Navigation

Buradasınız

Önyargı ve Suriyeliler Meselesi

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 137
“Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan çok daha zordur” demiş büyük bilim insanı Einstein. Gerçekten de insanlar önyargılı davrandıklarını kabul etmezler. Önyargılarını en doğru düşünceleri gibi sahiplenir, ısrarla savunurlar. Egemenler, emekçilerde önyargılar yaratmak ve bizi körleştirmek isterler.

“Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan çok daha zordur” demiş büyük bilim insanı Einstein. Gerçekten de insanlar önyargılı davrandıklarını kabul etmezler. Önyargılarını en doğru düşünceleri gibi sahiplenir, ısrarla savunurlar. Egemenler, emekçilerde önyargılar yaratmak ve bizi körleştirmek isterler. Çünkü bizim için körleştirici olan şey onların ekmeğine yağ sürer, bizleri yönetmelerinin yoludur bu. Onlar “böl parçala yönet” taktiğini ustaca kullanır, bizi birbirimize düşürürler. Hedef şaşırtır, böylelikle sömürü düzenlerini korurlar. Bugün Suriyeliler konusunda yaratılan önyargılar tam da bu amaca hizmet ediyor.

Bugün Türkiye’de üç buçuk milyondan fazla Suriyeli bulunuyor. Bu insanlar ülkemize durup dururken gelmediler. Suriye’de tam 8 yıldır kanlı bir savaş yaşanıyor. Suriye’yi ölüm kusan silahların, patlayan bombaların, eli kanlı katliam çetelerinin pençesine düşürenler; yüz binlerce insanın ölmesine ve milyonlarca insanın da yaşadığı topraklardan kopmasına neden oldular.

Bugünlerde “Suriyeliler” sorunu üzerine işyerlerinde türlü tartışmalar oluyor. Ne yazık ki bu tartışmalarda genellikle önyargılar doğruların yerine konuluyor. Meselâ işsizliğin artmasının ve ev kiralarının yükselmesinin ana sorumlusu Suriyelilermiş gibi bir düşünce var. Keza devletin ve kamunun tüm olanaklarının Suriyelilere aktarıldığı söyleniyor. Oysa Türkiye’de Suriyelilerden önce de işsizlik oranları ve ev kiraları fazlasıyla yüksekti. Geçim derdi, yoksulluk, işsizlik, yüksek kira ve fatura giderleri biz işçi ve emekçiler için hiç de yeni sorunlar değil. Ama siyasi iktidar ve patronlar, elbette bu gerçekleri dile getirmiyorlar.

Bugün Türkiye’de üç buçuk milyondan fazla Suriyeli bulunuyor. Bu insanlar ülkemize durup dururken gelmediler. Suriye’de tam 8 yıldır kanlı bir savaş yaşanıyor. Suriye’yi ölüm kusan silahların, patlayan bombaların, eli kanlı katliam çetelerinin pençesine düşürenler; yüz binlerce insanın ölmesine ve milyonlarca insanın da yaşadığı topraklardan kopmasına neden oldular. Türkiyeli egemenler sınır kapılarını açarak Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesini teşvik ettiler. Çünkü yüz bin kişi sınırı aşarsa Birleşmiş Milletlerin Esad rejimine müdahale edeceğini hesaplıyorlardı. Bu plana göre, Esad rejimi kısa sürede devrilecek, Türkiye Suriye’de söz sahibi olacak ve Suriye halkının da minnettarlığını kazanacaktı. Fakat bu plan boşa çıktı. Savaş bitmedi, sınırı geçenlerin sayısı milyonları buldu.

Bir dönem Suriyeli göçmenler Avrupa ülkelerine akın ettiler. Bu akını durdurmak isteyen Avrupa Birliği, Türkiye’deki siyasi iktidarla pazarlık masasına oturdu. Suriyelilerin Türkiye’de tutulması karşılığında Türkiye’ye milyarlarca avro para verdi. Suriyeliler için çok masraf yapmakla övünen Türkiyeli egemenler, bu paranın çok az bir kısmını Suriyelilere aktardılar. Ama bu gerçeği bilmeyen ve devletin kaynaklarının Suriyelilere aktarıldığını düşünen emekçilerin tepkisi karşısında gerçeği gizlediler. Yoksul Türk ve Arap emekçilerini birbirine düşürmenin koşullarını yarattılar.

“Suriyeliler” deyince farklı bir kültürden olan, farklı bir dil konuşan, yaşamı alt üst olmuş, çoğu sevdiklerini kaybetmiş 3-4 milyon insandan bahsediyoruz. Bunlar başına gelenlerin nedenini tam kavrayamayan, baş edemediği bombalardan kaçtığı, sevdiklerini korumak için başka bir ülkeye göç ettiği için suçlanan, aşağılanan insanlar... Patronlar onları en kötü koşullarda çalıştırabilecekleri ucuz işgücü olarak görüyorlar. Ev sahipleri hayvanın bile barınmayacağı izbe yerleri Suriyelilere fahiş fiyatlarla kiralamaktan utanmıyor. Hırsızlık, taciz gibi olaylarda hiç düşünmeden Suriyeliler sorumlu ilan ediliyor. Kavgalar, linç olayları artıyor. Savaşın, gökten yağan bombaların, IŞİD gibi kanlı katliam çetelerinin dehşetini yaşamamış kimi emekçiler, “Suriyeliler niye vatanlarını savunmadılar? Ülkelerine geri dönsünler” diyebiliyor. Suriyelilere karşı nefret dolu sözler kullanabiliyor. Elbette bu nefret Suriyelilerde de bir tepki yaratıyor. Hal böyle olunca sorun giderek büyüyor.

Bir ülkeye birden bire 4 milyon insanın gelmesi, kaçınılmaz olarak ev kiralarını da artırır işsizliği de! Peki, emekçiler tepkilerini doğru adrese mi yöneltiyorlar? Suriyelileri kölece koşullarda çalıştırıp ücretleri düşük tutan patronlara karşı örgütlenmeyi düşünüyorlar mı? Suriyelilerin varlığının istismar edilmesine ve ev kiralarının bu denli yükseltilmesine karşı mücadele etmek, siyasi iktidarı önlem almaya itmek gerekmiyor mu? Başka bir dil ve kültüre sahip milyonlarca insanı kaderine terk eden, herhangi bir yerleştirme ve entegrasyon planı olmayan, göçmenlerin aç ve sefil bir şekilde büyük kentlere yığılmasının önünü açan bu iktidar değil mi? Kabul edelim ki Suriyelilerin bugünden yarına ülkelerine dönmeleri söz konusu değildir. “Suriyeliler evlerine dönsün” demek çözüm değildir. İşçiler olarak, doğru noktalardan tepki vermeliyiz. Bunun için de önce sorunun kaynağını doğru tespit etmeli, Suriyeli emekçilerin sınıf kardeşimiz olduğunu kabul etmeliyiz!

23 Ağustos 2019

Son Eklenenler

  • Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, geçen gün katıldığı bir televizyon programında “dolar yükseliyor endişelenmeli miyim?” sorusuna, “Dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolar borcunuz mu var? Dolarla işiniz var mı?” sorusuyla yanıt vererek, doların normal...
  • Tüm dünyada sermaye sınıfının ve onun temsilcisi hükümetlerin işçi sınıfına yönelik baskı ve saldırıları hız kesmeden devam ediyor. İşçiler ise “Bıçak Kemiğe Dayandı!” diyor. Baskılara, hak gasplarına, düşük ücretlere ve kötü çalışma koşullarına...
  • İşçilerin sağlığı ve güvenliği yerine patronların kârına öncelik veren sermaye düzeni, işçilerin canını almaya devam ediyor. Siyasi iktidar ise işçilerin canını zerrece umursamıyor, gerekli iş güvenliği önlemlerini almıyor ve sermaye sınıfını...
  • George Orwell “1984” kitabında, bizleri distopik bir dünyayla tanıştırıyor. Yıllardan 1984’tür. Romanın konu edildiği ülke baskıcı bir yönetimin elindedir. “BÜYÜK BİRADER” herkesi izler. Onun dünyasında özgürlük kavramı tam tersini ifade eder,...
  • Ben işimden dolayı gün içerisinde birden çok patron veya işveren temsilcisiyle konuşmak zorunda kalıyorum. Geçenlerde işlemlerini yaptığım bir patron ile aramızda geçen diyalogu sizlere anlatmak istedim. Yüzü beş karış adam, “nasılsınız” dememle...
  • “Kızımın hayalleri vardı, daha yapmak istedikler vardı, onu hayattan kopardılar.” Bu feryat, Pınar’ın bir cani tarafından katledilmesinin ardından acılı babanın haykırışı... Zekiye, Zeynep, Gül, Nurcan, Özgecan, Pınar ve daha ismini saymadığımız...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), işsizlik verilerini çarpıtmaya ve gerçekleri tepetaklak etmeye devam ediyor. 10 Ağustosta da aynı yöntemi kullanarak işsizlik verilerini açıkladı. TÜİK, kendisinin icat ettiği sınıflandırmalarla işsizliği olduğundan...
  • 4 Ağustosta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta büyük bir patlama gerçekleşti. Resmi rakamlara göre en az 158 kişi öldü, binlerce insan yaralandı, on binlercesi ise evsiz kaldı. Limandaki bir depoda, hiçbir güvenlik önlemi olmaksızın yıllardır tutulan...
  • 2008 krizini takip eden aylarda toplu işten çıkarmaların yaşandığı pek çok şirkette işçilerin işten çıkarılmayı kabul etmeyerek direnişe geçtikleri elbette unutulmadı. Bugün yaşanmakta olan ağır ekonomik kriz döneminde, milyonlarca işçinin toplu...
  • Egemenlerin dünyayı yıkıma sürükleyen paylaşım ve rekabet savaşları devam ediyor. Güzelim dünyamız milyonlarca insan için adeta bir cehenneme dönmüş durumda. Bu yıl, Nagazaki ve Hiroşima’da atom bombası kullanılmasının 75. yıldönümü. Geride...
  • Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Çanakkale’de bulunan Dardanel Önentaş fabrikasında bazı işçilerde koronavirüs tespit edilmesinden sonra hayata geçirilen “kapalı devre çalışma sistemini” protesto etti. Adeta bir toplama kampı gibi...
  • Koronavirüs’ün zengin yoksul ayırımı yapmadığı, “pandemi” sürecinde ekonominin tüm kesimleri olumsuz etkilediği, hepimizin “aynı gemide olduğu” masalları anlatıladursun gerçeğin hiç de böyle olmadığını veriler ortaya koyuyor. İlk koronavirüs...
  • Hangi yana baksak aslında çok büyük sorunlara işaret eden ayrıntılarla karşılaşıyoruz. Çünkü paranın insanın mutluluğundan, yaşamından daha değerli görüldüğü bir düzende yaşıyoruz. Hepimiz daha iyi bir yaşamın hayalini kuruyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni