Navigation

Buradasınız

Korona virüs, kapitalizm salgındır!

Salgın Sorunu Bir Mücadele Konusudur

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 150 Başyazı
Tüm dünya ağır bir ekonomik krizin ve koronavirüs salgınının etkisi altında bulunuyor. İşsizlerin ve yoksulların sayısı çığ gibi büyüyor. Emekçilerin yaşam koşulları her geçen gün daha fazla kötüye gidiyor. Hemen her ülkede eğitim ve sağlık sistemleri iflas etmiş durumda; insanlar gerektiği gibi tedavi olamıyor, öğrencilerin sağlıklı şartlarda okullarda eğitime devam etmesi sağlanmıyor. Korkutulup paniğe sürüklenen insanlar, bu kaos ve belirsizlik ortamında ne yapacaklarını bilemiyorlar. İnsanların ne yapacağını bilememesi derhal çaresizliğe ve umutsuzluğa yol açıyor.

Tüm dünya ağır bir ekonomik krizin ve koronavirüs salgınının etkisi altında bulunuyor. İşsizlerin ve yoksulların sayısı çığ gibi büyüyor. Emekçilerin yaşam koşulları her geçen gün daha fazla kötüye gidiyor. Hemen her ülkede eğitim ve sağlık sistemleri iflas etmiş durumda; insanlar gerektiği gibi tedavi olamıyor, öğrencilerin sağlıklı şartlarda okullarda eğitime devam etmesi sağlanmıyor. Korkutulup paniğe sürüklenen insanlar, bu kaos ve belirsizlik ortamında ne yapacaklarını bilemiyorlar. İnsanların ne yapacağını bilememesi derhal çaresizliğe ve umutsuzluğa yol açıyor. Zaten egemenlerin istediği de budur. Çünkü örgütsüz, çaresiz, ne yapacağını bilemeyen toplumları, egemenler istedikleri gibi yönlendirip yönetebilirler.

Ülke yönetimleri salgın öncesine göre daha otoriter ve baskıcı hale gelmiş, toplum üzerindeki baskı ve zorbalık artmış, dünya daha boğucu bir yere dönüşmüştür. Başından beri yorulmadan, bıkıp usanmadan tekrar ediyoruz: Sömürücü egemenler, salgını çok yönlü, çok kapsamlı bir saldırı aracına dönüştürmüştür. İnsanların hak ve özgürlüklerini koruyarak salgınla mücadele etmek yerine, onu kullanarak bir korku imparatorluğu yaratmış, kapitalizmin tüm günahlarını onunla örtmeye ve her türlü sorunu onunla meşrulaştırmaya başlamıştır. Ekonomik krizin, büyüyen işsizlik ve yoksulluğun, sağlık ve eğitim sisteminin çökmesinin, demokratik hakların yok edilmesinin suçu salgına yükleniyor. Salgın tüm kötülüklerin anası ilan edilirken, ona karşı mücadele maske takmaya indirgenip sorun bireyselleştiriliyor.

Salgın toplumsal bir sorundur ve ancak toplumsal olarak yenilebilir. İşçi sınıfı örgütlü olursa, işyerlerinde ve toplumsal hayatın diğer alanlarında gerekli önlemlerin alınmasını sağlayabilir. Salgın sorunu aynı ücret gibi, sigorta ve sendika hakkı gibi, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi bir sınıf sorunu ve mücadele konusudur.

Oysa tüm bunların ve ekonomik krizin nedeni koronavirüs salgını değil kapitalizmdir. Zira kapitalizm, tarihinde benzeri olmayan bir kriz yaşıyor. Bu sömürü sistemi yaşlanmış, tarihsel ömrünü tamamlamış ve büyük bir çıkmaza girmiştir. Bu sistemin yıkılması ve insanlığın önünün açılması gerekiyor. İşte şu anda bu yapılamadığı için, bu bunak sistem insanlığın başına yeni çoraplar örüyor. Kapitalizmin insanı ve doğayı zerrece umursamayan aşağılık bir sistem olduğunu asla unutmayalım. Böyle bir sistemi ayakta tutmak isteyen sömürücü zalimlerin, korona benzeri virüsleri kasıtlı olarak insanlığın başına musallat edebileceği düşüncesine kim itiraz edebilir? Kuşkusuz koronavirüsün doğal yollarla mı insana bulaştığı, yoksa emperyalist devletlerin laboratuarlarından mı sızdırıldığı henüz belli değildir. Ama her ne şekilde olursa olsun salgını yaratan, insanlığın başına bela eden kapitalizmdir. Kanada’nın Toronto kentinde bir duvar yazısında ne güzel ifade edilmiş: Korona virüstür, kapitalizm ise salgın! Virüsler canlı yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ama bir virüsün salgına dönüşüp tüm dünyayı etkilemesine yol açan kapitalist açgözlülüktür.

koorna-virus-kapitalizm-salgin.jpeg

Korona virüs, kapitalizm salgındır!

Kapitalizm, insanların gerçek ihtiyaçları umursanmadan üretim yapılması demektir. Bu düzende temel dürtü kârı ve sermayeyi büyütmek olduğu için, işçilerin emeği ve doğa sınırsızca yağmalanıyor. Doğa ve canlıların yaşam alanları yok edilerek öldürücü virüslerin insanlara bulaşmasının, yeni salgınların ortaya çıkmasının önü açılıyor. Emekçilerin yaşamını umursamayan egemenler, birbirlerine üstünlük sağlamak için salgını bir sıkıştırma, yıpratma ve geri adım attırma aracı olarak kullanmaktan da geri durmuyorlar. ABD Başkanı Trump koronavirüse “Çin virüsü” derken, Çin de bu virüsün kaynağının ABD olduğunu söylüyor. Birbirlerini suçluyorlar ama suçlu olan hepsi ve onların sömürü düzeni kapitalizmdir! ABD’den Çin’e, Rusya’dan Avrupa’ya her emperyalist devlet koronavirüs aşısını önce kendisi bulmak, ilaç tekellerini zengin etmek ve bu aşıyı kullanarak dünyadaki etkinliğini arttırmak istiyor. Bu açgözlü egemenler insanlığı düzlüğe çıkartabilirler mi?

Koronavirüs salgını kapitalizmin rekabete ve bencilliğe dayalı doğasını bir kez daha gözler önüne sermiştir. İnsanlığın küresel bir felaketle karşı karşıya olduğu söylenirken, aynı zamanda yüz milyonlar işsizliğe ve sefalete mahkûm ediliyor, umutsuzluğa sürükleniyor. Öyleyse egemenlerin söylediklerine neden inanalım? Onlar salgına karşı mücadele etmenin değil, sömürü düzenini düzlüğe çıkartmanın peşindeler. Oysa ekonomik krizin ve salgının bedelini emekçiler ödüyor. Salgın işçileri, emekçileri, yoksulları, korumasız olanları vuruyor. Önümüze daima sıtma ya da ölüm, siyah ya da beyaz biçiminde bir ikilem koyuyor, ikisinden birini seçmeye zorluyorlar. Kapitalist zihniyetin ürünü olan bu ikilemi kabul etmek zorunda değiliz.

Salgına karşı mücadelede işçi sınıfının bakış açısı, sömürücü egemenlerden tümüyle farklı olmak zorundadır. Biliyoruz ki bir insanın sağlıklı olması için sağlıklı bir toplumda yaşaması, sağlıklı beslenmesi, sağlıklı koşullarda çalışması ve yolculuk yapması gerekiyor. Her türlü hastalıkla savaşmanın yolu güçlü bağışıklık sistemidir. Bu nedenle ücretlerin arttırılması, işçilerin alım gücünün yükseltilmesi gerekmektedir. İşçilerin daha az yıpranarak çalışmalarının, daha iyi beslenmelerinin koşulları sağlanmalıdır. Bu nasıl aşağılık bir düzendir ki milyonları işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm ederken, geri kalan milyonları da tam bir yük hayvanı gibi gece gündüz çalıştırmaktadır. Oysa işyerlerinde tüm sağlık önlemleri alınırken ve mola süreleri uzatılırken, iş saatleri düşürülerek işçilere daha fazla dinlenme süresi yaratılabilir. İş saatlerinin düşürülmesi ve mevcut işlerin işsizlere paylaştırılması, iş bekleyen milyonlarca işsiz için ekmek ve yaşam demektir.

Şu manzaraya bir bakın: Bir yanda sağlık hizmetleri için para yok denilirken, öte yanda dünyada her sene silaha, tanka ve topa 2 trilyon dolar harcanıyor. Bu para, Türkiye’nin bir yıllık gayri safi hâsılasının üç katından fazladır. Trilyonlar neden sağlık ve eğitime değil de silaha harcanıyor? Oysa istenirse, hızla yeni hastaneler kurulabilir, sağlık çalışanlarının sayısı arttırılabilir, tüm toplum kısa zamanda taranıp hastalar tespit edilebilir ve böylece hastalık kontrol altına alınabilir. Öyleyse neden yapılmıyor? Neden sağlık hizmetleri parasız verilmiyor, neden yeni salgınların önlenmesi için kapsamlı çalışmalar yürütülmüyor?

Gözünü kâr hırsı bürümüş egemenler için kamusal sağlık ve eğitim devletin sırtında bir kamburdur. Siyasi iktidar, tüm okullarda tam zamanlı ve yüz yüze eğitimi başlatmak için hemen hemen hiçbir önlem almış değil. Oysa milyonlarca işçi çocuğunun uzaktan eğitime ulaşma olanağı yoktur. Kaldı ki okuldan kopartılıp eve hapsedilen, sosyalleşme ortamları dinamitlenen çocuklarda psikolojik sorunların oluşması kaçınılmazdır. İşçi sınıfı, çocuklarının eğitim sürecinden kopartılmasına karşı çıkmak zorundadır. Eğer istenirse derhal yeni okullar açılır, atanmayı bekleyen on binlerce öğretmen işe alınır, tüm okullarda sağlık çalışanları görevlendirilir ve okullarda sağlıklı koşullar oluşturulabilir.

Bir kez daha hatırlatırsak; salgın toplumsal bir sorundur ve ancak toplumsal olarak yenilebilir. İşçi sınıfı örgütlü olursa, işyerlerinde ve toplumsal hayatın diğer alanlarında gerekli önlemlerin alınmasını sağlayabilir. Mesele çok karmaşık değil: Salgın sorunu aynı ücret gibi, sigorta ve sendika hakkı gibi, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi bir sınıf sorunu ve mücadele konusudur.

25 Eylül 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, toplumun korkutulup eve hapsedilmesi… Kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.

UİD-DER Aylık Bülteni