Navigation

Buradasınız

Bu Nefret Doğru mu?

İşçi Dayanışması Bülteni, No:135

İkinci Dünya Savaşı sırasında yerle bir olan Avrupa, sanayisini kalkındırmak için savaş sonunda çevre ülkelerden göçmen işçi almaya başladı. Türkiye’den de işsizlik ve yoksullukla boğuşan çok sayıda insan iyi bir iş ve huzurlu bir gelecek umuduyla Almanya’ya çalışmaya gitti. Göçmen işçiler, Alman işçilerden daha ağır koşullarda, daha düşük ücretlere çalıştırılıyorlardı. Çalışma koşullarının berbat olması yetmiyormuş gibi göçmen işçiler bir de ırkçılığa, ayrımcılığa, nefrete maruz kalıyorlardı. Aşağılanıyor, horlanıyorlardı. Türkiyeli göçmen işçilerin aşağılandığı nice fıkra anlatılıyordu. Yapılan propagandaya göre Türkler pis kokuyordu, medeniyet görmemişlerdi, düşük ücretlerin sebebiydiler, iş olanaklarını Almanların elinden alıyorlardı, Almanya’nın zenginliğini sömürüyorlardı…

Bu nefret dolu sözler çok tanıdık değil mi? 2011’de patlak veren korkunç savaşın mülteci durumuna düşürdüğü Suriyeli emekçilerin yaşadıkları, “Alamancı” Türk işçilerin yaşadıklarından farklı değil. Suriye’deki çatışmalar, katliamlar, bombalar nedeniyle hayatta kalabilmek için Türkiye’ye gelen Suriyeliler aynı nefretle karşı karşıya. Oysa bu yaklaşım tamamen yanlıştır ve hem nefretin hedefi olan Suriyeli emekçiler için hem de Türkiyeli yoksul işçi ve emekçiler için çok tehlikelidir.

Geçmişte Alman sermaye sınıfı Türkiyeli işçileri en berbat koşullarda çalışmaya zorladı. Alman işçilerin ücretlerini düşürmek ve çalışma koşullarını ağırlaştırmak için Türkiyeli işçileri kullandı. Türkiyeli ve Alman işçileri birbirine karşı kışkırtıp düşmanlaştırdı, birlikte hareket etmelerinin önüne geçti. Böylece rahat rahat sömürmeye devam etti. Bugün de Türkiyeli patronlar Suriyeli işçileri en berbat koşullarda çalıştırıyorlar. Suriyeliler bahanesiyle Türkiyeli işçileri daha düşük ücretlerle çalışmaya zorluyorlar. Türkiyeli işçiler yaşadıkları sorunların sebebinin Suriyeli işçiler olduğunu düşünüp onlara düşman oluyor. Örgütlenip birlikte hareket etmesi, kardeş olması gereken işçiler, patronların oyunları nedeniyle bölünüp parçalanıyor. Onların sırtından semiren patronlar zenginleşmeye devam ediyor.

Suriyeli göçmen işçiler Türkiye’de asgari düzeyde yasal haklara bile sahip değiller. Çalışma saatleri belirsiz. Fazla mesai ücretleri ödenmiyor. İş kazalarında tedavileri yapılmıyor, iş cinayetlerinde ailelerine tazminat verilmiyor. Sendika, sigorta gibi herhangi bir güvenceye sahip değiller. Sokaklarda kâğıt ve çöp toplamak, inşaatlarda, tarlalarda, izbe atölyelerde sabahlara kadar çalışmak göçmen olmalarının doğal bir sonucu olarak görülüyor. Suriyelileri ucuz işgücü olarak çalışmaya mahkûm eden patronlar, onların varlığından çok memnunlar. Öyle ki patron örgütleri bazı politikacıların “Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz” demesine öfkeleniyor, “böyle ucuz işçiyi nereden bulacağız?” diye soruyorlar. Ücretleri zaten çok düşük olan, işsizlik ve yoksullukla boğuşan Türkiyeli işçi ve emekçiler bu gerçeği görmeyip Suriyeli işçileri işsizliğin ve yoksulluğun sorumlusu zannediyorlar. Kandırılmışlığın kör karanlığına sürüklenen bazı işçiler, onlara saldırıp savaş cehenneminde kavrulan ülkelerine dönmelerini istiyorlar. Bu arada ise patronlar sınıfı kârlarını katlıyorlar. Suriyelileri hedef gösterip aradan sıyrılıyorlar.

Kışkırtmalar neticesinde çoğu işçi dostunu düşmanını ayırt edemez hale gelebiliyor. Düşmanlık öyle boyutlara varıyor ki linççi kalabalıklar ortaya çıkıyor. Oysa işsizliğin, yoksulluğun ve hayat pahalılığının nedeni göçmen işçiler değildir. Tıpkı zamanında Almanya veya Avrupa’daki işsizliğin, yoksulluğun nedeninin Türkiye’den giden göçmen işçiler olmaması gibi… Ama bu gerçekler de, Türkiyeli işçi ve emekçilerin sorunları da, en tehlikeli işlerde, güvencesiz ve ucuza çalışan, linç edilmek istenen Suriyeli göçmen işçilerin yaşadıkları da sömürücü egemenlerin umurunda değildir.

İşte tam da bu nedenle yıllar önce Almanya’nın büyük fabrikalarında el ele vermeyi, patronlara karşı tek yumruk olmayı ve haklarını söke söke almayı öğrenen Türk ve Alman işçiler gibi, bugünün Türkiyeli ve Suriyeli işçileri de bu düşmanlığa son vermeyi öğrenmelidir. Asıl düşmanın sömürü düzeni olduğunu görmeli ve kardeşlik bağımızı güçlendirmeliyiz!

20 Haziran 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocakta Gebze’de MESS dayatmalarına karşı coşkulu bir miting gerçekleştirdi. Saat 11.00’de Gebze Trafo Meydanı’nda toplanan metal işçileri, “Metal işçisinin sabrı taştı! Çocuklarımız için grev! Haklarımız...
  • 86 fabrikada 130 bin işçiyi kapsayan metal işkolundaki grup toplu iş sözleşmesi, MESS’in dayatmaları nedeniyle anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı. Haftalardır kitlesel basın açıklamaları, iş bırakma eylemleri ve yürüyüşler gerçekleştiren on binlerce metal...
  • “MESS dayatmalarına sabrımız taştı” diyen, yaptıkları eylemlerde “grev” diye haykıran metal işçileri Gebze’de buluşuyor. Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocak Pazar günü Gebze’de bir araya gelerek MESS dayatmalarına karşı seslerini...
  • Öyle zamanlardan geçiyoruz ki doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru addedilir oldu. Namuslu, dürüst olmak enayilik, saflıkmış gibi yansıtılıyor. Gerçekler bilinçli bir şekilde ters yüz ediliyor. İnsanı insan yapan kıymetli...
  • İstanbul/Bakırköy Belediyesi’nde çalışan işçiler ve kamu emekçileri toplu sözleşmenin uygulanmaması, sosyal haklarının verilmemesi ve ücretlerin geciktirilerek ödenmesine karşı eylem yaptı. Belediye-İş Sendikası İstanbul 2 No’lu Şubenin çağrısıyla...
  • Hesabını bilmek, her işçi için önemlidir. Tabi bunun için az da olsa matematikten, dört işlemden anlamak gerekir. İlkokul yıllarımda ve daha sonrasındaki okul hayatımda, tıpkı benim gibi matematikten pek de haz etmeyen arkadaşlarımın yaptığı gibi,...
  • Çocuk denildiğinde muhtemelen hemen herkesin aklına masumiyet ve saflık gelir. Çocukluk leke tutmaz bir dönemidir insanın. Çirkinlikler, kötülükler çocuklara yakıştırılmaz, çocuk hep hoş görülür. Oynanan oyunların etkisiyle yıpranmış, kirlenmiş...
  • Petrol-İş Sendikası İzmir Şubesinin örgütlü olduğu rüzgâr türbini kanadı üreten TPI Kompozit’in T1 ve T2 işletmelerinden 3’er işçi işten atıldı. Atılan işçilerden birisinin sendika temsilcisi, bir kısmının ise delege olduğu öğrenildi. ABD menşeli...
  • Nâzım Usta’nın dediği gibi “Bir yara açıldığında hücreler onu kapatmak için bir araya gelir. Bunu yapmasalar vücut ölür. Bir yara var ve bizim bir araya gelmemiz gerekiyor…”
  • Metal işkolundaki grup toplu sözleşme sürecinde işveren sendikası MESS’in dayatmaları karşısında işçiler boyun eğmiyor, mücadele ediyor. Üç yıllık sözleşme süresi, esnek çalışma ve sefalet zammı dayatan MESS’in, ücret zammı teklifini ilk altı ay...
  • Geçtiğimiz yılın son günlerinde 2020 yılının bütçesi Mecliste görüşüldü. MHP ve AKP milletvekilleri Mecliste çoğunluk olduğu için, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen bütçe kabul edildi. Aslında bu tartışmalar Saray’ın harcamalarının açık seçik bir...
  • Ben işçiyim, kadınım, insanım./ Her canlı gibi ben de uyurum, uyanırım/ Her sabah erken kalkarım./ İşe geç kalmamak için/ Hızlı adımlarla koşarım, sizin gibi/ Evet, dedim ya ben de sizin gibi insanım.
  • Fransalı işçi ve emekçiler, hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesini ve maaşların düşürülmesini hedefleyen saldırısına karşı 5 Aralıktan bu yana mücadele ediyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım, hizmet ve daha birçok sektörden genç, yaşlı yüz binlerce...