Navigation

Buradasınız

MESS Dayatmaları ve Sendikal Kriz

Haziran 2013, No:63

Türk Metal’in tabanındaki işçiler, mücadele etme konusunda istekliydiler. Yıllardır biriken sorunlarının çözümü için sendika bürokratlarına uyguladıkları basıncın grev kararı alınmasında etkili olduğunu bilen işçiler, bu kararın uygulanması için hazır olduklarını ilan etmişlerdi. Fakat MESS sözleşmesi işçilerin rızası alınmadan imzalandı.

Metal sektöründe 100 binin üzerinde işçiyi ilgilendiren MESS grup sözleşmesi görüşmeleri, yetkili üç sendikanın grev kararı almasıyla sonuçlanmıştı. Grev kararı alan sendikalar, işçilerin basıncıyla bazı eylemler yaptılar ve MESS’in dayatmalarını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Ancak her zaman olduğu gibi Türk Metal yönetimi, bir gece ansızın patronların dayattığı sözleşmeyi imzaladı. Bu sözleşme sonrasında Türk Metal’i eleştiren Birleşik Metal-İş de MESS’in dayattığı aynı sözleşmeyi imzaladı. Böylece sözleşme tekliflerinde %18-20 zam isteyen sendikalar, %7’lik zamma imza attılar. Birbirlerini işçilere ihanet etmekle suçlayan sendikalar, birbirinin aynısı sözleşmeleri kabul ettiler.

Özellikle Türk Metal’in tabanındaki işçiler, mücadele etme konusunda istekliydiler. Yıllardır biriken sorunlarının çözümü için sendika bürokratlarına uyguladıkları basıncın grev kararı alınmasında etkili olduğunu bilen işçiler, bu kararın uygulanması için hazır olduklarını ilan etmişlerdi. Fakat MESS sözleşmesi işçilerin rızası alınmadan imzalandı. Metal işçileri örgütsüzlüğün verdiği güçsüzlükle ne yazık ki bu sonuca büyük bir tepki gösteremediler. Ama bu tepkisizlik metal işçilerinin durumdan memnun oldukları anlamına gelmiyor. Tersine, işçiler arasında derin bir hoşnutsuzluk var. Ne var ki bu hoşnutsuzluk işçilerin inisiyatif almalarına, öne çıkmalarına ve sendikaların başına çöreklenen bürokratları kovmalarına dönüşebilmiş değil henüz.

Hangi sektörde olursa olsun işçiler bürokratların eline geçen sendikalara güvenmiyorlar. Çünkü çok uzun yıllardır sendikalar, işçilerin haklarına el koyan patronlar karşısında teslim olmuş haldeler. Sendikalar, yeni işçi kitlelerini örgütlemek ve patronların karşısına işçilerin örgütlü gücüyle dikilmek yerine, öylece beklemeyi tercih ediyorlar. Bürokratların mücadele etmek gibi bir anlayışları yok, onlar patronlarla uzlaşma içinde kalarak koltuklarını korumaya çalışıyorlar. Fakat aslında bu tutum, eğik bir düzleme adım atmaktır. Bir kere yokuş aşağı gidiş başladı mı bunu durdurmak kolay değildir. Nitekim koltuklarını korumaya odaklanan ve giderek işçilerden kopan, iyiden iyiye miskinleşen ve mecalsiz hale gelen sendikacılar, artık koruyacak bir koltuk bile bulamaz duruma gelmişlerdir. Zira sendikalar eridikçe erimiş ve toplu sözleşmeden yararlanan işçi sayısı 600 bine kadar inmiştir. İşte tüm bunlardan ötürü sendikal hareket derin bir krizin içinde debelenip duruyor.

Sendika yönetimleri, Türkiye’de sendikal hareketin derin bir krizde olduğunu peşpeşe itiraf ediyorlar. Sendikaların çok sayıda üye kaybettiğini ve güçsüz düştüğünü söylüyorlar. Hükümetin ve patronların saldırıları karşısında ellerinden bir şey gelmediği söylemine sığınıyorlar. İşçilerin ellerindeki en önemli silah olan grev hakkı mevcut sendikal anlayışın elinde oyuncağa dönmüş durumda. Tek Gıda-İş Çaykur işletmelerinde grev ilan etti ama işten atılmaktan korkan işçiler bu greve katılmadılar. THY işçilerinin grevi, hükümetin ve THY yönetiminin grev kırıcı tavrından dolayı güçlü başlayamadı. Hazırlıksız çıkılan greve diğer sendikalar da gerekli desteği vermediği için grev yalnız kaldı. Bu hazırlıksızlık ortamında AKP’nin, THY yönetiminin, patron medyasının ve polis zorbalığının tehditleri işçileri fazlasıyla belirlemiş oldu. Metal işçileri grev ilan eden ve keskin laflarla patronları tehdit eden sendikalarından umudu kestiler. Bu sefer de anlamlı bir kazanım elde edemedikleri için hüsran yaşadılar.

Oysa sendikaların bu durumu ne kaderdir ne de aşılamaz bir durumdur. Sendikalar üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerse içinde bulundukları krizi aşabilirler. Bunun için yapılması gereken şey, işçilerin sendikalarına sahip çıkmasını sağlamaktır. Öncelikle taban örgütlülüğünün güçlendirilmesi gerekiyor. İşçiler, sendikaların kendi örgütleri olduğunu hissetmeliler. Sendikalar işçilerin eğitimine önem vermelidir. Bilinçlenen işçiler, mücadelede daha etkin bir rol alacaktır. Kendi gücünün farkında olan ve moral bulan işçiler, sendikalarına da sahip çıkacaktır.

Mücadelenin kazanılması o mücadeleye girişmeden önce yapılan hazırlığa bağlıdır. İşçiler nasıl bir kavgaya giriştiklerini ve bunu hangi yöntemlerle yürütmeleri gerektiğini bilirlerse, patronların her türlü saldırısını püskürtürler. Kendilerine ve sendikalarına güvenirler. İşçilerin güvendiği ve sahip çıktığı bir sendika patronlar karşısında dik durur. Sendikal hareketin krizi patronlarla uzlaşmayla ve savunmada kalarak değil, işçileri mücadeleye katarak aşılır.

16 Haziran 2013

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni