Navigation

Buradasınız

Kimin Yanında, Kimin Karşısında?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 130
Şu sözler uzun yıllardır aynı metal fabrikasında çalışan bir işçiye ait: “Kahvedeki arkadaşlarla, komşularla, fabrikadaki işçi arkadaşlarla eskiden de tartışırdık. Ama son zamanlarda en ufak bir şeyde hemen gerginlik, tatsızlık çıkıyor, kavgalar başlıyor. Küslükler, kırgınlıklar oluyor. Eskiden böyle şeyler yaşanmazdı, en azından tartışmalar böyle büyümezdi. İnanır mısın, gruplaşmalar öyle oldu ki fabrika yemekhanesinde bazen kalabalık nedeniyle yer bulamayanlar oluyor gene de gidip başka partilere oy verenlerin masasına oturmuyorlar. Nasıl bu hale geldik, anlamıyorum.”

Şu sözler uzun yıllardır aynı metal fabrikasında çalışan bir işçiye ait: “Kahvedeki arkadaşlarla, komşularla, fabrikadaki işçi arkadaşlarla eskiden de tartışırdık. Ama son zamanlarda en ufak bir şeyde hemen gerginlik, tatsızlık çıkıyor, kavgalar başlıyor. Küslükler, kırgınlıklar oluyor. Eskiden böyle şeyler yaşanmazdı, en azından tartışmalar böyle büyümezdi. İnanır mısın, gruplaşmalar öyle oldu ki fabrika yemekhanesinde bazen kalabalık nedeniyle yer bulamayanlar oluyor gene de gidip başka partilere oy verenlerin masasına oturmuyorlar. Nasıl bu hale geldik, anlamıyorum.” Bu satırları okuyan pek çok işçi “bizim fabrikamızda da durum aynı” diyecektir. İşte son zamanlarda çokça duyduğumuz “kutuplaşma” budur. Ve ne yazık ki işçilerin içine düştüğü kutuplaşma tuzağının sonuçları hayatımızı derinden etkilemektedir.

İşçiler birbirlerinin yanında saf tutmadan sömürülmekten kurtulamazlar. İşçilerin kutuplaşması sadece egemenlerin işine yarar! Gerçek kutuplaşma işçi ile işçi arasında değil, işçi ile patron arasındadır.

Biraz eskilere gidelim. 2 bin yıl evvel Roma devletinde insanlar iki gruba bölünmüştü. Her şeyin sahibi olan efendiler ve her şeyi üreten köleler! Efendiler tüm işlerini kölelere gördürür ve onlara açlıktan ölmeyecekleri kadar yemek verirlerdi. Hepsi bu kadar da değil. Köle sahipleri köleler içinde en güçlü, en sağlıklı, en cesur, en yiğit olanları seçer, onları gladyatör yani dövüşçü yaparlardı. Para kazanmak ve eğlenmek için onları arenalarda birbirleriyle dövüştürürlerdi. O güçlü kuvvetli gladyatörler kendileri gibi bir gladyatör tarafından binlerce kişinin gözleri önünde ve çılgın tezahüratlar eşliğinde öldürülürdü. İşte o zamanları anlatan filmlerde, romanlarda gladyatör kölelerin bir gün birbirlerini öldürmek zorunda kalacaklarını düşünerek dost olmamaya çalıştıkları anlatılır. Onlar, umutsuzluk ve yalnızlık içinde birbirlerinden uzak dururlarmış. Efendilerin sefahat içindeki yaşamı da böylece sürüp gidermiş.

Ama bir gün Spartaküs adlı bir gladyatör çıkmış. Onları bu hale getirenlerin efendiler olduğunu, kölelerin birbirini öldürmesinin, kırbaç zoruyla çalıştırılmasının kader olmadığını anlamış. Diğer kölelerle dost ve kardeş olmuş. Anladıklarını onlara da anlatmış. Spartaküs, önce onlarca gladyatörü, ardından yüz binlerce köleyi bir ordu halinde birleştirmiş. Açgözlü ve zalim efendilerin Roma’sının, kölelik düzeninin yıkılmasına giden yolda bu isyan belirleyici bir rol oynamış.

Dönelim günümüze. Kapitalist düzende patronlar efendi, işçilerse “ücretli köle”dir. Gerçekte toplum zaten bir tarafta işçi sınıfı ve yoksul emekçiler, öte tarafta da sermaye sınıfı olarak kutuplaşmış durumdadır. Zengin ile yoksul, alın teri dökerek çalışan işçi ile işçiyi sömüren patron ayrı kutuplardadır. Gerçek kutuplaşma budur. Ama sermaye sınıfı tıpkı köle sahibi efendiler gibi, bu kutuplaşmanın üzerini örtüyor ve işçileri yapay temellerde kutuplaştırıyor. Bu yüzden işçiler gerçek sorunlarını çözebilmek için patronlara karşı kavga veremez hale geliyor. Egemenlerin ağzından konuşup birbirleriyle kavgaya tutuşuyor.

Bir düşünelim: Aynı sofraya, masaya oturamayan, birbiriyle konuşup iletişim kuramayan, birbirine önyargılı davranan, birbirleriyle rekabet eden işçiler haksızlıklara karşı nasıl mücadele edebilirler? Baksanıza, çözülmesi gereken ne kadar büyük sorunlarımız var; düşük ücretler, emeklilikte yaşa takılma, aşırı mesailer, aşırı üretim baskısı, hayat pahalılığı, işsizlik, iş kazaları, bitip tükenmeyen borçlar, taşeronluk sistemi, sendikalı olamamak… İşte kutuplaşma bu sorunları görmemizi ve çözüm için birleşmemizi engelliyor. Ama hangi partiye oy vermiş olursa olsun patronlar birleşiyor ve işçilere karşı her türden saldırıyı hayata geçiriyorlar. İşçileri birbirine düşürüp haklarını ellerinden almak için birlikte planlar yapıyorlar. Çok açık, dün nasıl ki efendiler köleleri birbirine kırdırtıyorsa bugün de patronlar biz işçileri yapay kutuplara bölüyorlar, bizi birbirimize düşürüyorlar!

Bilmeliyiz ki aynı partiye oy verse de bir işçi ile bir patronun çıkarları aynı değildir. Farklı partilere oy verseler de tüm işçilerin sorunları, çıkarları aynıdır. Bu nedenle birlik olmak işçilerin çıkarınadır. Ekmek parası için aynı koşullarda çalışan, ekmeklerini büyütmek için birlikte hareket etmeye ihtiyaç duyan işçilerin yeri birbirlerinin yanıdır. İşçiler birbirlerinin yanında saf tutmadan sömürülmekten kurtulamazlar. İşçilerin kutuplaşması sadece egemenlerin işine yarar! Gerçek kutuplaşma işçi ile işçi arasında değil, işçi ile patron arasındadır. O halde işçiler birbirlerinin yanında, patronların karşısında olmalıdır.

25 Ocak 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni