gezegenimizin doğal yapısını bozmuştur. Bu gerçek görülmeli ve her alandan yükseltilen mücadele, aynı zamanda kapitalizmi hedef almalıdır. Unutmayalım, kapitalist kâr düzeni ayakta kaldığı müddetçe işçi sınıfının sömürülmesi son bulmaz, doğa talan edilir, emperyalist savaş daha fazla insanın canını alır ve dünyaya huzur gelmez!

22 Ağustos 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...

UİD-DER Aylık Bülteni