Navigation

Buradasınız

Hayatımız Mesai!

Ekim 2013, No:67

Ücretlerin düşüklüğü, geçim derdi ve işten atılma tehdidi işçiyi fazla mesailere boyun eğmek zorunda bırakıyor. Patronlar, işçilerin ücretlerini düşük tutarak fazla mesaiye kalınmasını mecburi hale getiriyorlar.

Haftanın 6 günü, 24 saatin 12 saatini işyerinde geçiren bir işçinin kendine ait bir hayatı nasıl olabilir? 12 saat patron için çalışan işçi, en iyi ihtimalle 1 saatini de yolda kaybetmektedir. En az 8 saat uyumadan ertesi gün çalışması mümkün değil. Yani işçi kendisi için değil, ertesi gün çalışabilmek için düzenli uyumak, dinlenmek ve enerjisini toplamak zorundadır. 12+1+8 eder 21 saat. Geriye kaldı 3 saat. Yıkanmak, temizlenmek, giyinmek, alış-veriş yapmak gibi işleri de hesaba kattığımızda koca bir günden geriye bir şey kalmaz.

Şu soruyu tekrar sormalıyız: Haftada 6 gün 12 saat çalışan bir işçinin kendine ait bir hayatı var mı? İşçiler yaşamak için mi çalışıyor, çalışmak için mi yaşıyor? Her insanın kendisini ve ailesini geçindirmesi, kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürdürebilmesi için elbette çalışması gerekir. Ancak patronların düzeni kapitalizmde işçilerin gece gündüz çalışması hiçbir şey ifade etmiyor. İşçiler, sefalet koşullarından bir türlü çıkamıyorlar, kendilerine ve ailelerine zaman ayıramıyorlar. Ücretlerin düşüklüğü, geçim derdi ve işten atılma tehdidi işçiyi fazla mesailere boyun eğmek zorunda bırakıyor. Patronlar, işçilerin ücretlerini düşük tutarak fazla mesaiye kalınmasını mecburi hale getiriyorlar. Sonra da lütfeder gibi, fazla mesai yaptırarak işçilere daha fazla para kazanma imkânı sunduklarını söyleyebiliyorlar. Bir İşçi Dayanışması okurumuz yazdığı mektupta, iş başvurusu yaptığı bir işyerindeki personel müdürünün yüzsüzlüğünü şu sözlerle aktarıyor: “Ben seni sevdim. Seni düşünüyorum. Sen fazla mesai yapmazsan nasıl geçineceksin? Bugün asgari ücret ile geçinilemeyeceğini çok iyi biliyoruz.”

Geçim derdi ve ücretlerin düşüklüğü işçileri fazla mesailerden kazanacakları üç kuruşa o derece mahkûm ediyor ki, pek çok işyerinde işçiler fazla mesailerin kaldırılmasına tepki gösterebiliyorlar. Bir başka okurumuz, kendi işyerinde karşılaştığı durumu mektubunda şöyle aktarıyor: “Yan yana çalıştığım kadın arkadaşım çok rahatsızdı. Sürekli bel ağrısından şikâyet ediyordu. Çektiği acı, yüzünden okunuyordu. Şef geldi ve 16 saate kalıp kalamayacağını sordu. Arkadaşım ‘olur, 24 saate de kalırım’ dedi. Şef sevinerek uzaklaştı. Çok öfkelenmiştim. Bu öfkeyle arkadaşıma döndüm ve ne biçim bir insan olduğunu sordum. Acıdan kıvrandığı halde nasıl olup da kendi isteğiyle iki vardiya daha çalıştığını sordum. Bana ‘Gebze gibi bir sanayi şehrinde iş bulamadığı için kocam Karabük’e geri döndü. Bebeğime bakamadığım için onu da Bolu’ya anneme gönderdim. Onları görebilmek için para kazanmam gerekiyor’ dedi.”

Özetle çaresizlik işçileri bu duruma sürüklüyor. Elbette çaresizliği yaratan şey, işçilerin örgütsüz olmalarıdır. Birlik olamayan işçi, patron karşısında duramaz ve ücretini de yükseltemez. İşçi Dayanışması okurlarımızın UİD-DER’e gönderdiği mektuplar, işçilerin yaşadıkları trajedilerle dolu. Çocuğunu sadece uyurken görebilenler, fazla mesaiye kalmadığı için baskı görenler, fazla mesailerden dolayı ailesiyle ilişkileri bozulanlar, eşlerinden boşananlar, sosyal hayatları yok olanlar…

İş başvurularında fazla mesaiyi kabul etmeyen işçi işe bile alınmıyor. Bir yanda işten atma tehdidi ve işsizlik kırbacı, öte yanda geçim derdi işçileri günde 12 saati aşan çalışmaya boyun eğmek zorunda bırakıyor. Meselâ bir perde fabrikasında uzun yıllar 16 saate kadar çalışan, her Pazar mesaiye giden işçiler, fazla mesailere kalmayı reddedince türlü baskılara maruz kalıyorlar. Bölümleri defalarca değiştiriliyor, en ağır işlere koşuluyor, sürekli horlanıyor, zam döneminde zam verilmeyerek cezalandırılıyorlar.

Uzun çalışma saatleri ve düşük ücretler milyonlarca işçiye sosyalleşmek için zaman tanımıyor. İş yasasına göre haftalık çalışma süresi 45 saat. Resmi araştırmalar bile işçilerin haftalık çalışma süresinin ortalama 52 saate çıktığını gösteriyor. Çoğu işyerinde bu süre 70 saati aşıyor. Kısacası fazla mesailer fazla olmaktan çıktı ve normal çalışma biçimi haline geldi. Patronların dayattığı çalışma düzeni işçilerin sosyal hayatını yok ediyor, sağlıklarını bozuyor ve ömürlerini törpülüyor. Ama tüm bunların sorumlusu patronlar değilmiş gibi, utanmadan işçilerden teşekkür bekliyorlar.

Tüm zenginlikleri yaratan işçiler, yaşamak için daha çok boş zamanı ve daha yüksek ücretleri hak ediyor. Ücretlerin yükselmesini ve iş saatlerinin düşmesini istemeyen aklı başında tek bir işçi yoktur. Ancak işçiler birlik olmadan ve mücadele etmeden bunların elde edilebilmesi mümkün değildir.

21 Ekim 2013

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...
  • Ben on üç yaşından beri çalışmaktayım. Adana’da birçok fabrikada çalıştım, son beş yıldan beri ise bir fabrikada metal işçisi olarak çalışıyorum. Daha önce hep duyuyordum UİD-DER’in etkinliklerini ama böyle bir etkinliğe hiç katılmamıştım....
  • İki dağcı genç çadırlarını alır dağa çıkarlar. Çadırlarını kurar ve gece içinde uyurlar. Gençlerden biri gece uyanır. Panik halde arkadaşını uyandırır. Ne olduğunu, niye uyandırıldığını anlayamayan şaşkın arkadaşına sorar:
  • Geçenlerde eve dönmek için dolmuşa bindim, dolmuş hakikaten dolmuş durumdaydı. Dolmuşta iki kişinin kendi aralarında yaptıkları sohbete kulak misafiri oldum. Diş hekimi bu iki insan bir birilerine “müşteri nasıl kazıklanır” taktiğini veriyordu. “Bak...
  • Yeni Ekonomi Programı çerçevesinde güncelleme (zam) gündemime girdiğinde, acaba bu mektubu yazana kadar konu güncelliğini yitirir mi diye çok düşündüm. Sonunda mektubu yazmaya başladım ve burasına üzülsem mi, sevinsem mi bilemedim ama güncelliğini...
  • İstanbul Silivri açıklarında yaklaşık altı büyüklüğündeki deprem, yılardır bastırdığımız deprem korkumuzu tekrar gündemimize getirdi. Yaşanan sarsıntıyla yoksul işçi ve emekçiler artık diken üzerinde yaşamaya başladı. Büyük sarsıntıdan sonra,...
  • Kardeşler, bir servis şoförü olarak bugün sizinle biraz dertleşmek istedim. Yaşadıklarımı, tanık olduğum şeyleri sesli düşünerek aktarayım sizlere. Yirmi yıl çalıştıktan sonra emekli olacağım, artık çalışmama gerek yok diyerek emekli oldum. Emekli...